Duygusal Karmaşalar Eşliğinde Kutlama Yazısı!

22 Şubat 2018

Bugün farklı bir konuya değinip, Milliyet PembeNar çatısı altında yazmamın 1. yılını kutlayacağım bir yazı kaleme alacaktım. Bir yılın, insanın ömründeki yaşanmışlıklarla değerlendirildiğinde, uzun ya da kısa gibi tanımlamaların göreceli olduğuna vurgu yapacaktım. Bir yıl içinde insanın deneyimledikleriyle; durumlara bakış açısı, plan ve beklentilerle imtihanı, duygulara sıkıca tutunmak ile duyguların geçip gittiğini izlemeye odaklanmanın gücünü, değişim ile dönüşümün farklı anlamlar içerdiğini, değişimin direnci getirdiğini, dönüşümün ise kişiye hissettirmeden olduğunu, fark etmenin zaman aldığı gibi konulardan bahsedecektim. Evet, bir yıldır burada aralıklarla yazılar paylaşıyorum ve yazıyor olmak her geçen gün beni daha da dinlendiren uğraşlardan biri haline geldi. Bu keyifli uğraşımı başkalarına da ulaştırmama vesile olan Milliyet editörlerimize de teşekkürlerimi sunuyorum.

Ancak son yıllarda sosyal medyanın bizi sürüklediği noktayı; oluşan rüzgâr da olsa kasırga da olsa bir süre sonra dindiğini ve bu sürece giderek –alışmak istemesek de- alıştığımızı hatta sistemli olarak duyarsızlaştırıldığımızı düşünmeden edemiyorum. Bu sebeple içsel paylaşımlarından ziyade toplumsal durumlara, üstelik alanımı ilgilendiren konuya değinmeden geçmek istemedim. Bundan sonrası tamamen bulunduğum yerden kişisel gözlemlerimi içeren bir yazı olarak devam edecektir...

…………

Yine fena halde isyan ettik, tepki gösterdik. Sonra günlük hayatımıza geri döndük. Uzmanlar önleyici tedbirleri yazdılar. Birileri hukuk dedi, beriki infaz etti. Paylaşımların ardı arkası kesilmedi. Herkes görüş belirtti. Herkes aslında, her olayın ardından yazılan yazıları aynen tekrar etti. Öneriler havada kaldı. Üzüntüler evirildi öfkeye doğru ama o da boğaza takıldı.

İsyan da, kızgınlık da, üzüntü de, hatta mutluluk da insanın doğası gereği zamanla söner. Yeni bir dalga gelene kadar böyle devam eder. Psikolojide bu kavramın adı hedonik adaptasyondur. Ama kavramı, metaforu en iyi şekilde kullanarak Yılmaz Özdil Özgecan’dan sonra kaleme aldığı ‘Siren Sesi’ yazısında anlatmıştır. Yaklaşan ambulansın siren sesi ile irkilir, üzülür, hayıflanırsın; ambulans uzaklaşırken, sesi ile birlikte o duyguyu da alır götürür senden.

Siren aynı siren!

Sosyal medyada hepiniz fark etmişsinizdir; tepkiler çığ gibi büyür, ekranlar kararır, öfkeler kusulur ve bir müddet sonra hayat devam eder. Bu döngüye alıştık, sosyal medya ile alıştırıldık sanki.

Acılar yarıştırılmaz, yarıştırılmamalı ama bazı acılara da zamanla duyarsızlaşmasak iyi olur! Bunu da feveranla değil, ancak rasyonel çözüm yolu ile sağlayabiliriz. Uzmanlar, psikoloji alan çalışanları, sosyal hizmet uzmanları, sosyologlar, hukukçular gibi meslek çalışanları birleşmeli, sosyolojik-psikolojik-cezai yaptırımlar konusunda hangi tedbirlerin alınması gerektiğini, davranışın dinamiğini, önerilerini sunacakları çalıştaylar organize edilmelidir. Çünkü çocuğun eğitilmesi, kendini korumayı öğrenmesi tek başına sorunu çözmek için yeterli olmaz. Toplumun da şekillenmesi, bilinçlenmesi, eğitilmesi gerekmektedir.

