Hastanın her şikâyeti ilaca bağlanmamalı

İlaç almaya başladıktan sonra yeni şikâyetler ortaya çıkarsa bu durumu aldığımız ilacın yan etkilerine bağlama eğilimindeyizdir. Halbuki her şikayet mutlaka aldığımız ilacın yaptığı bir yan etki değildir. Karşılaştırmalı bilimsel çalışmalar tedavi sırasında ortaya çıkan her sorunun ilaca bağlı olmadığını gösteriyor...

Hangi hastalıkta olursa olsun tedavinin başarılı olabilmesi için doktorun tavsiyelerine uymak, verilen ilaçları zamanında, yeterli dozda ve tavsiye edilen süre boyunca almak gerekir. Kısa dönemli tedavilerde, örneğin idrar yolu enfeksiyonu için bir hafta süreyle günde iki kere antibiyotik hapını çoğu kişi aksatmadan alır.
Ama, uzun süre kullanıması gereken tedavilerde, örneğin tansiyon veya yüksek kolesterol için verilen ve ömür boyu alınması gereken ilaçlar için durum farklıdır.
Birçok hasta tedaviye başladıktan bir süre sonra ilaçlarını bırakır. Neden olarak da çoğu zaman ilaçların yan etkileri öne sürülür. Şikâyet edilen yan etkilerden bazıları gerçekten alınan ilaca bağlı olsa da birçoğunun ilaçla ilgisi yoktur.
Hastalar bu gerçeği kabul etmeye pek yanaşmazlar ama karşılaştırmalı bilimsel çalışmalar tedavi sırasında ortaya çıkan her şikayetin ilaca bağlı olmadığını gösteriyor. Birkaç örnek vererek açıklayayım.

Boş hapın yan etkisi!

Hastanın her şikâyeti ilaca bağlanmamalı

Yeni keşfedilen bir ilacın tedavi edici etkisinin olduğu ve kabul edilemez yan etkilerinin olmadığını saptamak için mutlaka karşılaştırmalı araştırma yapmak gerekir. Bunun için hastaların yarısına gerçek ilaç diğer yarısına içi boş ama dış görünümü aynı olan haptan verilir. Hastalar da doktorlar da kimin gercek kimin boş ilaç aldığını bilmez. Eğer gerçek ilaç alanlarda görülen yan etkiler aynı oranda boş ilaç alanlarda da görülürse yeni ilacın yan etkileri olduğu söylenemez.

2012 yılında Alman araştırmacıları kas ağrılarıyla kendini gösteren fibromiyalji hastalığının tedavisi üstünde yapılmış 18 karşılaştırmayı topluca inceledi. Toplam 3500 hasta rastgele iki gruba ayrılmıştı. Bir gruba yeni geliştirilen bir ilaç diğerine de ‘plasebo’ verildi. Ne hasta ne de doktor kimin gerçek ilacı kimin boş hapı aldığını bilmiyordu. Hastalara yeni ilacın yararlı olabileceği gibi, bazı yan etkilerinin de olabileceği bildirildi.

Dayanılmaz yan etkiler
‘Plasebo’ yani dış görünüşü itibariyle aynı olan ama içinde etkin madde bulunmayan boş hapları alan gruptaki her dokuz hastadan biri, dayanılmaz yan etkileri olduğunu söyleyerek ilaç almayı kesti. Araştırmacılar sonuçlara bakınca, gerçek ilaç alanlarda yan etki nedeniyle ilaç bırakma oranının boş ilaç alanlardan fazla olmadığını görünce çok şaşırdılar. Halbuki, tıp literatürüne benzer sonuçlar vermiş olan bir çok bilimsel çalışma var.
Atina Üniversitesi’nden bilim insanları bu konuyu, 2012 yılında ‘Psychiatry Research’ adlı tıp dergisinde yayınladıkları çalışmalarında kapsamlı olarak inceledi. Depresyonu tedavi etmek için yeni çıkan ilaçlarla yapılan 21 karşılaştırmalı bilimsel çalışmayı topluca değerlendirdiler. Araştırmalara katılan yaklaşık 7 bin kişinin yarısı boş hap (plasebo), diğer yarısı da gerçek ilaç alıyordu. ‘Plasebo’ alanlar arasında neredeyse her iki kişiden birinin en az bir yan etkiden şikâyet ettiği saptandı. Gerçek ilaç alanlarda da yan etkiler benzer oranda görüldü. İlaca bağlı şikâyetlerin ilaçla ilgili olmadığı sonucuna varıldı.

