Ölen hepimizin ideali biraz da...

“Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı ama yine atıldı yeni serüvenlere...”

Kişisel gelişim kitaplarının, şiir kitaplarından kat ve kat fazla sattığı bir ülkede yazıya bir mısrayla başlamak garip bir his.

Mısranın sahibi Ahmet Telli. Grup Yorum’un Soluk Soluğa şiirinden yaptığı şarkıyla keşfetmiştim Ahmet Telli’yi.

Babamın kitaplığına Nâzım Hikmet kitapları vardı. Sanırım Attilâ İlhan’ı da bir Ahmet Kaya şarkısından keşfetmemin sebebi bu oldu.

Kolejde okumuş, 17 yaşındaki bir çocuk için, şarkılardan şiirlere ulaşmak biraz normal, biraz garip bir durum aslında...

Grup Yorum’un aldığım ilk kasetinde Kalan Müzik etiketi vardı. Sahibi de Grup Yorum kafasındadır mutlaka diye bir sonuca varmış, çok da üzerinde durmamıştım.

Yaş aldıkça, marş sözleri dinlemekten müzik dinleyicisi olmaya döndü tercihlerim.

Her farklı alanda, geçmişe her baktığımda, popülerlik çarkının dışına attığım her adımda Kalan Müzik ve Hasan Saltık adı çıktı karşıma, 17 yaşımın toptancı düşüncesini ancak 40 yaşımda fark edebildim...

***

Hasan Saltık’ın hayatımıza kattıklarına dair son üç günde çok şey yazıldı, mutlaka eksik kalanlar da olmuştur.

Yapılanlar anlatıldı ama yapana dair sanki bazı cümleler eksik kaldı.

“Durduğu yeri bilir ama oradan kimseye tepeden bakma nobranlığında bulunmazdı. O mahalle, bu mahalle kavgalarında insaf ve adaleti elden bırakmazdı. Bulup buluşturur, konuşur, çözer, barıştırır, gönül alır ve sonunda herkesin üzerine bir muhabbet örtüsü çekerdi.

Dertliydi. Hicaz makamının hüznü vardı üzerinde. Varlıkta da yoklukta da iyi bir şeyler yapmanın kaygısını taşırdı. Saba makamının gözyaşını da taşırdı yüreğinde. Ama bunu melankoliye, bohemliğe, umutsuzluğa yaslanmadan ve Anadolu insanının vakarını elden bırakmadan yapardı. En zor meselelere bile ferahfeza bir ruhla karşılık verdiğine şahidim. Rast makamının asaleti ve oturmuşluğu, Kürdi’nin sıcak dokunuşu, Hüseyni’nin dinginliği eşlik ederdi ona...”

Bu dünyadan giden ve gidecek hemen herkes üç aşağı beş yukarı zaten böyle anılmayı istemez mi?

Yaşam dediğimiz bu sınavda ideal olan, gönüllerde güzel bir his bırakmak değil mi?

Sonuçta banka hesabımız değil hafızalarda bıraktığınız, anılar belirlemez mi yokluğumuzu?

***

Hakkında bu satırlar yazılan Hasan Saltık, Erkan Oğur’un, sazıyla İbrahim Kalın’a eşlik etmesine gösterilen tepkiye itiraz etmişti: “Müzik adına yapılan bir işlem için bu kadar ayrıştırma doğru değil”

Onun müzikte hiç ayrıştırma yapmadığını bilmeyen, 20’li yaşlarda bir klavye bıçkını, “Kralın sofrasında soytarı olma” diye cümleler kurabilmişti Hasan Saltık için.

Üst paragrafta okuduğunuz, bu dünyadan giderken böyle anılmak isteriz diye tanımladığım satırları da Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Hasan Saltık’ın ardından sosyal medya hesabında yazdı.

***

İnsanın duygusu olur, hayvanın refleksi...

Türkiye’deki her iki mahalle de diğer mahalleye ait gördüğü ya da empati kuran insanlara artık duygu düşünce ve bilgi olmadan, refleks olarak saldırır hale geldi.

Anadolu dediğimiz, bu medeniyetler beşiği coğrafyadan bize kalan, “Ötekiyi kabul etme ve saygı gösterme” genetik mirasına ne oldu peki?

Ünlü düşünür Montesquieu’nun Yasaların Ruhu kitabında, demokrasi açısından “Antik dünyanın en mükemmeli” diye nitelediği Likya Birliği’nin, plajlarına koştuğumuz Patara’da olduğunu hatırlamamız gerekiyor artık.

Yazıya Ahmet Telli’den bir mısrayla başlamıştım, başka bir Ahmet Telli mısrasıyla bitireyim:

“Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık...”

Ölen hepimizin ideali biraz da...