2014’te neler konuşuldu?

Bitmekte olan 2014’te sağlık alanında yapılan birçok tartışmada tam bir uzlaşma sağlanmasa da en aykırı gibi görünen fikirler bile ufkumuzu açtı, zaman zaman doğruya yaklaşmamızı sağladı. Yılsonu yazımı, üstünde en çok tartışılanlar arasından seçtiğim 10 konuya ayırdım

1-Ebola

Ebola virüsünün yarattığı kanamalı hummanın tedavisi yok. Virüsün bulaşması pek kolay değil. En çok hasta olan vücutlara dokunmakla bulaşıyor. Buna rağmen yayılması önlenemedi. Binlerce can aldı ve almaya devam ediyor. Bu felaketin birçok nedeni var. Salgından etkilenen ülkelerde işleyen bir temel sağlık sisteminin olmayışı, uluslararası kuruluşların sorunun ciddiyetini anlayıp harekete geçmekte gecikmeleri bunların başında geliyor.
Ebola salgınından hepimizin çıkaracağı birçok ders var. Salgın hastalıklarla savaşta tek cephenin tıbbi hizmetlerden ibaret olmadığı bu derslerden en önemlisi. Ekonomik, politik, kültürel boyutları da çok önemli olan bu mücadelede insanların temel sağlık konularında bilgi sahibi olmalarının özel bir yeri var. Paniğin önlenebilmesi, karantina gibi koruyucu önlemlerin yaygın olarak uygulanabilmesi için toplumda temel sağlık bilincinin var olması gerekiyor.

2-Antibiyotik direnci

Ebola salgını tedavisi olmayan bulaşıcı hastalıkların ne kadar korkunç bir salgına yol açabileceğini gösterdi. 20’nci yüzyıl ortalarına kadar dünyada ölümlerin baş nedeni olan bulaşıcı hastalıklar, antibiyotiklerin gelişmesiyle tedavi edilebilir oldu.
Ama son yıllarda en güçlü antibiyotiklerin bile etkilemediği süper mikropların ortaya çıkmasıyla insanoğlu bu avantajını kaybetmeye başladı. Uzmanlar, gereksiz durumlarda antibiyotik kullanılmaması, basit bir enfeksiyon için bile en güçlü ve geniş etkili antibiyotiklerin seçilmemesi için uyarıyor ve bu iki hatanın mikropların direnç geliştirmelerine olanak sağladığını belirtiyor.
Bir diğer bir nedenin de besi hayvanlarının yemlerine antibiyotik karıştırılması olduğu belirtiliyor. Eğer tedbir alıp bu gidişe dur demezsek süper mikropların Ebola’da kat kat fazla can alacak bir salgına yol açma ihtimali var.

3- Sağlık hizmetlerinde kalite

Yılın en çok konuşulan konularından biri sağlık hizmetlerinde kalitenin artırılmasıydı. Kalitenin birçok ölçütü var. Bunlar arasında ölümlere ve maluliyetlere yol açan hastane kazalarının ve tıbbi hataların en aza indirilmesi üstünde çok duruluyor.
İlk bakışta zannedildiğinin aksine, doktorları ve sağlık çalışanlarını suçlayıp cezalandırarak hastane kazaları önlenemiyor. Çare daha güvenli bir sağlık sistemi yaratmaktan geçiyor. Bazı uzmanlar sağlık sisteminin sivil havacılıktan örnek alması gerektiğini düşünüyor. Sağlık hizmeti veren ekipte açık ve hiçbir kısıtlama olmayan iletişimi sağlamanın ilk adım olduğunu, hata ihtimali yüksek olan aşamalarda havacılıkta olduğu gibi ‘check list’ler kullanılmasının kazaları azaltacağını belirtiyor.