Çift kör araştırma
Gerçek ilaç alanların yanı sıra boş ilaç verilen hastaların oluşturduğu kontrol grubu olmasa, bu araştırmalarda da yeni ilaçların çok yan etki yaptığı sonucuna varılacaktı. Böylesine yanlış bir sonuca ulaşılmasına engel olan ise araştırmaların karşılaştırmalı olmasıydı.
Yeni bir ilacın denendiği karşılaştırmalı araştırmalarda boş hap alanların tedaviden yarar gördüklerini söylemesi ender değildir. Buna “Plasebo etkisi” denir. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bu etkinin tersi de görülebilir. Boş ilaç alanlarda yeni şikâyetler ortaya çıkabilir. Bu olumsuzluklar da bir çeşit plasebonun etkisidir. Bu duruma tıpta “Nosebo etkisi” adı verilir.

Hastanın her şikâyeti ilaca bağlanmamalı

İtalya’da yapılan bir araştırmada doktorlar sütün içindeki Laktoza tahammülsüzlük bir grup insana laktoz vererek bir deney yapmak istediklerini söylediler. Ama onun yerine bağırsağa hiç bir etkisi olmayan şekerli su verdiler. Buna rağmen şekerli su içen hastaların yarıya yakınında mide ve bağırsak şikayetleri ortaya çıktı. Nosebo etkisine örnek olan bu durum doktorun sözünün ve telkininin ne kadar etkin olabileceğini gösteriyor.


Doktor sözü hasta edebilir

Bazı insanlar süt içince karınları ağrır, ishal olurlar.
Bunun nedeni sütün içindeki laktoz maddesidir. Laktoza tahammülsüzlük ender olmayan bir durumdur. Bu konuda İtalya’da yapılan bir araştırma “Nosebo etkisine” başka bir örnek oluşturuyor.

Hastanın her şikâyeti ilaca bağlanmamalı

Her kas ağrısı statine bağlı değil

Üç kere tekrar edilen 9 haftalık deneylerde hastalara statin veya dış görünüşü aynı boş hap (plasebo) verildi. İlk 3 hafta kişiye ya bir statin ya da plasebo verildikten sonra ilaçlar kesilip 3 hafta beklendi. Sonra aynı deney tekrarlandı. 3 hafta daha ara verildi aynı deney farklı bir statin ilacıyla yapıldı. Üçüncü statin ilacı da denendikten sonra hastaların tedavi boyunca, ağrı veya başka şikayetleri olup olmadığı, varsa şiddeti ve süresi hakkında kaydettikleri notlar incelendi. Ne doktor ne de hasta hangi hapı aldığını bilmiyordu (çift kör araştrma), hapların içeriği farklı olsa da dış görünüşleri aynıydıı, ayırd etmeye imkan yoktu.

Geçen hafta ‘Annals of Internal Medicine’ adlı saygın tıp dergisinde çok tartışılan statin ilaçlarının yan etkileriyle ilgili ilginç bir araştırma yayınlandı. Kanadalı bilim insanları kas ağrıları nedeniyle aldıkları statini bırakan sekiz hastayı inceledi.
Araştırmacılar daha önce ortalama üç farklı statin ilacı almaya başlamış ama kas ağrıları nedeniyle bırakmış hastalardan her birine 9 haftalık bir tedavi uyguladı. Bu deneyi üç kere tekrar ettiler. Her seferinde başka bir statin ilacını denediler.