Yazının devamı...

Bu da Benim Motivasyon Tekniğim!

6 Şubat 2018

İnternet engin dünya… Çeşitli bilgilere ulaşabildiğiniz gibi, aynı bilgiyi farklı biçimlerde kullanarak, yeni yollar denemenize de ışık tutuyor. Bu açıdan bakıldığında yararlı, çünkü izlediğim bir video bana ‘kanban tekniği’ ile ilgili bilgi verirken, bu yazıya da ilham oldu.

Üniversite sınavına hazırlanırken çalışacağım konuların listesi önümde hep hazır dururdu. Her konu bitiminde renkli kalemle ‘tik atmak’ kendini ‘iyi hissetmekle’ eş değerdi. Tabi o dönem ne psikolojik danışmanlık rehberlik hizmetleri bu kadar ön plandaydı, ne bilgiye bu kadar kolay ulaşılıyordu, ne de ‘youtube kütüphanesi’ vardı.

O zamanlar ben de, o tik atma eyleminin, beyinde haz bölgesini tetiklediğini seratonin salgıladığını vs. bilumum nörobilimsel açıklamaların olduğunu bilmiyordum. Hatırladığım tek şey, bitirmenin verdiği iyi hissetme hali idi. Amaca giden yolda bir adım daha ilerlemenin verdiği haz duygusu. O duygu, bir sonraki adım içinde cesaretlendiriyordu insanı. Yeni konuya daha büyük istekle başlıyordum. Elbette bunun da yine nörokimyasal, bilimsel, edimsel vs bir sürü açıklaması var. Bendeki karşılığı ise ‘yaptıysam, yine yaparım cesareti.’

Şimdilerde çalışılacak konu listelerim, yapılacaklar listelerim yok. Yerine şu var: Tıkandığım ilerleyemediğim, hatta hareketsiz kaldığımı düşündüğüm zamanlarda sorduğum üç soru var. Nerdeydim, nereye geldim, nereye gitmekteyim?

Bu üç soruya verdiğim cevaplar yeniden hareket geçmemi sağlıyor.

‘Nerdeydim?’

Bu soru bana amacımı hatırlatıyor. Geçmişte ne kararlar verdim, hangi yöne gitmeyi hedeflemiştim hatırlıyorum.

‘Nereye geldim?’

Yazının devamı...

Yeni Yıl Dilekleri Nasıl Gerçeğe Dönüşür?

26 Aralık 2017

Yeni yıl başlangıç demektir ya, her yeni yıl da planlar, hedefler, yapılacak işler belirlenir. Öyle bir istek, plan listesi hazırlanır ki, 365 günde dünyayı kurtaracaksın ya da bambaşka biri olacaksın gibi. Şimdi pek çok yerde bununla ilgili yazılar, çiziler, videolar hazırlanıyor. Hatta Barış Özcan’da ‘zinciri kırma’ adında bir video paylaşmıştı geçen gün. Uygulamaya değer bu çalışmayı deneyip kendiniz de gözlem yapabilirsiniz. Ancak, ben size bugün tüm bu planların, sonuçlanamayan hedeflerin ardındaki duygudan bahsetmek istiyorum biraz. Hem kendime hem size faydası olur umuduyla…

Doğan Cüceloğlu seminerlerinde çok tatlı bir sohbetle anlatır; küçük bir çocuğun koltuğa tırmanma ve o ‘başardım’ edası ile dönüp babasına bakma hikâyesini. Şimdi sizden öyle bir çocuk hayal etmenizi istiyorum, bir birkaç deneme yapmış ve sonunda koltuğa tek başına çıkmış ‘başardım’ bakışı ile size gülümsesin. Ne tatlı bir an değil mi?

