Pazartesi günü Halkbank davasında ne olacak?

Türkiye ilginç bir ülke ve felaket tellalı olmayı sevenlerin sayısı çok fazla.

Son bir haftadır piyasalarda alttan alta, “Pazartesi günü Halkbank davası var, dananın kuyruğu kopacak” diye konuşuluyor.

Doğmamış danaya don biçmekten başka bir şey değil bu söylenti.

Pazartesi günü New York İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde Halkbank hâkim karşısına çıkacak ve “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” nedeniyle, ABD’de yargılanmasının mümkün olmadığına karar verilmesini isteyecek.

Duruşma pazartesi günü olacak ama o gün toplam altı ayrı duruşma var ve sonuncusu Halkbank’ın duruşması.

Öğleden sonra başlayacak duruşmada, kararın aynı gün çıkması beklenmiyor.

Çok düşük bir ihtimal ama karar aynı gün çıksa bile, o saat Türkiye’de piyasaların kapalı olduğu saat olacak.

New York İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi Halkbank’ı haklı bulursa, New York Günel Bölgesi Savcılığı’nın suçlaması ve dava hemen düşecek. Aksi olur da, Halkbank’ın yargılanmasına karar verilirse ne olacak?

Halkbank’ı yargılamak isteyen alt mahkemenin duruşma günü 3 Mayıs.

Küresel bir salgın sırasında, o kadar kısa sürede jüriyi hazır etmek, arka arkaya duruşma düzenine geçmek, tanık listelerini mahkemeye sunmak zor olacaktır diyor uzmanlar.

Yine aynı uzmanlar Halkbank’ın tüm yargılama sürecinde suçlu bulunması halinde bile, bir ceza tahakkuk ettirilmesinin çok uzun zaman alacağını söylüyorlar.

Sonuç olarak, pazartesi günü dananın kuyruğu kopmayacak.

Kim daha büyük kavgasına dair...

Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki şampiyonluk ve yıldız sayısı kavgasını izliyorum günlerdir.

Beşiktaş’ın 15, Galatasaray’ın 14, Fenerbahçe’nin 7 yıl şampiyon olamadığı zamanlar oldu geçmişte.

Liverpool 30 yıl bekledi, Schalke 62 yıldır şampiyon olamıyor.

Sorunun şampiyonluk değil, gelir paylaşımı olduğunun farkındayım ama gelir de tek başına büyüklüğü belirlemiyor.

Büyük camialar, sadece kazandıkları futbol şampiyonlukları ya da yıldız sayılarıyla büyük olmazlar.

Büyük olmak, bir duruş, bir fark yaratma, bir hedef koyma, bir vizyon gerektiriyor.

Ne Fenerbahçe Galatasaray’ın ne de Galatasaray Fenerbahçe’nin büyük olmasını engelleyebilir, buna güçleri yetmez.

Camiları büyük olmaktan ancak kendi yöneticileri uzaklaştırabilir.

Cenevre’den aynı uçakla döndüğümüz gün, “Ekonomi sınıfında uçan Başkan” diye yazmıştım Mustafa Cengiz’i.

Son 36 saattir erken karar vermişim duygusu var içimde.

Galatasaray Başkanı’ndan Fenerbahçe’yi eleştireceği açıklamaya da “Koronavirüs olan Ali Koç’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye başlamasını beklerdim.

Ali Koç’un Mustafa Cengiz’in ameliyatı sırasında hastaneye gittiğini de düşünecek olursak, abartılı bir beklenti değil bu.

Yazıyı okuyup, tuttuğum takıma göre yorum yapacaklara da peşinen söyleyeyim, Fenerbahçe taraftarıyım ama Galatasaray’ın lisanslı yüzücüsüydüm, en azından eski Galatasaray’ı bilen bir sporseverim.

Zeki Çetin entübe durumda

Türk sanat musikisi dinleme zevki ve adabını Zeki Çetin sayesinde öğrendim.

Ses kadar usul ve makamın önemini, bağırarak eser seslendirenlerin bilgisini sorgulamak gerektiğini de... 

Üstelik ondan öğrendiklerim sadece bunlar olmadı.

Saz heyetinde, vefat edinceye kadar, onlarca yıl beraber çalıştığı insanlar oldu Zeki Abi’nin, teknik ekibi de öyledir.

İşlerinin çok parlak olduğu zamanlar da oldu, 1994 döviz kriziyle zorlandıkları zamanlar da ama hiç dağılmadılar.

Mekânlar adına vefa geleneğini başlatan da Zeki Çetin oldu.

Kapısından 30 yıl önce girdikleri bir işletmenin her doğum günü, evlenme yıl dönümünde kutlama mesajı yollaması ve bu hiç hatasız onlarca yıl sürdürebilmesi kolay değildir.

Düşünün, Zeki Çetin bu geleneği mektup yazıldığı zamanlarda başlattı, bugün SMS’lerle devam ediyor.

Zeki Abi koronavirüs oldu, en son haber aldığımda yoğun bakımda entübe haldeydi.

Elim kaç kere telefona gitti ama eşi Semra Abla’yı arayıp da detayları sormayı kaldırmadı yüreğim, halen uzaktan takip ediyorum o yüzden.

Umarım Zeki Çetin hastaneden çıkar, tekrar mikrofonu eline alır ve gerçek Türk sanat musikisi dinlemek isteyenleri yine makam makam, duygu duygu dolaştırır...

Okullar tekrar kapanacak mı?

Milli Eğitim Bakanlığı, koronavirüs olan öğrenci sayısını bildiğini açıklasa da yarına dair umutlarımız artsa diye yazmıştım.

Aynı gün erken saatlerde bakanlıktan telefon geldi.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk başta olmak üzere özel bir yazılımla her okulda ortaya çıkan öğretmen-öğrenci vaka sayısını takip ettiklerini söylediler.

Birçok devlet kurumu personelinin takip edildiğini ama sayı açıklamalarının tek elden, Sağlık Bakanlığı tarafından yapıldığını söylediler.

Yüz yüze sınavları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liseler hariç yüz yüze sınav olmayacağı açıklamasına rağmen, okullarda yapılan diğer sınavları sordum.

Konuşmanın o kısmı görece uzun sürdü. Özeti şu: Açıklamanın yapıldığı gün tartışılan konu lise sınavları olduğu için açıklamada sadece lise sınavlarından söz edilmiş, açıklamadan sonra diğer sınıflar için takvimler açıklanmış.

Temiz Okul Belgesi konusuna gelince, Milli Eğitim Bakanlığı, seyreltilmiş sınıf, her okulda maske ve dezenfektan bulunması, sınıfların havalandırılması konusunda işleyişin sürdüğünü söyledi.

Benim sözünü ettiğimse Türk Standartları Enstitüsü’nün hazırladığı, yaklaşık 66 sayfalık düzenlemelerdi. Peki, okullar tekrar kapanacak mı diye sordum, “Tüm yetki illerde, valilerin başkanlığında çalışan il hıfzıssıhha kurullarında, onlar karar verecek” yanıtını aldım.