Yağmur Aşık kadar ilgi çekmeyen koronavirüs koruması

Koronavirüs krizinden çıkış yolu olarak tüm dünya aşılara ve kitlesel bağışıklığa bel bağladı.

ABD’de üretilmiş iki ayrı ilaç var.

Biri Eli Lilly tarafından üretilen ilaç, diğeri de koronavirüs olduğu zaman Başkan Trump’a verilen Regeneron adlı ilaç.

Yağmur Aşık kadar ilgi çekmeyen koronavirüs koruması

Bu ilaçlar hastalığı kapanların tedavisinde kullanılıyor ve tablonun ölümcül hale dönmesini engelliyordu.

Ancak Eli Lilly’nin huzurevlerinde yaptığı çalışamaya göre, ilaç koronavirüse yakalanma riskini yüzde 57 azaltıyor.

Firma, ilacının koruyucu olarak da onaylanması için Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi’ne başvurdu.

İlaç deyince aklınıza eczaneden alıp içilebilecek bir hap gelmesin, bir uzman tarafından damar yolundan veriliyor bu ilaç. Almanya bu ilaçları alan ilk Avrupa ülkesi oldu ama bu panik kaynaklı bir alım mı, ileride belli olacak.

Hastalığı engelleyemese de can kayıplarını azaltmaya çalışan İngiltere’de bir başka yöntem devreye alındı.

Bu yöntem orta parmağa takılan bir nabız oksimetresi sayesinde kandaki oksijen oranının günde üç kere ölçülmesine dayanıyor. Amaç, koronavirüsün yol açtığı gizli oksijen yetmezliğini erken yakalamak.

Kandaki oksijen oranı yüzde 92’inin altına düşerse hemen ambulans çağrılması tavsiye ediliyor.

Son yöntem Türkiye’den çıktı, dünyaca ünlü tıp dergisi Lancet’te de yayımlandı ama Yağmur Aşık’ın duruşmaya sevgilisiyle gitmesi kadar kıymet vermedi medyamız habere. Neyse ki Milliyet pazar günü geniş bir yer ayırdı.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Beslenme ve Güvenilir Gıda Araştırmaları Merkezi Müdürü Profesör Dr. Hasan Önal, düzenli kullanım halinde koronavirüse karşı koruma sağlayan ve içeriği Quersetin ve C vitamini olan bir “ilaç” sentezledi.

“İlaç” tırnak içerisinde zira bitkisel olduğu için Tarım Bakanlığı’ndan onay alınan bir takviye bu aslında.

En çok koronavirüsten korkuyoruz ama aşı harici alternatiflere nedense pek ilgi göstermiyoruz.

Garip bir hal bizimkisi...

Kayak otellerini yıksak mı?

İki gündür Uludağ’daki parti görüntülerini tartışıyoruz.

Farklı otellerden, gelen görüntülerin tartışma yaratması son derece normal.

Bu tesislere para cezası kesilmesi de normal, buraya kadar bir tartışma yok.

Ancak kamuoyu tepkisi yüzünden alınan otel kapatma kararına sonuna kadar karşıyım.

Karşıyım zira bu karar orada eğlenenler ve otel sahiplerinden çok çalışanları etkileyecek, insanlar işsiz kalacak.

Bursa’dan satın alınan eti, meyve ve sebzeyi, içeceği eklediğin zaman etkilenen insan sayısı otomatikman artıyor.

Kapatma kararının 10 gün olması sonucu değiştirmiyor, kayak otelleri zaten yılda 2-3 hafta iş yapıyor.

Kayak turizmi bir çırpıda vazgeçilecek bir dal değil.

Kayseri Erciyes’e Polonya, Ukrayna ve Rusya’dan direkt uçuşlar konduğunu kaçımız biliyoruz?

Sadece Kayseri’nin kış turizmi geliri 100 milyon dolar, Türkiye’nin de yılda 500 milyon dolar.

Bakın, Avrupa’daki en sert önlemleri alan Avusturya bile aralık ayında kayak tesislerini açtı.

Sosyal medyada tepkiye göre iş yapmaya başlarsak, her hafta Merkez Hakem Kurulu’nu görevden almak gerekir.

İşin sosyolojik bir boyutu daha var.

Uludağ’dan gelen görüntülere öfkenin temel nedeni Türkiye’de parası ya da gücü olanın kural tanımaz olduğu algısı.

Hastanelerin dahi koronavirüs testi bulamadığı bir dönemde, arkadaşlarına eğlence olsun diye test dağıtanların görüntüsüdür o algının sebebi.

Gelelim işin bir diğer boyutuna. Arabayla durmadan Ankara’ya gidip geliyorum, açık olan mola yerleri kalabalık ve dip dibe olmak konusunda Uludağ ile aynı.

Mola yerlerinde dans edenler yok, buna karşılık Uludağ’daki otellerde kalanların HES kodu var, diğerlerinde o kod yok.

Daha sıkı bir denetimle kolaylıkla çözülebilecek bir sorunu çalışanlara ve esnafa zarar vermeyecek şekilde çözmek mümkündü.

Kopenhag Kriterleri var, insanlık kriterleri yok

Almanya Sağlık Bakanı, aşı üreticilerinin AB dışı ülkelere aşı ihracatının izne bağlanmasını istedi dün.

İnsanlık, eşitlik, Kopenhag Kriterleri falan hikâye işte.

Önce Avrupalıların canı kurtulsun, diğer insanların canı önemli değil diyen bir kafa bu.

Tüm AB dışı ihracatı yasaklamak ve çok az aşı ulaşmış olan yerleri tarumar etmek yerine, nüfusunun 5 katına yetecek kadar çok aşı alan Kanada’ya ihracatı yasaklasanıza...

Aramızdaki fark

Türkiye’de okullar ve eğitim denilince akla ilk gelen lise ve üniversite sınavlarına hazırlanan 8. ve 12. sınıflar oluyor.

Eğitimde dünya lideri olan Finlandiya gibi ülkelerdeyse önce 1. sınıflar ve okul öncesi eğitim dikkate alınıyor.

Eğitimde “yaş kazanımı” diye bir gerçek vardır, bazı eğitimlerin belirli yaşta verilmesi gerekir.

Türkiye’de nedense bu kavram hiç düşünülmüyor, eğitim önemsenmiyor, varsa yoksa sınav için öğretim yapılıyor.