Rastgele ilaç dağılımı
Toplam 27 hafta süren araştırma boyunca kimin ne zaman gerçekten statin aldığı ne zaman plasebo aldığını ne hastalar ne de onları izleyen doktorlar biliyordu. Rastgele (randomizasyon) ilaç dağılımı bir bilgisayar tarafından yapılıyordu. Bilgisayarın parolasını hastaları tanımayan bir araştırmacıdan başkası bilmiyordu. Böylece kas ağrılarının sadece statin alınan dönemde mi olduğu, boş hap alırken de benzer şikâyetlerin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak mümkün oldu.
Araştırmaya katılan sekiz hastanın hepsinde kas ağrıları oldu. Ama, ağrıların sıklığı, şiddeti ve süresi açısından gerçekten statin aldıkları haftalarla boş hap aldıkları dönemler arasında bir fark yoktu. Sekiz hastadan beşi bu bulgular ışığında doktorlarıyla beraber yeni bir değerlendirme yaparak statin almaya yeniden başladılar.
Bu araştırma statinlerin kas ağrılarına yol açmadığı ya da başka yan etkileri olmadığı anlamına gelmiyor. Ama her ağrının ve sıkıntının da ilaca bağlanmadan önce dikkatli olunması ve ilacı bırakmadan iyice düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.

İlacı bırakmadan
İyice düşünmeli

Statinler damar sertliğine bağlı kalp damar hastalığı olan veya olma riski yüksek olan hastalarda kalp krizi ve ölümü önleyen ilaçlardır. Tedavinin kesilmesi çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaç almaya başladıktan sonra ortaya çıkan şikâyetlerin ilaca bağlı olduğundan emin olmak gerekir. İlacı kesince ilacın yarattığı şikâyetler geçiyor o halde sorumlu alınan ilaçtır demek ilk bakışta tartışılmaz bir gerçek gibi görünebilir. Ama, eldeki araştırmalar bu mantığın bizi her zaman doğru sonuca götürmediğini gösteriyor.

Hastanın bilgilendirilmesi
Her hastalıkta olduğu gibi kalp hastalıklarının tedavisinde de hastanın hastalığı ve tedavi seçenekleri hakkında bilgilendirmesi çok önemlidir. Tavsiye edilen tedavinin olumlu ve olumsuz yanlarını bilen ve kendi sağlığıyla ilgili kararlara katılan hasta, ilaçlarını düzenli kullanmakta çok daha titiz davranır.
Hastaları ilaçların yan etkileri hakkında bilgilendirmek tedavinin başarısı için çok önemli ama yeterli değildir. Başka bir bilgi verilmezse, yan etkilerle ilgili endişeler ön plana çıkabilir. Tam anlamıyla bir bilgilendirme yapabilmek için, hastaya tedavisi için gerekli olan ilacı almamasının yaratacağı riskleri de anlatmak gerekir. Ancak sağlık sorununu her yönüyle anlayan, temel bilimsel gerçekleri bilen bir hasta uzun süre ilaç alıp almama gibi önemli bir kararı verirken rasyonel davranabilir.

Karara katılmalıdır
Kalp krizi veya inme geçirmiş, ya da baypas ameliyatı olmuş, stent takılmış bir hastada tekrar hasta olma ve ölüm tehlikesi kolayca anlaşılır olduğu için hastanın ilaç tedavisine uzun süre devam etme ihtimali yüksektir.
Oysa, görünür bir hastalığı olmayan, ileride oluşabilecek kalp krizi, inme ve ölüm riskini azaltmak için yıllarca ilaç alması tavsiye edilen birçok kişi için durum o kadar açık değildir. Bu kişilerin yüksek hastalık riski, ilaçların yarar ve olası zararları açısından bilgilendirilmeleri ve tedavi kararlarına katılmaları çok önemlidir. Kişinin hiçbir olumsuz etkisini hissetmediği tansiyon, yüksek kolesterol ve gizli şeker gibi sorunları için, koruma amaçlı olarak yıllarca ilaç alması ancak sorunun özünü ve çözüm seçeneklerini anlamasıyla mümkündür.