Karara Uy, Sorumluluktan Kaç!

18 Şubat 2019

İnsanoğlunun yaptığı en kolay şey sanıyorum biat etmek. Çünkü biat edince birey olarak kendini tüm sorumluluklardan azat etmiş oluyorsun. Bir otoriteye ya da toplulukla alınan bir karara uyum sağladığında bu kararın sorumluluğunu da almamış oluyorsun.

Kişinin bir gruba, topluma ya da otoriteye ayak uydurmasının altında sorumluluktan kaçış duygusu ve varoluşunu sorgulamamak yatıyor. Tribünlerdeki şiddet olaylarından ya da en basit örneği ile günlük hayatta hiç düşünemeden kabul ettiğimiz uygulamalara kadar pek çok şeyin altında kararlarımızın sorumluğundan kaçış yatıyor. ‘Herkes yapıyordu’ diyebilmek için, ‘çünkü inandığım şey için yaptım’ demek için yapılıyor. ‘Eylemimin sorumluluğu kendimi adadığım grup ya da inanca aittir’ demek için. Eğer bir karar var ve sonucu hatalı ise o sorumluluktan kaçmak için.

Sosyal deneyler gösteriyor ki insanlar otorite olarak gördüklerinin etkisiyle hareket ettiklerinde yanlış da olsa sorgulamadan bir kararı uygulayabiliyorlar. Ya da bir toplumun geneline uymak için anlamını sorgulamadığı eylemlerde bulunabiliyorlar. Şimdi bunlara iki örnek vermek istiyorum.

Yale Üniversitesi profesörü Stanley Milgram tarafından 1961 yılında yapılan sosyal psikoloji deneyinde, içerideki kişilere verdiği sorulara yanlış cevap veren öğrenci deneğine belli voltajda elektrik yüklemesi yapılacağı açıklanmış. Her uygulama sonrası deneklerden daha kuvvetli şok veren butonlara basmaları istenmiş. Her yanlış yaptığında işbirlikçi öğrenci deneğe voltaj veren öğretmen deneğin arkasında bir bilim adamı onun yaptıklarını takip ediyor, camın arkasındaki kişiye volt vermeyi kabul etmeyen deneklere şöyle diyordu: “Deneyin devam edebilmesi için bu gerekli.” Bundan sonra denek, volt vermeye devam ediyor içeriden gelen acı ses onu düşündürüp vazgeçmeyi düşündürse de arkasında bekleyen bilim adamı buna devam etmesine gerek olduğunu açıklıyor. Deney sonunda bu isteği, deneklerin %65’i kabul etmiş ve 450’ye varan volt vermeye razı olmuşlardır. Bu voltun birini öldürmeye sebep olacağını bilmelerine rağmen devam etmeleri şu şekilde açıklanabilir: Arkasında onu gözleyen bilim adamının bunun gerekli olduğunu açıklaması. Otorite olarak gördükleri bilim adamının dediklerini, sonucu düşünmeden devam etmelerini, insanların karar verme aşamasında otoriteden ne kadar etkilendiklerini de ortaya koyuyor. Bir parantez açmak gerekirse, neyse ki camın arkasında voltaj alan biri yok, kasetten sesler dinletiliyor. Aslında deney sırasında kimse fiziksel olarak zarar görmüyor fakat deneklerin bunu bilmemesi ve bir insanın canını yakma pahasına devam etmesi, insanoğlunun etki altında kaldığında neler yapabileceği karşısında da dehşete düşürüyor. Parantezi kapadım.

