Hamilelikte Yaşanan Stres Bebeği Etkiler mi?

21 Aralık 2015

Bireyin sağlıklı bir şekilde gelişmesinin temeli henüz anne karnındayken başlamaktadır. Anne karnındaki bir bebek, annenin duygusal sisteminin bir parçası olarak da büyümektedir. Yani bebek, annenin yemek içme alışkanlıklarından, fizisel hareketlerinden etkilendiği kadar onun ruhsal çalkantılarından, mutluluğundan, heyecanından da etkilenmektedir. Dolayısıyla anne adayının gebelik boyunca yaşadığı ruhsal durumlardan bebeğin de psikolojisi etkilenmektedir.

Stres, gebelik üzerinde hangi etkilere yol açar?

Gebelik, her kadın için biraz fedakarlık yapması gereken süreçleri barındırmaktadır. Anne adayının bu dönemde gebeliğe bağlı ya da gebelikten bağımsız problemlerden dolayı; sıkıntı, stres, üzüntü, ağlama nöbetleri, duygu durumunda değişiklik yaşaması, aşırı kızgınlık ve öfke gibi durumlarla karşılaşması gebelik gidişatını etkileyebilir. Anne adayının bu sebeplere bağlı olarak strese girmesi, karnındaki bebeği de etkilenebilmektedir. Çünkü annenin stres yaşaması halinde, vücuttaki stres hormonları olan kortizol ve adrenalin de artmaktadır. Artan stres hormonları kan yoluyla bebeğe de geçebilmektedir.

Gebelik döneminde anne adayının yaşayacağı ağır stres durumu, travma olarak adlandırılır. Örneğin anne adayının başına gelen kötü bir olay ya da sosyal hayata bağlı yaşadığı huzursuzluklar, vücudun daha fazla kortizol (stres hormonu) salgılamasına neden olmaktadır. Anne adayının gebelik sürecinde yaşayacağı stres, bebeğin gelişim sürecini etkilemekle birlikte, yetişkinlik döneminde depresyon gibi ciddi rahatsızlıklar yaşama riskini arttırabilir. Bunun dışında bebekte davranış bozuklukları, dikkat ve konsantrasyon eksikliği, içine kapanıklılık hali, saldırganlık gibi olumsuz gelişimler yaşanabilir.

Anne adayı, gebelik döneminde deprem veya benzeri doğal felaketler yüzünden ciddi psikolojik travmalar yaşayabilmektedir. Araştırmalar, bu doğal felaketlere bağlı olarak anne adayının yaşadığı stresin bebeğin ergenlik dönemine geldiğinde depresyon, şizofreni gibi ciddi psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riskini arttırdığını da göstermektedir.

Gebelik döneminde stresten korunma yolları

Anne adayları gebelik döneminde yalnızca bedenlerine değil duygusal hallerine de özen göstermelidir. Nasıl ki anne adayı bebeğin yeme içme ihtiyacını karşılamak için beslenmesine dikkat ediyorsa, bebeğinin sağlıklı bir ruh hali için de kendi psikolojisinin iyi olmasına dikkat etmelidir.

Hamilelikte yaşanan stres, birçok anne adayı için ortak bir durumdur. Bebeğin geleceği, maddi sorunlar, ebeveynlikle ilgili sorumluluklar gibi endişeler sebebiyle stres yaşanması doğaldır. Ancak bu stresin kontrol altında tutulması gerekir. Şayet bu endişeler kontrol altında tutulamıyor ise, anne adayı profesyonel yardım almaktan çekinmemelidir. bir durumun olduğu unutulmamalıdır. Bu dönemde anne adayları psikolojik destek almaktan çekinmemelidirler. Alınacak destek, stres etkilerini en aza indirilebilmektedir. Stresin tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmasa da psikolojik destek ile stres kontrol altında tutularak, zararlı etkilerinden hem anne, hem de bebek korunabilir.

Yazının devamı...

Boş Gebelik Belirtileri Nelerdir?