4- Kronik hastalıklarla mücadele

Tüm dünyada insan sağlığını tehdit eden hastalıkların başını ‘kısaca BOH denilen’ bulaşıcı olmayan hastalıklar çekiyor. BOH listesi uzun, ama 4’ü ölümlerin büyük çoğunluğunun sorumlusu. Başta kalp ve damar hastalıkları, sonra kanser, kronik akciğer hastalıkları ve diyabet geliyor.
İnsanlığın baş düşmanı olan bu dertlerle mücadele etmek için Birleşmiş Milletler’in önderliğinde dünyanın dört bir yanından birçok hükümet ve sivil toplum kuruluşunca başlatılan 25’te 25 girişimiyle ilgili çabalar sürüyor. Amaç 2025’e kadar 4 büyük BOH’un yol açtığı orta yaş ölümlerinde yüzde 25’lik bir azalma sağlamak. Bu amaca ilaçlarla ya da ameliyatla ulaşılamayacağı açık. Çare; tütünü, zararlı düzeyde alkolü, aşırı tuz tüketimini azaltmak, yüksek tansiyonu kontrol altına almak, şişmanlık ve hareketsizlikteki artışı yavaşlatmak ve durdurmaktan geçiyor.

5- Biyonik pankreas

Vücudumuzun ana enerji kaynağı glikozun kullanılabilmesi için insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Tip 1 diyabet hastalığında pankreas insülin imal edemediği için hastanın hayatı tehlikeye girer. 20’nci yüzyılın başında insülinin ilaç olarak üretilmesiyle bu ölümcül hastalığa çare bulundu. Kan şekeri sık sık ölçülüp ona göre günde birkaç defa yeterli miktarda insülin enjekte edilmesi Tip 1 diyabet ile yaşamı mümkün kıldı.
Bu tedaviyi daha etkin ve daha rahat uygulanabilir hale getirmek için doğal pankreası taklit eden bir tıbbi cihaz geliştirmek için yıllardır çalışan birçok araştırmacıdan 2014’te ümit verici bir haber geldi. ABD’li bilim insanları kan şekerini çok sık ölçerek izleyen ve elde ettiği değerlere dayanarak ne kadar insülin vermesi gerektiğine karar verip enjekte edilebilen biyonik pankreas geliştirdiklerini duyurdu.

6- Eriyen stentler

Damar darlıklarının stent konularak açılması göğüs ağrısı nefes darlığı gibi sıkıntıları giderir. Eğer hasta kalp krizi geçiriyorsa kalbin hasarlanmasını ve ölüm riskini azaltır. İncecik metal tel örgüden yapılmış bir silindir olan stent bir kere damarın içine yerleştirildiğinde hastanın hayatı boyunca orada kalır.
Son yıllarda damarı açtıktan 1-2 yıl sonra yavaş yavaş eriyen stentler geliştirildi. Darlığı açıp işini bitirdikten sonra ortadan kaybolan yeni stentlerden geriye doğallığı bozulmamış damarlar kalıyor. Birçok uzman, eriyen stentlerin metal stentlerde ender de olsa görülen pıhtı oluşumunu ortadan kaldıracağını düşünüyor. Stent eriyip kaybolunca damar esnekliğini yeniden kazanacağı için daha sağlıklı olacağı öne sürülüyor. Bu hipotezler devam etmekte olan araştırmalarda sınanıyor.

7- Dost mikroplar

Bu yılın en popüler sağlık konularından biri bağırsaklarımızdaki dost mikroplardı. Şişmanlıktan besin alerjisine, damar sertliğinden bağışıklık sorunlarına kadar binbir hastalık bu mikroplarla ilintilendiriliyor. Öyle ki, vücudumuzun gerçekte trliyonlarca mikrobun yerleşip, üreyip, hayatlarını rahatça sürdürebildikleri bir ortam olduğunu söyleyen bilim insanları var. Vücudumuzdaki hassas ‘ekosistem’in bozulmasının bir taraftan dost mikropların yararlı faaliyetlerini engelleyip diğer taraftan ise zararlı mikropların üremesine zemin hazırlayarak hastalıklara neden olduğu biliniyor.
Bağırsaklarımızda ne tür mikropların olduğu beslenme tarzımızla yakından ilintili. Örneğin, çok et yiyenlerin mikropları daha çok bitki kaynaklı beslenen insanlarınkinden farklı. Bu farkın damar sertliğinin ilerlemesinde önemli olduğunu gösteren araştırmalar var.