National Geographic Zihin Oyunları Belgeseli'ndeki deneyde ise, ücretsiz göz muayenesi için bekleme salonundan içeri giren hasta, diğer bekleyenlerin arasına otuyor. Bir süre sonra zil çaldığında bekleyenlerin ayağa kalktığını fark ediyor. Her zil sonrası ayağa kalkan kişileri izleyen denek duruma anlam veremese de üçüncü zilden sonra onlara uyum sağlıyor. Deneyin daha da ilginç yanı sonra başlıyor. Bekleyen diğer insanlar yavaş yavaş gidiyor ve denek bekleme salonunda kalıyor, zil çaldığında tek başına olsa da ayağa kalkmaya devam ediyor. Sonra yeni bir denek katılıyor ve ilk deneğin her zilde ayağa kalkmaya başlamasına başta anlam veremese de o da bu duruma her zilde katılıyor. Sonra yeni gelen deneklerde bir süre sonra aynısını yapıyorlar. Deneyin sonunda sosyal öğrenme kavramı ile ilgili bir sonuç çıkıyor. İnsanoğlu çevresinde gördüğü durumlara topluma uyum sağlamak için sorgulamadan kararı uygulamaya meyilli bir varlıktır. “Herkes öyle yaptığına göre ben de aynı kararla devam etmeliyim. Yanlış olan sonuçta da ama herkes öyle yapıyordu diyebilirim” demek için.

Sorumluluktan kaçmanın özgür irademizle karar almamızı engelleyen en büyük mekanizma olduğu ortaya çıkıyor. Peki, sorumluluktan hangi özellikteki bireyler daha fazla kaçıyordur?

O da karar verme yazı dizimizin bir sonraki konusu olsun.

Sevgilerimle

Yazının devamı...

Lütfen Kıyaslama!

21 Ocak 2019

Kıyaslama yapma davranışı nelere yol açıyor, kişide hangi duyguları uyandırıyor? Doğrudan ya da dolaylı olarak kişide uyandırdığı duygulara geçmeden asıl tanımına bakmakla başlayalım:

Türk Dil Kurumunda, kişi ve nesneleri benzer ve farklı yönleri ile karşılaştırmaya kıyaslama yani mukayese etme tanımı kullanılmış.

Bu tanımdan hareket edersek kıyaslama yapmanın, birey olarak var olma ve özgün olma konusunu sekteye uğratan bir eylem olduğunu anlayabiliriz.

Maslow Teorisindeki ilk ihtiyacımız fizyolojik ihtiyaçlarımız yani yaşamımızı devam ettirecek ihtiyaçlarımızdır. Ondan sonra güvenlik ihtiyacı vardır ki bulunduğumuz ailede, toplumda, ortamda güvende olmak isteriz. Bu teoriye göre üçüncü ihtiyaç alanımız ise ait olma ve sevgi ihtiyacımızdır.

Bu seviyedeki ihtiyaç ise, başkaları ile ilişki kurmak, kabul edilmek ve bir yere ait olmak ile ilgilidir ve bu ihtiyaçlar karşılandığında ait olduğumuzu hissederiz.

Türk Dil Kurumu tanımından kıyaslamanın, birey olma ve kabul görme davranışının bir arada olmadığını dolayısıyla ait olma ihtiyacını karşılamadığını anlıyoruz.

Çocuk; aile içinde başkaları ile davranışları, başarısı ya da dış görünüşü ile karşılaştırıldığında ait olma ihtiyacını giderememiş oluyor.

Çalışan; işyerinde kıyaslama ile karşılaştığında düşük motivasyon ile işine devam etmeye başlıyor. Yine ait olma ihtiyacı karşılanmamış oluyor.

Yazının devamı...

Yeni Yılda Değişimi Nasıl Yakalarsınız?

19 Aralık 2018

Şu aralar popüler konu olan; 2019'da bizi neler bekliyor, yeni yılda hedeflerinizi nasıl gerçeğe dönüştürürsünüz, yeni yıl dileklerine nasıl kavuşuruz minvalinde yazılar, videolar, içeriklerle beraberiz.

Aslında aynı kavramı içeren yazılar, bildiğin üzere, her yeni yıla girerken yapılıyor. Hedef belirleniyor, planlamalar yapılıyor, hedefe ulaşmanı engelleyen tuzaklar üzerine psikolojik bilgiler veriliyor, veriyoruz.

2018 yılında hedeflerinden kaçına ulaştın? Değişebildin mi?