16 Aralık 2015

Boş gebelik tıp literatüründe blighted ovum, anembriyonik gebelik vey anembriyonik gestasyon olarak ifade edilir. Boş gebelik, gebelik kesesinin rahim içerisinde yerleşememesi, rahim içinde embriyonun olmadan gelişmesidir. Boş gebelik nedeniyle gerçekleşen düşük vakaları incelendiğinde bu durumun nedeninin kromozom anormallikleri olduğu saptanmıştır.

Buradaki kromozomsal anormallikten kastedilen döllenmiş yumurtanın ya da spermlerin genetik olarak bozuk olması ve bunun sonucunda da boş gebelik yaşanmasıdır. Boş gebeliğin tanısı, embriyonun ve kalp atımlarının görülmesi gereken haftalarda gebelik kesesinin boş görüntülenmesi neticesinde tanısı konulmaktadır.

Boş gebelik ile normal gebeliğin ayırt edilmesindeki en önemli faktör gebelik kesesinin içerisinde bulunan ve yol kesesi adı verilen yapının görülmemesidir. Boş gebeliklerde bu yol kesesi adı verilen yapılar görülememektedir. Aynı zamanda kesenin ultrasonografik inceleme sonucunda da görüntülenmesi ile kadının boş gebelik yaşayıp yaşamadığı anlaşılabilmektedir. Teorik olarak anne adayının son adet siklusunun üzerinden yaklaşık 5 hafta geçmesi durumunda yapılacak olan transvajinal ultrasonografi yöntemi ile fetüs kolaylıkla görüntülenerek gebeliğin boş gebelik olup olmadığı rahatlıkla tespit edilebilir.

Boş gebeliğin belirtileri

Klinik olarak bakıldığında boş gebelik ile normal gebelik belirtileri benzemektedir. Anne adayında hiçbir şekilde adet kanaması ya da kramplar görülmez. Ancak bir süre sonra anne adayında hafif akıntılar başlayabilir. Bazen de hafif lekelenme şeklinde de belirti verebilir. Ancak gebeliğin boş gebelik olduğu, anne adayının şikayetlerine bakılarak tanı almaz. Anne adayının bu şikayetleri üzerine mutlaka kadın doğum uzmanı doktoruna başvurması ve ultrasonografi yöntemi ile gebelik kesesinin içine bakılması gerekmektedir.

Gebelik kesesinin içinde embriyo ya da kalp atımlarının hissedilmemesi tespit edilirse kadının yaşadığı bu durum boş gebeliktir. Ultrason muayenesi ile boş gebelik tanısı koyulabilir. Örneğin bazı kadınlarda hiçbir lekelenme veya akıntı olmayabilir. Böyle durumlarda dahi yapılacak ultrasonografi mauayenesi ile kadında boş gebelik tespit edilebilir.

Boş gebeliğin nedenleri nelerdir?

Boş gebelikler genellikle kromozom yapıdaki problemlerden dolayı meydana gelmektedirler. Bu durumun kalıtsal olduğu zannedilmemelidir. Kromozom yapıdaki bozuklukla anlatılmak istenen sperm ve yumurta kalitesinin düşük olmasından dolayı boş gebeliğin yaşanmasıdır. Geçmiş dönemlerde düşük yapan pek çok kadın boş gebelikten haberdar bile olamamaktaydı.

Yazının devamı...

Menopoz Sonrası Vücuttaki Değişimler Neler?

15 Aralık 2015

Menopoz nedir ve ne zaman başlar?

Kadınların hayatındaki en önemli dönemlerden biri olan menopoz, kısaca 40-45 yaşından 55 yaşına kadar adet dönemlerinin düzensizleşmesi ve sonrasında adet görmenin tümüyle kesilmesi anlamına gelir. Bu dönem, kadının yumurtalıklarının işlevini yitirmeye başlaması anlamına gelmektedir.

Yumurtalıklar işlevlerini yitirmeye başlaması sonrasında, bazı hormonların salgılanma seviyeleri düşer ve adet kanamaları düzensizleşir. Genellikle 40 yaşından sonra başlayan menopoz, 35 yaş öncesinde de başlayabilir. 35 yaş öncesi menopoza erken menopoz adı verilir. Bir kadın adet düzensizleşmesini takiben yaklaşık 12 ay kadar süre boyunca adet kanaması görmüyor ise menopoza girdiği kabul edilir.