8- Nobel ödülleri

Nobel ödüllerinin açıklanması her yıl bilim dünyasında heyecan yaratır. 2014 Tıp veya Fizyoloji alanında Nobel ödülü; beynimizin, bulunduğumuz yerin haritasını nasıl çizdiğini ve ulaşacağımız yerin yolunu nasıl bulduğunu keşfeden 3 bilim insanına verildi. Nobel komitesi bu buluşlarının ‘Alzheimer’ gibi çaresiz beyin hastalıklarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacağını vurguladı.
2014 Kimya Nobel’i yüzlerce yıldır kullandığımız mikroskobu tek tek molekülleri gösterebilecek kadar güçlendiren 3 bilim insanına verildi. Bu buluş sayesinde canlı hücrelerin çalışması moleküler düzeyde gözlenip izlenilebilecek. Böylece kanser gibi birçok hastalığı daha iyi anlamamız ve onlarla mücadelede başarı kazanmamız kolaylaşacak.

9- Kolesterolün önemi

2014 sonunda açıklanan bir araştırma, kötü kolesterolün iyice düşürülmesinin damar sertliğine bağlı hastalıklarda iyiye gidişi artırdığını kanıtladı. Statine ek olarak verilen ikinci kolesterol düşürücü ilacın sağladığı yarar oldukça mütevazı olsa da kanıtladığı kavram önemli. Kandaki kötü kolesterol düzeyi aşağı çekildikçe yeniden kalp krizi ve inme oluşma riski düşüyor, kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler azalıyor.
Bu ve başka bazı araştırmaların ortaya koyduğu başka bir gerçek, kötü kolesterolün çok düşük olduğu düşünülen düzeylere indirilmesinin bile sağlığı olumsuz etkilemediği. Bu alanda üstünde çok konuşulan konulardan biri de kötü kolesterolü düşürmekte çok etkin olan PCSK9 adlı yeni bir grup ilaçla yapılan ilk araştırmaların sonuçlarının ümit verici olması. Bu ilaçların işe yarayıp yaramadığını devam etmekte olan geniş çaplı karşılaştırmalı araştırmalar sonuçlanınca öğreneceğiz.

10- Gençlik iksirleri

Asırlar boyu şarlatanlara milyonlar kazandırmış olan ‘gençlik iksiri’ satışları günümüzde İngilizcede “anti-aging” denilen yaşlanmayı önleme kliniklerinin faaliyetleriyle devam ettiriliyor. Bilim dünyası, son yıllarda “Yaşlanmayı önleyemesek de yavaşlatabilir miyiz?” sorusuna ciddi olarak eğilmeye başladı. Genetik şifremizi taşıyan kromozomların ucunda ‘telomer’ denilen uzantıların boylarının kısalmasının hücrelerin yaşlandığı anlamına geldiği bulundu.
Bu yıl çok yankı yapan iki bilimsel araştırma, telomerlerin kısalmasını yavaşlatan, başka bir deyişle genç kalmamızı sağlayan iki yöntemin varlığını gösterdi. Zamansız yaşlanmayı önlemek ve sağlıklı bir yaşam sürmek için tılsımlı destek haplarına, egzotik besinlere, özel ‘anti aging’ kürlerine ihtiyaç olmadığı, Akdeniz diyetiyle beslenmenin ve hareketli bir yaşam sürmenin gerçek gençlik iksirleri olduğu anlaşıldı.