Şimdi filmi geri saralım ve 2018 yılına ait hedefleri hatırlayalım. Neler düşlemiştin, neler hedeflemiştin?

Hangileri düşte kaldı, hangilerinde hedefine ulaştın? Geçtiğimiz yıl; eğer bir şeyin hayal mi hedef mi olduğunu anlamak istiyorsan, eyleme geçip geçmediğine bak diye yazmıştım. Eyleme geçiyorsan o hedeftir, geçmiyorsan hayal olarak kalır.

2018 yılına başlarken kaç hedefini gerçekçi şekilde oluşturdun, kaç hedefini küçük adımlara böldün, üzerinde düşün. Hedefe ulaştıysan hangi aşamaları tamamlamıştın, şimdi bir irdele. Ulaşamadığın hedeflerin olmuş, hayal olarak kalmışsa onlar için yeterince çaba göstermemişsindir.

2018 yılını değerlendirdikten, başardıkların ya da başaramadıklarının listesini çıkardıktan sonra aralarındaki farkı bulmaya çalış. Neyi eksik yaptığını tespit etme fırsatı yakalamış olursun.

Bir hedef koyduysan belki bir yıl az bir süredir, o hedef için 5 yıl gerekli olabilir.

Yazının devamı...

Neden Değişemiyoruz? Nasıl Değişiriz?

15 Kasım 2018

Her gün yeni kararlar alıyoruz. Her gün hayatımızda değişmesini istediğimiz konular ile ilgili bir karar veriyoruz. Her pazartesi diyete başlıyoruz. Sabah erken kalkmak, spor yapmak, bir hobi edinmek, kendine vakit ayırmak, insanlara gerektiğinden fazla değer vermemek ya da hayatımızda aynı giden şeylerin değişmesi için yapılması gerekenler ile ilgili kararlar alıyoruz. Ama sonra...

An içinde oluşan bir durumun bizde oluşturduğu duygu ile verdiğimiz kararları, o duygu durumu değişince uygulamıyoruz.

‘Bıçak kemiğe dayandı’ diye bir deyim vardır. Değişim, ancak o durumlarda kesinlik kazanıyor. ‘Bıçağın kemiğe dayanma’ eşiği de kişiden kişiye farklılık gösteriyor tabi.

Aldığımız daha doğrusu aldığımızı sandığımız kararlar ancak süreklilik kazandığında bizdeki değişimi gözle görülür hale getiriyor.

Süreklilik için de eski davranış kalıplarından uzaklaşıp yenisini oluşturmak gerekiyor. Bunu çok kullanılan bir örnekle açıklamak gerekirse; beynimiz, -en basit tanım ile- daha az enerji kullanarak nasıl güvenli alan sağlarım programı ile çalışıyor. Çocukluğumuzdan bu yana yaşam deneyimlerimizle oluşturduğumuz belli davranış kalıpları var. Bilinçli ya da bilinç dışında oluşturduğumuz kalıplar bunlar. Bu davranış kalıpları otomatik tepkiler haline geliyor. Otomatik tepkileri bir otoyol gibi düşünürseniz beyin otoyoldan kolayca sonuca gitmeyi tercih ediyor.

Daha az çaba, daha az enerji ve alışkanlıkların getirdiği güvende olma hali.

Yeni bir davranış kalıbı ise tıpkı taş ve otlarla kaplı patika bir yol gibi. Güzel olan şu ki: Beyin, bu patikayı da yeni bir otoyola çevirme kapasitesine sahip. Ancak hep patikayı kullanmaya kendinizi adamanız gerekli.

Birçok insan o eşiği geçemediği –patikadan gitmeyi sürdüremediği- için değişimin gerçek olamayacağı inancı ile yaşıyor.

Yazının devamı...

Ertelediklerimiz!

11 Temmuz 2018

Hayatta ne kadar çok şeyi erteliyoruz ya da ne kadar çok şey için geç kaldığımızı düşünüyoruz fark ettiniz mi?