Menopoz sonrası değişimlerin nedenleri nelerdir?

Menopoz dönemine girildikten sonra kadın birçok fiziksel ve psikolojik değişim yaşar. Vücutta ortaya çıkan fizyolojik olaylar ve hormon seviyelerinde önemli boyutlarda değişimler meydana gelir. Yumurtalıklarının işlevlerinin azalması sonucu hormon düzeyleri azalır.

Özellikle östrojen ve onun ardından testesteron ile progesteron gibi hormonların menopoz dönemine girdikten sonra salgılanma seviyelerinin azalması vücutta meydana gelen önemli değişikliklerin nedeni sayılmaktadır. Dış görünüşte farklılıklar yaşandığı gibi bazı iç organlarda da menopoz dönemi sonrası değişimler meydana gelmektedir. Menopoz dönemine girildikten sonra vücudun farklı bölümlerinde şu şekilde değişimler oluşmaktadır;

Cinsel organda meydana gelen değişimler:

Yazının devamı...

Hamilelikte Kordon Sarkması Nedir?

14 Aralık 2015

Kordon sarkması, bebeğin göbek kordonunun doğum esnasında vajinanın içine doğru sarkmasıdır. Kordon sarkması durumu anne adayının doğum esnasında karşılaşabileceği en acil durumlardan biridir. Amniyon zarı açıldığı zaman ve su geldiği sırada bebek daha doğum kanalına girmeden, göbek kordonu rahim ağzından geçerek vajinaya doğru kayar. Kordonun sarkmasından sonra bebek de doğum kanalına girince kordon sıkışması söz konusu olur. Bu durumda da bebeğin hayatı tehlikeye girebilir. Doğum esnasında kordon sarkması oldukça nadir karşılaşılan bir durumdur. Gebelik yaşayan anne adaylarının yüzde 1’inde görülen birinde kordon sarkması görülür.

Kordon sarkmasına neden olabilecek risk faktörleri nelerdir?

Kordon sarkması en yaygın olarak bebeğin doğum esnasındaki geliş pozisyonu sebebiyle görülür. Örneğin; bebeğin doğum kanalına ters girmesi kordon sarkmasının en önemli nedenleri arasındadır. Erken doğumlarda ya da bebeğin normalden daha küçük olduğu durumlarda, kordon sarkması görülebilmektedir. Kordonun normalden uzun olması veya amniyon sıvısının çok fazla olması, kordon sarkmasına neden olabilecek risk faktörleri arasındadır.

Çeşitli durumlarda doğum aşamasında su kesesinin doktor tarafından açılmasının ardından kordon sarkması yaşanabilir. Bu durum daha çok bebeğin kafasının yukarıda olduğu pozisyonda gözlemlenmektedir. Kordon sarkmasına neden olan bir diğer faktör de çoğul gebelik yaşayan anne adaylarıdır. Çoğul gebeliklerde bebeklerin doğum kanalına ters girme riski, daha fazladır. Bu sebeple de kordon sarkması daha yaygın görülür. Bu sebeple de çoğul gebelik yaşayan anne adayları suyu geldiği anda hemen doktoruna haber vermelidirler.

Kordon sarkması durumunda yapılan acil müdahale

Kordon sarkması, muayene sırasında kordonun elle hissedilmesi veya vajina dışından gözle görülmesi ile tanısı konulabilir. Kadında kordon sarkması tespit edildiği anda acil olarak hareket etmek gerekmektedir. Şayet bebeğin duruş pozisyonu normal doğum için uygun ise anne adayı doğurtulur.

Kalp atımı devam ediyor ise acil olarak sezaryene alınabilir. Sezaryene başlamadan önce kordon geri itilir. Gaz kompres ya da el aracılığı ile kordonun sıkışmaması sağlanır. Operasyon masasının ayak kısmı daha yukarıda tutulmalı ve bebek için olası bir yoğun bakım gerekli olabileceğinden gerekli önlemler alınmalıdır.

