En kompleksli hallerimiz...

'Türkiye’nin Maldivleri' diye tanıtıyoruz Salda Gölü’nü.

NASA’nın dünyada tek dediği gölü, Maldivler üzerinden anlatmak başarısı (!) bize ait yani.

Dağıttığımız ödüller kıymet bulsun diye “Türkiye’nin Oscarları” diye duyuruyoruz ödül almaya hak kazananların listesini.

Berlin Film Festivali Altın Ayı dağıtır, Cannes Film Festivali Altın Palmiye, Antalya’nın Altın Portakal’ını “Türkiye’nin Oscarları” diye duyuran kafa ne sorunlu bir kafadır...

Bu arada bilim kategorisinde dağıtılan ödüller için hiç “Türkiye’nin Nobel’i” lafını kullanmamışız, ne güzel.

Bilişim Vadisi’ni, Türkiye’nin “Silikon Valley’i” diye takdim eden de biziz,

Yaşayan Afrikalı sayısının fazlalığından dolayı Gülbağ’ı Türkiye’nin Harlem’i olarak yazan medya kuruluşu gördüm.

ABD’de otomotiv sanayiinin merkezi Detroit olduğu için Bursa’ya “Türkiye’nin Detroit’i” diyenlerimiz var.

Dünya üzerinde balıksız göl yok ama biz dünyanın en önemli efsanesine sahip Halil-ür Rahman Gölü’ne Balıklı Göl diyoruz.

Sahibi olduğumuz değerleri illa başkalarının değerlerine benzetmek hatasından ne zaman vazgeçeceğiz acaba?.. 

Ya Fransa ya da Türkiye...

Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığında Türkiye’ye “Sen Bakü’nün tarafındasın, arabulucu olamazsın” diyor dünya.

Fransa, dünyada Dağlık Karabağ’ı tanıma kararı alan ilk ülke ve aynı zamanda Erivan’dan yana taraf oldu.

Bu şartlar altında Fransa, arabulucu rolündeki Minsk Grubu’nun 3 eş başkan ülkesinden biri olarak kalamaz.

Uluslararası kuruluşlar da Fransa’nın yerini Almanya ya da İsviçre’ye bırakması gerektiğini söylüyor iki gündür.

Öfkesi aklının önünde giden Macron, bir kez daha kendi ayağına sıktı yani...  

‘İktidar özürlü denir bize’

“AK Parti’ye oy veren öğretmene öğretmen demem ben.”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bu cümleyi sarf ettiği akşam, uzun yıllar boyunca CHP ve DSP’de siyaset yapmış isimlerle birlikteydim.

Masadaki-lerden biri sosyal medyada gördüğü “Ek iş yapmak zorunda kalmayan öğretmene öğretmem demem ben” mesajını paylaştı.

Bir başkası “Bugüne kadar 10 seçim gitti, 115 MYK üyesi değişti, değişmeyen tek şey Genel Başkan” dedi tepkiyle, “Bize de iktidar özürlü demek lazım” diye devam etti.

Sonra CHP içi dedikodulara geldi iş:

Özeti, yaklaşık 25 il başkanı, başarısız oldukları gerekçesiyle görevden alınacakmış. Kemal Bey’in daha önce açıkladığı il başkanları performans raporlarına göre yapılacakmış işlemler. Anadolu’ya dair performans raporu hazırlayanlardan biri, Mehmet Bekaroğlu’nun partiye getirdiği danışmanlar-danmış. Doğu illeri için de Kemal Bey’in bir başka danışmanı rapor hazırlıyormuş, örgüt başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın bile bu durumdan haberi yokmuş.

Bu konuşulanların ne kadarı doğrudur bilemem; bildiğim, bu tartışmaların hiç bitmediği.

Masadan kalkarken, “Kemal Bey CHP’den ayrılıp bir parti kursa, sizce barajı geçebilir mi?” diye sordum, “Dalga geçme bizle” diyerek veda ettiler bana...

Koronavirüs ve sınıf farkı

ABD Başkanı’nın bile koronavirüse yakalandığı bir dünyada, hastalığın sınıf farkı mı olur demeyin, bal gibi var. Evde çalışabilen var, mutlaka iş yerine gitmesi gereken de...

İşe giderken kendi arabasıyla seyahat eden de var, mutlaka toplu ulaşım kullanmak zorunda olan da...

Çalışan sayısı azaltılmış ofisinde oturan ile makine başında yan yana çalışmak zorunda kalanların hali hiç bir olur mu?

Kimi her iki saatte bir çift maske değiştirmekle övünüyor, kimi N-95 maskesiyle, kimileri şirket ne verirse onu takıyor.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bilinen bir gerçek, mavi yakalılar iş ve yaşam şartları gereği daha fazla hasta oluyor.

Her hasta olana dikkatsiz, kurallara uymamış insan muamelesi yapmadan önce iki kere düşünmek lazım.

Çocuktum, büyüdüm...

Çocuktum, Milliyet Çocuk dergisi okurdum, böyle tanıştım Milliyet markasıyla ben.

Çocuktum ama Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün evde yaşanan üzüntüyü anlayacak kadar büyümüştüm.  

Üniversite yıllarında siyaset sayfalarını okumaya başladım.

Kıbrıs’ta içi sloganlarla dolu bir öğrenci dergisi çıkarıyorduk, bir öğleden sonra Sami Kohen’e götürmüştüm dergimizi.

Cağaloğlu’ndaki binanın kapısından içeri girerken heyecandan dizlerim titriyordu.

O zaman 19 yaşındaydım, bugün 51 yaşındayım.

Milliyet’in kapısından her girişte yine garip bir heyecan kaplıyor içimi.

Tüm ömrümün yoldaşı olan bir gazete Milliyet ve kızım eline Milliyet’i her aldığında biliyorum ki çok uzun bir yolculukta yeni bir etap daha başlıyor.

Nice 70 yıllara Milliyet...