Koronavirüsten önce ve sonra bayram

Uyanık olanlar dün gece yola çıkıp tatil yörelerine varmaya başlamış olacaktı bu sabahtan itibaren. Bodrum girişinde kuyruk haberleri yapacaktık.

Asıl “Kavimler göçü” bu akşam saatlerinde başlayacaktı. Otoyollar ve havalimanlarındaki yığılmaların haberleri verielecekti.

Bayram tatilinde trafik kazalarında ölenlerin sayısı için artık standart haline gelen haberler yayımlanmaya başlayacaktı, küçük sayılarla.

Bayram tatilin 19 Mayıs’tan başlatanlar mı daha iyi yaptı yoksa bayram tatiline 3 gün daha ek yapanlar mı gibi saçma ve bitmez tatil analizleri duyacaktık sağımızdan solumuzdan.

İmkânı olmadığı için tatile gidemeyenler, “Oh, İstanbul bize kaldı, hiç gelmeyin” diye sosyal medya mesajları paylaşırdı. Bu sene onlar da olmayacak.

Koronavirüs en büyük darbeyi çocuklara vuruyor ama bayramda. Sadece evdekilerden bayram harçlığı alabilecekleri için değil, asıl tatil hevesinin büyük oranda darbe vurduğu bir kültürü, bu sene de koronavirüs yüzünden yaşamayacak çocuklar...

Virüse karşı daha az temizlik

Yunanistan bu sene 22 milyar euro turizm geliri hedefliyordu, tahminleri gelirin 2 milyar euro olacağı.

Atina mesafeli plaj uygulaması başta bazı önlemler açıklamıştı, bir madde dikkatimi çekti.

“Virüsün yayılmasını engellemek adına otel odalarında yorgan ve çarşaflar her gün yenilenmeyecek” diye karar almışlar.

Daha az temizliğin bir hastalığa karşı ilk kez önlem olarak kullanıldığına şahit olacağız bu kararla.

Mantığı yaşam alanlarında daha az kişi dolaşmasına dayanan bu kararın bir adım sonrası acaba ne olur?

Resepsiyonu kaldırma imkânları olmadığına göre, “Kendi bavulunu kendin taşı”, “ Kendi yemeğini odanda kendin yap” diye devam edebilirler.

Bizi en çok kim özlemiştir?

Onların ürettiği otomobillere olan bağımlılığımız yüzünden en çok Alman otomobil üreticileri mı?

Tatile gidiyoruz diye yola çıkıp, Alexandroupolis’te çoğu Çin malı olan ürünleri satan ve her yerinden bizim vatandaşımız çıkan Jumbo marketin sahipleri ve sahildeki restoran işletmecileri mi?

Turist olmayı mağaza gezmek ve lüks marka alışverişi yapmak diye düşünenimiz çok olduğu için Paris ve Milano’da, sadece Türkçe bildiği için iş bulmuş olan büyük mağaza çalışanları mı?

Türkiye’de ithalatın yasak olduğu dönemlerin bitmeyen travması ve lüks ürünleri biraz daha ucuza alma çabamız nedeniyle hepsi özlüyordur bizi.

Milano’nun hemen dibinde, göl kenaranda harika bir kasaba olan Varenna’ya gitmeye üşenen ama İtalyan marka ayakkabılar için trenle Milano dışındaki “outlet” alanlarına koşan bir yapımız var maalesef bizim.

Türkiye’de kaç tarım lisesi var?

Bir Alman üniversitesinin ekonomi bölümü Türkiye’de bir saha araştırması yaptı geçen sene.

O araştırmada ortaya çıktı ki çiftçilerimizin tarım ilacı kullanırken danıştığı kişiler, tarım ilacı satan mağazaların çalışanları.

“En iyi mal, stokta olan maldır” kafasıyla ya da “En ağır zehri vereyim de adam hep benim müşterim” olsun inancıyla satılıyor tarım ilaçlarımız.

Bu durumun sebebi tarım sektöründe de ciddi bir ara eleman eksiğimiz olması.

Türkiye’de tarım liselerinin sayısı bir elin parmakları kadar maalesef.

O okulların sayısını artırmak kolay ama içeriğini doldurmak zor.

Turizm liselerimiz de var bizim, animatör eğitimi vermiyor, yurt dışından ithal ediyoruz.

Madem koronavirüs sonrası tarım bu kadar önemli bir sektör haline geldi, o zaman eğitimi de ona göre şekillendirmemiz lazım.

Hayaller de değişir...

Beş yıldızlı otellerde yapılan düğün hayalinden, kır düğünü hayaline döndü bir sürü genç kız.

Beş yıldızlı tatil köyü hayalinden, karavanla tatil hayaline döndü bir sürü insan.

Bu koronavirüs sürecinin en büyük faydası bize para harcayarak değil, sağlıklı, sevdiklerimizle beraber mutlu ve değerli olacağımız konusunda verdiği ders oldu.

Bu kadın neden hastanede değil?

“Adıyaman’da bipolar hastalığı nedeniyle tedavi gören genç bir kadın oğlunu ve yengesini öldürdü.”

Haliyle tehlikeli bir haber bu, zira tüm bipolar hastalarını uzak durulması gereken bireyler haline getiriyor.

Hatta aynı apartmanda oturan komşulardan tutun da akrabalara kadar sıkıcı sonuçları olabilir böyle bir haberin.

Biri çıkıp “Buradan taşının” diyebilir, bir akraba, bize gelirken “Onu getirme” gibi bir cümle kurabilir.

Bipolar hastalar önce kendilerine, sonra da başkalarına zarar vermesin diye, gerektiğinde hastanede tedavi altına alınırlar.

Tedavi gören bu genç kadının durumu doğru değerlendirilmiş olsaydı, şu an evlat katili genç bir kadın olmayacaktı karşımızda.

Pınar Altuğ külliyatı


Bir yenisini daha görünce Pınar Altuğ hakkında son bir yılda yapılan haberleri gözden geçirme ihtiyacı duydum dün.

Koronavirüsten önce ve sonra bayram



Neredeyse tüm haberler aynı, sosyal medya hesabına gelen saçma yorumlara Pınar Altuğ’un verdiği sert yanıtlar haberlerin konusu.

Pınar Altuğ’a kızmanın bir manası yok, o kendisini koruyor.

Garabet, kendi hayatını kurmuş, göründüğü kadarıyla hayatından memnun olan insanlara durmadan saldıranlar.

Pınar Altuğ’un kocası kendisinden genç ve halen beraberler diye bu neyin öfkesi ve düşmanlığı?
O laf sokmalar ve cevapların haberini yapacağımıza, niye bu kadar çok haris insanımız var, dönüp bunun haberlerini yapmalıyız...