Yazının devamı...

Polikistik Over Sendromu Ameliyatı

11 Aralık 2015

Yumurtalıklarda birçok iyi huylu kistin oluşmasıyla meydana gelen hastalığa polikistik over sendromu denmektedir. Yumurtalıklarda oluşan ve tıp literatüründe kist olarak adlandırılan bu organizmalar yumurtalıkların çevresine yerleşmiş çok sayıda yumurta hücresidir.

Polikistik over sendromu daha çok 35 yaş altındaki kadınlar için risk oluşturmaktadır. Polikistik over sendromu beyindeki hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu sendromu yaşayan kadınlarda kadınlarda düzenli yumurtlama gerçekleşmemektedir. Bu durumda kadınlar gebe kalamama gibi ciddi problemlerle de karşı karşıyadırlar.

Polikistik over sendromu ameliyatına geçmeden önce

Polikistik over sendromu hastalığını yaşayan kadınlar için öncelikle kilo sorunu söz konusu ise fazla kiloların verilmesi istenir. Fazla kiloların verilmesinin yanı sıra kadının yaşam tarzında da değişikliğe gitmesi önerilir. Örneğin kadının zararlı alışkanlıklarını bırakması istenir. Sigara içmemesi ve alkol tüketmemesi önerilir.

Polikistik over sendromu tedavisinde kilo kontrolü en önemli faktördür. Polikistik over sendromu olan kadınlarda dengeli beslenme çok önemlidir ve yaşam tarzı haline gelmelidir. Kilolu olmak ya da kilo almak polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırarak ileriye dönük sağlık problemlerinin çıkmasına neden olabilir. Bu yüzden kilo almamak, beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek çok önemlidir. Sık sık ve azar azar yemek yeme alışkanlığı kazanılmalıdır. Böylelikle açlık krizleri azalır ve vücut yağlanma riski azalır.

Eğer, kişinin yaşam tarzını değiştirmesi polikistik over sendromu sorununu çözmediyse medikal (ilaç) tedaviye geçilebilir. Medikal yoldan yumurtlama elde edilemediği hallerde cerrahi müdahale yöntemiyle yumurtlama sağlanmaya çalışılır.

Polikistik over sendromu ameliyatı

Polikistik over sendromu ameliyatı laparoskopik yöntemle yapılmaktadır. Öncelikle hastanın göbeğinin içerisinden 10 mm’lik bir kesi uygulanır. Polikistik over sendromu ameliyatının tıp dilindeki ismi ovarian drilingtir. Polikistik over sendromu ameliyatının yapılmasındaki amaç hastanın cerrahi yollardan yumurtlamasını sağlamaya çalışmaktır. Cerrahi müdahale ile hastanın yumurtalıklarında 6 veya 8 tane küçük delikler açılmaktadır. Bu delikler yumurtanın arka tarafından açılmaktadır. Bunun sebebi de ameliyat sonrasında yumurtada meydana gelebilecek yapışıklık riskini ortadan kaldırmaktır. Ameliyat sonrası meydana gelebilecek bu yapışıklıklar kısırlık nedeni olabilmektedir.

Yazının devamı...

Gebelik Aşısı Nedir?

10 Aralık 2015

Gebelik aşısı

Tüp bebek tedavileri başarı oranı en yüksek yardımcı üreme yöntemidir. Ancak başarı oranı yüzde yüz olmadığı için tedaviden istenen sonucu almak mümkün olmayabilir. Başarısızlığa yol açan sebepler arasında; yumurta ve sperm gelişimindeki problemler, düşük kaliteli embriyonun kullanılmasına bağlı olarak embriyonun ana rahmine tutunamaması, genetiksel bozukluklar, rahim yapısındaki bozukluk veya rahimde meydana gelen enfeksiyonlar tüp bebeğin başarısızlık nedenlerindendir.

