İstanbul Sözleşmesi’nin alternatifi var mı?

Var elbette, olmaz mı? Mesela fikrini beğenmediğin kadınlara “fahişe”, ofiste terfi eden kadın için patrona ya da genel müdürle “kırıştırdı” demeyeceksin...

Yani diline hakim olacaksın.

***

Torunu yaşındaki kızları “başlık” parasıyla satın alan adamlara, birden çok karısı ya da resmi nikahlı bir karısı olup da metres tutan adamlara, “şanslı” değil suçlu gözüyle bakacaksın.  

Parayı bulunca “önce arabayı sonra karıyı değiştirme” inanışına karşı duracaksın, sadece arabanı değiştireceksin.

Dul ya da boşanmış kadınların, mini etek giyen kadınların, Türkiye’ye gelen turist kadınların seninle seks yapmaya hazır olduğu yanılgısından kurtulacaksın.

Yani beline hakim olacaksın.

***

Elin, sevdiğin kadının yüzüne ve saçına sadece sevgiyle dokunacak, can yakmak için değil...

Metrobüste, sokakta, iş yerinde hatta market kasasında fırsat bu fırsat kadının bedenine dokunmanın hakkın olmadığını öğreneceksin.

Yani eline hakim olacaksın...

***

Eşcinselliğe karşıysan bunun sebebini, kadın ile erkeği birbirlerinden mümkün olduğunca uzak tutma çabanı sorgulayacaksın.

Çoğu kişinin ne yazdığını bilmediği bir sözleşmeyi değil...

“Ateşle barut yanyana durmaz” denilince aklına asansöre birlikte binen kadın-erkek değil, patlayıp duran havai fişek fabrikası gelecek.

Başlık, berdel gibi kavramları tarihe gömmüş olacaksın.

Tarikat içi evlilikler olsun diye kadın ve erkeklerin fotoğraflarını eşya gibi kullanıp, yıllarca eş seçtirip sonra da kimseye ahlak dersi vermeye kalkmayacaksın.

Kaçırılıp tecavüz edilen 14 yaşındaki Nuran için 32 kişilik aile meclisleri kurup, sonra babası ve ağabeyine boğdurmayacaksın küçücük kızı.

Yani beynine hakim olacaksın...

***

Hacı Bektaşi Veli’nin eline, diline, beline sahip çık sözü bugün için de geçerli ama beynine de sahip çıkmalı insan.

Erkeklerin, eline, diline, beline, gözüne, beynine hakim oldukları bir dünyada İstanbul Sözleşmesi elbette tartışılabilir.

Yoksa erkek milletvekillerinin kadınların mini etek giymesini yasaklayan bir yasayı Meclisi’nden geçiren Polonya falan Türkiye’ye örnek olamaz.

Gökkuşağı gökkuşağıdır...

Azeri inancında dünyanın anası Fatma Ana’nın kuşağı diye kabul edilir gökkuşağı.

Yakut halkı Umay ana üzerinden kurar aynı bağlantıyı.

Kırgızlar’da gökyüzündeki yay olarak kabul edilir.

Tevrat’a göre Nuh Tufanı sona erdikten sonra dünyanın bir daha yok olmayacağının işareti kabul edilir.

Ruslar ve Avustralyalılar için gökkuşağı, ölenlerin ruhlarının cennete gitmek için kullandıkları köprüdür.

Afrika’nın Zulu kabilelerinden tutun da Eskimo halkına kadar farklı farklı şeyleri simgeliyor gökkuşağı.

Bir arama motoruna Apple yazıp, görsellere basınca, karşınıza elma değil marka Apple ürünlerinin fotoğrafları geliyor ya...

Gökkuşağı da son 10 yıldır cinsel kimlik ifadesi ve bu ifadeden nefret edenlerle anılmaya başlandı.

Bu gidişle yakın bir gelecekte gökkuşağına dair tek konuştuğumuz konu cinsel kimlik olacak.

Çocuklar gökkuşağı çıktığı zaman sevinmek yerine görmezden gelmeye başlayacak...

Yarın öbür gün birisi çıkıp, gökkuşağı da alanlarına giriyor diye Avrupa Meteoroloji Ajansı’ndan ayrılmamızı isteyecek...

Koronavirüsten daha tehlikeli

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de en güvenilen isimlerden birisi olmayı başardı pandemi sürecinde.

Fakat son iki haftadır koronavirüsü umursamazlık kadar Bakan Koca’nın açıklamalarını sorgulama eğilimi de başladı.

Hızla ve nedenlerini ortadan kaldırarak tekrar aynı güven noktasına çıkmalı Sağlık Bakanı Koca.

Zira güvenilir bir rehber olmadan pandemi süreci geçirmek Mart-Haziran arasından kat ve kat zor olur bize...

Murat Övüç’e değil kendinize kızın

Murat Övüç’ün Yeşim Salkım’a ettiği küfre kızıyor herkes.

Kim bu Murat Övüç, neden bu kadar ünlü diye sorun önce kendinize...

Sabun köpüğü ünlülerin, ünlerini korumak için  ünlendikleri konuda dozu hep artırdıklarını hatırlayın sonra.

Murat Özdemir örneği ortada işte, ekrandaki tartışmalarla gelen şöhretini papağana işkence ederek sürdürmeye çalıştı.

Daha bir sürü örnek sayabilirim size, şöhretini korumak için ekranları insanat bahçesine çeviren.

Nasıl değil, ne kadar bilindiğinin önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz artık.

O yüzden Murat Övüç’e hakaret etmek bir ceza değil, bir ödül aslında. Murat Övüç’e verilebilecek en büyük ceza, bu kişi neden hayatımızda, neden ünlü diye sormak aslında...