Peki, aileler; çocuğun yaşından fazla bir beceriyi tek başına yapması için zorlar ya da başarabileceği bir beceri için, çocuğun isteği dışında ona destek olursa ne olur? Ben tek başıma yetersizim, destek olmadan bir işi başaramam inancı oluşur. Sonuçta ya yapabileceğinden daha az şeye razı olur ya da yapamadıklarına bir bahane bulmaya başlar. Çocuk, yetersizlik duygusunu örtmek için çeşitli bahanelere sarılarak gelişmeye başlar. Büyüdüğünde ise, başarılı olmadığı her alanda, yeterli desteği göremediği için başarısız olmuştur. Örneğin, yeteri kadar parası yoktur, iyi eğitim almamıştır, zayıflamak istemiş ama çevresindekiler onu desteklememiştir, derslerinin iyi olmasını hedeflemiş ama ailesi ortam sağlamamıştır, iş yerinde yükselmek istemiş ancak çevresindeki herkes onu aşağı çekmek için uğraşmıştır, yabancı dili öğrenecek imkânı olmamıştır. Aslında bunu uzatmak mümkün ama sığındığımız bahaneleri anladığınızı düşünüyorum.

Size bu bilgiyi neden verdim?

Her yeni yıl gelirken alınan ve gerçekleşmediği için hayal kırıklığı yaratan kararların altında, yetersizlik duygusunu kapamak için sarıldığımız bahanelerimiz yatıyor. Demek istiyoruz ki; “Ben yetersizlik hissi taşımıyorum, etrafımdaki koşullar, kişiler, olaylar ve durumlar benim kararımı uygulamamı engelliyor”

Engel olarak sunulan her şey yetersizlik duygusunu örtmek için bahaneden başka bir şey değil.

Bu yıl ne istiyorsun?

Bu isteğine ulaşmaya ne kadar azimlisin?

Yazının devamı...

Kaygı mı, Korku mu Yaşıyorsun?

11 Aralık 2017

Toplumda yaygın olarak görülen sorunlardan biri kaygı bozukluğudur. Kaygı bozukluğunun ne olduğuna geçmeden önce başlıktaki sorumuza cevap arayalım.

Kaygı mı, korku mu yaşıyorsun?

Yolda karşıdan karşıya geçerken, aniden önüne çıkan bir araç nedeni ile kaza tehlikesi atlattığını hayal edelim. Burada yaşadığın ani duygu yükü, korkudur. Bir köpek sana saldırmak için üzerine doğru hızla gelirken yaşadığın ani duygu yükü de korkudur. Buradan hareketle, korku için, ani ve gerçek yaşantı deneyimi ile oluşan duygu olduğunu ifade edebiliriz.

Bir iş için sokağa çıkman gerekiyor ancak yola çıktığında bir köpeğin saldıracağını düşünerek, henüz bu olayı yaşamadan gerçekleşmiş gibi aynı duygu yükünü yaşıyorsan, bu kaygıdır. Sınava girmeden önce sınavla ilgili kurguladığın ‘ya sınıfta kalırsam’ olumsuz düşünceleri ile yaşadığın duygu yükü de kaygıdır. Buradan hareketle, kaygı için, ani olmayan ve henüz gerçeklememiş durumlar için oluşan duygu durumu diyebilriz.

Kaygı bozukluğu nasıl anlaşılır?

Henüz gerçekleşmeyen köpek saldırısı nedeni ile dışarı çıkmaktan vazgeçiyorsan, sınavdan geçemeyeceğin kaygısı nedeni ile hastalanıp sınava girmemek için bir engel çıkartıyorsan, bu, ileri düzeyde kaygı bozukluğu yaşadığının göstergesidir.

Korkunun anlık duygular olduğunu ifade ettik. Kaygı ise süregelen bir duygu durumudur. Kaygının temelinde gelecek ile ilgili olumsuz düşüncelerden kaynaklı endişe yatar. Olumsuz düşünceler ise geçmiş yaşantıların etkisi ile (deneyimleme ya da gözlem yoluyla) oluşabilir.

Bir köpek saldırısı yaşadıysanız ya da bunu gözlemlediyseniz bunu genelleyerek günlük yaşantınızı etkileyecek kaygı düzeyine ulaşabilir ve evden dışarı çıkmak istemeyebilirsiniz. Daha önce bir dersten başarısız olduysanız ya da aynı dersten başarısız olanları gözlemlediyseniz, bunu genelleyerek sınavı geçemeyeceğiniz yönünde endişe duyabilir ve farkında olmadan bedensel olarak tepki verebilirsiniz.

Yazının devamı...