Koronavirüs Türkiye’ye gelirse...

Dünya Sağlık Örgütü’nün 44 bin hastayı takip ederek ulaştığı sonuçlara göre, virüsü alanların yüzde 81’i hafif şekilde geçiriyor hastalığı.

Ağır tablo gözlemlenenlerin oranı sadece yüzde 5. Kalan yüzde 14 de hastalığı ciddi geçiriyor ama ölüm riski taşımıyor.

Dünya geneline bakıldığında hastalığa yakalananların ölüm oranı yüzde 1-2 arasında dolaşıyor.

Hastalığın çıktığı Çin’de de ölüm oranı yüzde 2.1’e düştü.

Dünyadaki ilk koronavirüs salgını değil bu. 2002’de Çin’de ortaya çıkan ve yine bir koronavirüsün yol açtığı SARS salgınında ölüm oranı yüzde 9.6 olmuştu.

2012’de bir başka koronavirüs cinsinin neden olduğu ve Suudi Arabistan’dan çıkan MERS salgınında ölüm oranı yüzde 34’e ulaşmıştı.

İran’da tespit edilen 100 hastadan 16’sı hayatını kaybetti. Yani yüzde 16’lık bir oran var.

Dünya Sağlık Örgütü “Biz Çin’den değil, virüsün sağlık sistemi zayıf ülkelere yayılmasından endişe ediyoruz” demişti, İran bu endişeyi haklı çıkarmış gibi duruyor.

Virüse yakalananlara, bağışıklık sistemleri hastalığı yeninceye kadar uygulanan zatürre tedavisi ve solunum desteği açısından sağlık sistemi çok önemli.

Koronavirüs bu kadar ölümcül değilse tüm dünya neden panikte sorusunu sorma hakkımız var.

Sağlık açısından en büyük risk, virüsün mutasyona uğraması ve daha ölümcül hale gelmesi.

Ama tüm dünyayı asıl rahatsız eden ekonominin yaşadığı etki.

Hastalık değil ama hastalığın yayılmasını engellemek için dünyanın üretim merkezi Çin’de alınan önlemler bir sürü ülke ve markayı zor durumda bıraktı.

Günde 260 bin varil daha az petrol talebi, bakır fiyatlarındaki yüzde 13’lük geriye gidiş, Çin’de parça ürettiren markaların tedarik sorunları, dünya genelinde milyonlarca günlük mesai kaybı gibi başka etmenler var.

4 milyar insan, dünyadaki kara parçasının yüzde 1’lik diliminde yaşıyor. Büyük şehirler, kalabalık nüfus, artan yolculuk sayıları insanları salgınlara karşı güçsüz kılıyor. Düşünün, 2019 yılında tam 4.5 milyar yolcu taşıdı uçaklar.

Şu an 29 ülkeye yayılan koronavirüs, komplo teorisi kuranlara göre çoktan geldi ama mantık yürütünce de Türkiye’ye gelecek.

Sağlık kısmı halledilir ama ihracat ve turizmin yaşayacağı etki, bunun sivil havacılık başta diğer sektörlere etkisi daha da düşündürücü.

Bir de not eklemek gerekiyor.

Dünyadaki en ölümcül salgın, 1918 İspanyol gribi dediğimiz salgındı, dünya genelinde 50 ile 100 milyon arasında insan öldü.

Salgına dair yapılan çalışmalarda en yoğun ölümlerin, Paris ve Londra’nın zengin semtlerinde yaşandığı fark edildi.

Paris’te, kış mevsiminde, zenginlerin evlerinin çatısı altına sığınanlarla, Londra’da odaları ısıtılmayan hizmetçi ve uşaklar ölmüştü salgından.

Bugün de temiz suya ulaşımı zor, sağlıklı kanalizasyon sistemi olmayan ve tıp hizmetine ulaşamayan insanlar daha kolay ölüyor salgınlarda...

“Acıların Çocuğu” 2

Küçük Emrah, “Acıların Çocuğu” şarkısıyla ün ve para kazandı.

Şimdi Küçük Emrah’ın yargı süreci sonunda oğlu olduğu ortaya çıkan Tayfun, Survivor’da, çocukluk döneminde çektiği acıları anlatıyor.

Hayat ne garip tesadüflerle dolu ve nasıl bir sınav, farkında mıyız?

Koronavirüs Türkiye’ye gelirse...

Kızıma anlatamadım

Kızım ilk defa bir maça gitti geçen perşembe.

Fenerbahçe-Real Madrid basketbol maçını izlesin istedim.

8 yaşında bir çocuk, o heyecanla, fotoğrafını gördüğünüz kartonu hazırlamış, öyle gittik salona.

Kapıdaki “Polis amca”, “İçeri pankart sokmak yasak” diyerek bıraktırdı karton parçasını.

Kızıma anlatamadım, yetkiyi verenin, inisiyatif kullanabilecek kapasiteyi önemsemesi gerektiğini.

Kızıma anlatamadım, sorunun onun masum sevgisi ya da emeğinde değil, başka sebeplerden olduğunu.

Baba dediğin portre kolay kolay pişmanlık hissetmez ya, pişman ettiniz, sağ olun...

Koronavirüs Türkiye’ye gelirse...