Me, mee, meee...

Lafa gelince koyun gibi güdülmeyi istemiyoruz ama sokağa çıkanlar, “Kurallara ben hariç herkes uysun” havasına girince olmuyor işte.

Cumartesi-pazar parkları, sahilleri, piknik alanlarını dolduran, sosyal mesafeye uymayan, maske takmayan binlerce insan gördük.

Maske takmamak, sosyal mesafe kuralına uymamak suç değil ama kabahat.

Kurallara uymamız için illa polisin para cezası kesmesi mi lazım?

Ya da zabıtalar tüm gün parklarda volta atıp, vatandaşı mı uyaracak, “Maskenizi takın, sosyal mesafeye dikkat edin” diye?

Mutlaka siz de görmüşsünüzdür, maskeyi çene altında taşıyıp da, polis gördüğü zaman yüzüne çekenler var.

Bu, polis aracı görünceye kadar arıza şeridinden gitmek gibi bir uyanıklık değil ki, hayat söz konusu.

Koyun gibi güdülmek istemeyen, insan gibi davranır, hem kendi hem de başkalarının sağlığına özen gösterir.

İş bu kadar basit aslında...

Me, mee, meee...

Kim dedi çocuklarda koronavirüs yok diye?

Önce çocuklar yakalanmıyor dedik zira Çin’den gelen ilk bilgiler o yöndeydi.

Sonra çocuklar da yakalanıyor ama hastalığı ya hiç belirti göstermeden ya da çok hafif belirtilerle atlatıyorlar dedik.

Oysa Belçika’da 12 yaşındaki bir kız çocuğu, İngiltere’de 13 yaşındaki bir erkek çocuğu koronavirüs yüzünden öldü.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kemalettin Aydın’a, kreşlerin açılması ve çocukların taşıyıcı olma ihtimalini sordum cumartesi günü TV 100’deki programımda.

Hoca, şu anda yoğun bakımda tedavi gören çocuk bir hastamız da olduğunu söyleyip, “Koronavirüs çocuklara bulaşmıyor bilgisi tamamen yanlıştır” dedi.

BBC Bilim Dergisi bu konuyu araştırdığı bir makalede, çocuklara yapılan  koronavirüs test sayısının yok denecek kadar az olduğuna dikkat çeken bir uzmanla da konuşmuş.

Aynı makalede koronavirüsün ihtiyaç duyduğu ACE-2 reseptörünün çocukların üst solunum yollarında fazla, akciğerde az olduğuna dikkat çeken uzmanların söyledikleri de var.

Sonuçta daha hafif atlatıyor olsalar da koronavirüs çocuklarda da görülebiliyor ve çocuklar, çocuk oldukları için sosyal mesafe-maske gibi kurallara uymakta daha fazla zorluk yaşıyorlar.

Sonuç olarak, torunlarını çok özleyen 65 yaş üzerine iyilik yapmaya çalışırken, kötülük yapabiliriz.

Aklımızdan çıkmasın diye yazayım istedim.

Yürürken 1.5 metre, koşarken 3 metre

Önümüzde yürüyen biri koronavirüs hastasıysa, aramızdaki 1.5 metre mesafe havaya karışan virüsün yere inmesi için yeterli bir süre sağlıyor.

Ama koşan birinin verdiği nefesin ulaştığı uzaklık 1.5 metreden çok daha fazla.

Eğer bir parkta spor yapıyorsanız yürüyenler ve koşanlarla mesafenizi ona göre ayarlamanız gerekiyor.

Önce alışveriş, sonra fiş

Türkiye’nin bilinen ilk kamu spotu “Önce alışveriş, sonra fiş” sloganıyla bezeli filmlerdi.

Özal’lı yıllarda vergi kaçacağını önlemek adına esnafa yazarkasa mecburiyeti getirilmiş, vatandaştan da fişlerini toplaması istenmişti.

Topladığımız fişleri, vergi iadesi alabilmek için, yıl sonunda sarı büyük zarflara doldurur, üzerine fiş bedellerini yazıp, toplar, sonra da insan kaynaklarına teslim ederdik.

Dün vefat haberini aldığımız Ayşegül Atik, ilk kamu spotu dediğimiz skeçlerle hepimizin en tanıdığı yüz haline gelmişti kısa sürede.

“Hayatımızın masum zamanlarından bir karakter daha gitti” diye özetledi bir arkadaşım Atik’in vefatını.

Sahi öyle miydi gerçekten?

Aslında insanlar yaş aldıkça hayatın daha kirli olduğunu fark edip, geçmişe daha çok özlem duyuyorlar.

O zamanlar hayat daha masumdu zannediyoruz ama gerçekte o zamanın kirliliğini fark edemeyen yaşam tecrübesiz zamana özlemimiz.

Cem Yılmaz haklı mı, haksız mı?

İzinsiz olarak, kamera ya da fotoğraf makinesiyle özel yaşamın gizli alanına giren veya normal koşullar içerisinde özel çaba göstermeden görüntülenmesi mümkün olmayan özel yaşam olayını kaydeden kişi diye tanımlanıyor paparazzi kavramı.

Bir meslek sözlüğünde değil, ceza yasalarında böyle tanımlanıyor yapılan iş.

Lady Diana’nın Paris’teki ölümünün de etkisiyle dünyada paparazzilere hapis cezası verilmesini kabul eden ilk ülkelerden biri Fransa olmuştu.

Cem Yılmaz’ın Bodrum’daki evinin bahçesinde çekilen Serenay Sarıkaya fotoğrafı, daha doğrusu, Cem Yılmaz’ın başlattığı hukuk savaşı konuşuluyor günlerdir.

Böyle zamanlarda karar vermek adına yasalar ya da evin içi mahremdir gibi geleneklerden daha etkin bir terazi var insanın içinde.

Hayatımızdaki insanın ya da ailemizden birinin bu şekilde görüntülenmesi ve fotoğrafın paylaşılması bizi rahatsız eder mi, etmez mi?

Soru bu kadar basit, başlığın cevabı da öyle...