Bu durum karşısında birçok çift üzüntü ve stres yaşamaktadırlar. Tüm bu sebeplerden ötürü başarısızlıkla neticelenen tüp bebek tedavilerinde embriyonun rahme daha kolay yerleşmesi için rahmin iyileştirilmesi amacı ile gebelik aşısı adı verilen teknik kullanılmaktadır. Gebelik aşısı tıp literatürüne 2006 yılında girmiştir. Tüp bebek tedavisinde kullanılan bu teknik ile başarısız tüp bebek denemesi yaşayan çiftlerin gebelik şansları arttırılmak istenmiştir.

Gebelik aşısı iyi kalitede embriyo seçilmesine rağmen gebelik sağlanamayan durumlarda, tedavi esnasında rahim içi zarının kalınlığının yeterince arttırılmadığı durumlarda kullanılmaktadır. Gebelik aşısının kullanılmasının temel prensibi rahim içi zarının uyarılmasıyla embriyonun daha iyi tutunmasını sağlamaktır.

Bu hedefle tedavi esnasında anne adayından alınan kan örneklerinden bağışıklık sistemi için önemli görevler üstlenen hücreler ayrıştırılır. Bu hücreler laboratuvar koşullarında özel bir kültür ortamında içerisinde büyütülmektedirler.

Bu kültür ortamı içerisindeki hücrelerin, büyümeleri takip edilerek hücrelere özel hormonlar verilir. Elde edilen sıvı embriyo transferinden 1 gün önce veya embriyo transferi gününde anne adayının rahmine aktarılır. Gebelik aşısı yöntemi iyi kalitede embriyo elde edilmesine rağmen gebelik sağlanamayan veya tedavi esnasında rahim iç zarının kalınlığının yeterince arttırılmadığı durumlarda kullanılması gerekmektedir.

Gebelik aşısının uygulanması

Gebelik aşısı anne adayına uygulanmadan önce ilk olarak rahim içi zarında bir anormallik olup olmadığı araştırılır. Hemen ardından anne adayının yumurtalarının toplandığı günde kanda monosit denilen beyaz kan hücreleri ayrıştırılarak, bu hücreler özel bir kültür ortamına aktarılarak hücrelerin burada çoğalması sağlanır.

Yazının devamı...

Kadınlarda Hormon Bozukluğu

9 Aralık 2015

Ergenlik dönemi, kadınların fizyolojik ve biyolojik olarak değişime girdiği bir süreçtir. Bu dönemdeki genç kızlarda hormonal değişimler yaşanır. Bu değişimler beyin, yumurtalıklar ve rahimde yaşanmaktadır. Beyindeki hipofiz bölgesinden salgılanan FSH ve LH hormonları yumurtalıkları harekete geçirerek yumurtalıkları uyarmaya başlar. Östrojen ve progesteron hormonlarının rahim iç tabakasını etkilemesi ile adet görülür.

Diğer bir deyişler; kadın her ay bir adet yumurta üretir. Yumurta, sperm hücresiyle buluşma ve gebelik ihtimaline karşı rahmi hazırlar. Bu yumurta, sperm hücresi ile buluşmaz ise hazırlanmış bu ortam adet kanaması ile birlikte dökülür ve vücut yeni bir yumurtlama sürecine hazırlanmaya başlar. Yumurtalıklarda yumurta üretimi başlamasıyla birlikte vücutta östrojen ve progesteron hormonları da aktif hale gelir.

Beyin, yumurtalıklar ve rahim arasındaki uyumda yani hormon akışının doğal dengesinde yaşanabilecek bir sorun hormon bozukluklarına neden olur. Hormon bozukluklarının yaşanmasında birçok etken bulunmaktadır. Bu faktörlerin başında; genetik ve yumurta kistleri gelmektedir.

Kadınlarda en sık görülen hormon bozuklukları

Kadınlarda en sık görülen hormon bozuklarının başında, özellikle genç kızların yaşadığı aşırı tüylenme sorununa yol açan ve yumurtlama fonksiyonlarının düzenli olmadığı “polikistik over sendromu” gelmektedir. Polikistik over sendromu beraberinde tüylenme ve adet düzensizliği de getirmektedir. Prolaktin hormonunun yüksek salgılanması adet düzensizliği ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Tiroit hormonundaki dengesizlik de üreme fonksiyonlarında bozuklukların görülmesinin yanı sıra aşırı tüylenmeye de neden olur. Eğer tedavi edilmezse tüylenme ilerler. Hormonal dengesizlik kadının beden sağlığını etkilediği gibi ruhsal dengesini de bozmaktadır.