Gün içinde pek çok durumu sonraya bırakıyoruz ve pek çok konu için de ‘Bizden geçti artık’ diyoruz. Keşkelerimiz, pişmanlıklarımız ya da umutsuzluklarımızla boğuşup duruyoruz kimi zaman, üstelik bunlarla bilinçli seviyede de mücadele etmiyoruz. Otomatik düşüncelerimiz bizim yerimize cevap veriyor. ‘Yapamam, çok geç! Bu yaştan sonra! Bizden geçti! Bu sözleri bazen 20 yaşlarındaki gençlerden de duyuyorum.

Bir hedef, bir istek, hayatınızda bir değişim başlatmak istiyor ama bunun için geç olduğunu düşünüyorsanız, aşağıdaki hikâyeyi okumanızı tavsiye ederim. Ertelediğimiz şeyleri hayata geçirmek için geç olmayabilir.

“Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan kısacası yaşantısından sıkılan bir adam, cebindeki az miktar para ile yanına hiçbir şey almadan bulunduğu kenti terk edip daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:

- Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu akşam Tiyatro!

Adam hayatında hiç tiyatroya gitmemiş ve inanılmaz derecede merak etmiş. Biletin nereden alındığını öğrenmiş. Bilet fiyatı cebindeki tüm para kadar olmasına rağmen hiç tereddütsüz bileti almış. Başlamış merakla oyunu izlemeye… Oyun bitmiş, herkes dağılmış ve bizim meraklı öylece kalmış, izlediği muhteşem oyun karşısında. O sırada temizlikçi tarafından salonu boşaltmak için ikaz almış.

Adamsa:

– Bana müdürünüzün yerini söyler misiniz? Onunla bir şey konuşmam gerek demiş.

Yazının devamı...

Neden Yenilik Ararız?

11 Mayıs 2018

Yeni yer, yeni kişiler, yeni olaylar… Neden yenilik ararız, hiç düşündünüz mü?

Freud’un bilinçdışı kavramı ya da gelişen nörobilim sayesinde ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında artık herkes kabul ediyor ki insan beyninin bir parçası otomatik şekilde çalışıyor. Yani karar alma mekanizmalarımızın bazılarında bilinçli yanımızın kontrolü devre dışı kalıyor.

Anne karnından itibaren çeşitli uyaranlara maruz kalan beyin, bütün bu uyaranların tamamını işlemden geçirmesi mümkün değildir. Bu uyaranların bir kısmını bilinçli dikkatimizi vererek işliyor, diğerlerini işlemden geçirmeden bilinçdışına itiyoruz.

Alışkanlıklar nasıl oluşuyor?
Bireyler alışkanlıklara her zaman ihtiyaç duyarlar. İnsanlar yeni bir kişi ya da durumla karşılaştıklarında dikkatlerini yeni olana verirler. İlk önce onun güvenli olup olmadığına ya da tehdit unsuru barındırdığına bakarlar. Beyinin güvenli algıladığını alışkanlık haline getirmesi bu nedenledir. Alışkanlıklar kişiyi güvende tutarlar.

Ancak alışkanlıkların bir özelliği de bir süre sonra kişide daha önce dikkat kesildiği durumlara kör ve sağır kalmasına neden olmasıdır. Yeni olduğunda heyecan veren her şey alışkanlığa döndüğünde cazibesini de yitirir.

Neden yenilik ararız?

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en temel ihtiyacımız fizyolojik olanlardır. Yani doğuştan yiyecek, içecek arayışı ihtiyacındayız. Beyindeki dopamin düzeyi ödül alındığında yükselir. Aynı bağımlılıklarda olduğu gibi ilave doz almaya sürükleyen nörotransmitter dopamindir. Yeni olanla karşılaşıldığında da benzer süreç işler, heyecan duyar ve daha fazla dopamin için ödül arayışına gireriz. Tıpkı yiyecek içecek arayarak keşfetme arzusu gibi yenilik arzusu da keşfetmeyi pekiştirir.

Yazının devamı...