Gidene değil gelene bakmak...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki, iki numaralı koltuk olan “Genel Sekreter” makamı el değiştirdi.

Herkes yeni atanan Genel Sekreter’in geçmişini, geçmişte CHP’li isimlerle yaşadığı sorunları konuşuyor.

Oysa asıl konuşulması gereken durum, 5 Temmuz 2019’da ataması yapılan Yavuz Erkut’un 7 Temmuz 2020’de emekliye ayrılmış olması.

Açıklanan sağlık ve benzeri bir sorun olmadığına göre, neden bir senede koltuğu bıraktı Yavuz Erkut?

Gidene değil gelene bakmak...

Belki Ekrem İmamoğlu ile anlaşamadılar, belki görevden ayrılması istendi, belki de sadece yoruldu ve bıktığı için emekli oldu Erkut.

Beklenenden çok daha kısa sürede yaşanan değişikliklerde gelenden çok gidenin sebepleri tartışılır aslında.

CHP tam tersini yapmayı başardı bir kez daha...

Küçükleri korumak mı, abartmak mı?

Çocukların uzaktan eğitim yaptığı Zoom uygulamasına sızan internet korsanlarının pornografik yayın yaptığı,

Disney’in, sorunlarını çözmek için kurtarıcı bir prens beklemek yerine, kendi sorunlarını kendi çözebilen Prenses Elena karakterini yarattığı,

Küçükleri Muzır Neşriyat’tan Koruma Kurulu’muz var.

1927’de çıkarılmış bir kanunun, Kenan Evren-Turgut Özal birlikteliğiyle diriltilmesiyle ortaya çıktı bu Kurul.

Geçmişte Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabını muzır bulmuşlardı, şimdi çocuk kitaplarına dair kararlar veriyorlar.

Son dönem, sakıncalı buldukları kitaplardan sadece biri, sadece Rusya’da toplatılmış, onun dışında verdikleri kararların eşi, benzeri yok.

Bu Kurul son olarak devletin bilimsel bir kurumu olan TÜBİTAK’ın yayımladığı bir çocuk kitabını sakıncalı buldu.

2013’te piyasaya çıkan bir kitap hakkında 2020’de karar verilmesi zaten garip ama ben başka şeyler de merak ediyorum.

Mesela bu Kurul’un üyelerinin isimlerini değil ama çocukları korumak adına görev yaptıklarına göre içlerinde pedagoji eğitimi almış kaç kişi olduğunu merak ediyorum.

Bir de TÜBİTAK’ın çocuklara tüm canlıların üremesi şeklini öğretmesinin nasıl bir zararı olabilir ki?

Tüm ailelerin çocuklarını online dünyadan korumaya çalıştıkları bir dönemde, kitaplara ve bilgiye bu kadar hoyrat davranmamak lazım.

Çekin elinizi, dilinizi kadınların üzerinden

Rahşan Ecevit siyasetin içinde yer alan, 1980’den sonra parti genel başkanlığı da yapan bir figürdü.

Buna rağmen 1970’li yıllarda Ilıcakların Tercüman gazetesi, görünüşü ya da kıyafetleri üzerinden çok hedef aldı Rahşan Ecevit’i.

1980’li yıllarda Semra Özal vardı hayatımızda.

Siyasete etkisi, ANAP içinden kelle istediği lades oyunları, etrafında pervane olan Papatyalar’ı çok konuşuldu.

Çok eleştirildi ama kimse görüntüsü üzerinden yargılamadı Semra Özal’ı, doğrusu da buydu zaten.

Gidene değil gelene bakmak...

Bir siyasi anlayışa, bir siyasetçiye karşı olma fikrini anlarım ama karşı olduğun insanı eşinin görüntüsü üzerinden vurmayı anlamam hiç.

Bir gün baktım İlhan (Selçuk) Abi, Cumhuriyet’te Emine Erdoğan’ın kıyafetini, çantasının askısına kadar eleştiren bir yazı yazdı.

Ilıcakların Tercümanı ile aynı çizgide buluşmak hiç yakışmadı İlhan Selçuk adına diye yazdım, aralıksız 3 gün küfür mesajları aldım.

Binali Yıldırım’a karşı olmak, siyasetini beğenmemek falan herkesin hakkı da, Binali Yıldırım’a kızıp eşinin kıyafeti ya da görüntüsü üzerine kalem oynatmak ne demek?

Başak Demirtaş’a yapılan çirkinliğe kızıp, Semiha Yıldırım’a saldıran ya da saldırıyı doğru bilen biri kadına şiddete karşı olduğunu söylemez.

İYİ Parti Milletvekili Levent Özeren o çirkin tweet’le ilgili komplo vs. diyor bilmiyorum ama hem İYİ Parti hem de yargı bu işi soruşturmalı, gerçek açığa çıkmalı...