Östrojen hormonu bozuklukları

Östrojen hormonu kadınların adet döngüsünde önemli rol oynayan bir grup steroid hormonudur. Östrojen hormonu hem erkekte hem de kadında bulunmakla beraber üreme döneminde kadınlarda daha fazla salgılanır. Östrojen hormonunun bozukluğu kadında birçok probleme neden olabilir. Örneğin; östrojen hormonu eksikliğinde memelerde küçülme, vajinada kuruluk, cinsel ilişki esnasında ağrı, ciltte kırışıklık, saç dökülmesi, vajinada sarkma ve cinsel isteksizlik (cinsel ilişkiden zevk almama) gibi durumlara neden olur. Östrojen eksikliği sonucunda kadın, erken menopoza girebilir. Erken menopoz durumunda kadında terleme atakları ve psikolojik dengesizlikler de görülebilir.

Yazının devamı...

Jinekolojik Muayene Nedir, Nasıl yapılır?

8 Aralık 2015

Evli ya da bekar her kadın 6 ayda veya yılda bir kez kadın doğum uzmanına giderek jinekolojik muayene yaptırması oldukça önemlidir. Jinekolojik muayene olası hastalıkların önlenmesi için erken tanı ve tedavisinde çok önemlidir. Birçok kadın jinekolojik muayeneye gitmekten çekinebilir.

Ancak senelik muayeneler ile kadının vajinal hastalıkları veya hayatını riske edecek hastalıkların erken tanısı ile ortaya çıkabilecek olumsuz durumların önüne geçilebilir. Örneğin genital bölgede meydana gelen küçük bir yara, önemsenmeyebilir. Ancak bu yara bir süre sonra enfeksiyona dönüşüp daha ciddi sorunlara yol açabilir, ya da oluşan yara ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

Aynı şekilde genital bölgede kadının önemsemediği kaşıntıların sebebi kanser dokusu da olabilir. Tüm bu durumlardan sakınılması için kadının jinekolojik muayeneden çekinmemesi ve düzenli olarak doktora giderek muayenesini yaptırması gerekmektedir. Daha önce jinekolojik muayeneye hiç gitmemiş kadınlar, ilk muayenede çekinebilir. Muayene, oldukça kısa sürede tamamlanmaktadır.

Ağrılı ya da acılı bir işlem değildir. Bu sebeple de kadınların jinekolojik muayeneye gitmekten korkmaması ve düzenli olarak kontrollerini yaptırması gerekir. Jinekolojik muayeneler, ölümcül olabilecek hastalıkların erken tanısı için çok önemlidir. Jinekolojik muayene kadın hastalıkları ve kadın doğum uzmanları (jinekolog) tarafından yapılmaktadır.

Şayet hasta henüz cinsel yaşam açısından aktif değilse, muayene karından yapılmaktadır. Vajinal muayene için evli ya da bekar olma şartı aranmamaktadır.

Jinekolojik muayeneye başlamadan önce kadın hastanın öyküsü dinlenir. Ardından hasta jinekolojik muayene masasına yatırılır. Hastanın masaya yerleşmesi ve kıyafetlerini çıkartması için hemşire ya da doktorun asistanaı yardımcı olacaktır. Belden aşağısına steril bir örtü serilir. Hasta, bacaklarını masanın her iki yanında bulunan desteklere koyar.

Hastanın bu pozisyonunun ismine tıp literatürünce litotomi denir. Jinekolojik muayeneye başlayan doktor ilk olarak hastanın karın bölgesine ve dış genital organlarına bakar. Bu kontrolün ardından kadına spekulum muayenesi yapılır. Spekulum aleti metal ya da plastik olabilir. Spekulum iki parçalı, ördek gagasına benzeyen bir alettir. Bu iki parça arasından kadının vajinasının içi ışık ile aydınlatılarak izlenir.

Yazının devamı...