AB ile ilişkilerde 'yeni' olan ne?

AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel’ın Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme, Türkiye-AB ilişkilerinde “yeni bir başlangıç” veya “yeni bir dönüm noktası” olarak değerlendiriliyor.

Gerçekten son zamanlarda Ankara ile Brüksel arasında yaşanan uyuşmazlıklardan ve gerginliklerden sonra, bu görüşmenin nispeten yeni sayılacak farklı bir havada cereyan ettiği, bunun da ilerisi için umut yarattığı görülüyor.

Bu bağlamda başlıca değişiklik, tarafların yaklaşımı, üslubu ve söylemi üzerindedir. Liderler başta olmak üzere resmi çevrelerin iyi niyet beyanları, uzlaşıcı tutumu, yapıcı jestleri, en azından eskisinden farklı, yeni bir başlangıcın sinyalini veriyor.

Ayrıca Ankara’da görüşmelerde ele alınan birçok sorunla ilgili olarak ortaya konan pozisyonlar da eskisinden daha olumlu. Bu sorunların başında da uzun zamandan beri tartışma ve gerilim yaratan Gümrük Birliği, sığınmacılar ve vize kolaylıkları gibi meseleler yer alıyor. Bu konularda henüz bir anlaşma ortaya çıkmamakla beraber, bundan sonraki müzakerelerin somut sonuca yönelik bir sürece girmekte olduğu anlaşılıyor.

Gene son zamanlarda Türkiye-AB ilişkilerinde kriz yaratan Doğu Akdeniz ile ilgili uyuşmazlıklar ve Türk-Yunan gerginliği üzerinde yeni bir yaklaşımın işaretleri var. En azından bu alanlarda gerilimi düşürecek jestler ve beyanlar bir yenilik oluşturuyor.

***

Ankara’daki görüşmelerde Türkiye ile AB arasında mevcut anlaşmazlıkların giderilmesi ve ortak çıkarların gerektirdiği alanlarda iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda “pozitif gündem” başlığı altında yeni bir yol haritası belirlenmekle beraber, üyelik süreci konusunda herhangi bir değişiklik veya yenilik getirmiş değil.

Türk tarafı, Cumhurbaşkanı’nın vurguladığı gibi, “tam üyelik hedefini” esas saymaktadır. Dolayısıyla, AB’nin de bu hedefe yönelik sürece ivme kazandıracak adımları atmasını beklemektedir.

Oysa katılım müzakereleri kesilmiş, süreç tıkanmıştır. AB yöneticilerinin bu konuda yeni bir pozisyon almak niyetleri olmadığı gibi, aksine, Türkiye’nin “aday” statüsüne de pek ilgi göstermedikleri anlaşılıyor. Nitekim bazı Avrupalı liderlerin Türkiye’den söz ederken, sanki “üçüncü bir ülke”den bahsedercesine “komşu” gibi terimler kullanılması bilhassa dikkati çekiyor.

Ankara’daki görüşme Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin en temel konu olan “tam üyelik” perspektifi üzerinde iki tarafın hâlâ zıt pozisyonda olduğunu açıkça ortaya koydu. Erdoğan, bunun Ankara’nın nihai hedefi olduğunu vurgularken, AB’li konuklar bu konuyu ele almadılar. Aslında, “yeni bir başlangıç” için ortaya konan “pozitif gündem”de de tam üyelik süreci gibi bir madde yer almıyor.

***

Dolayısıyla, yakın gelecekte müzakerelerin başlaması da söz konusu değil. Açılmayı bekleyen “fasıllar”ın daha ne kadar dosyalarında kalacağı da bilinmiyor.

Ancak Ankara’daki görüşmelerde kaydedilen “yenilik” yukarıda belirttiğimiz gibi Gümrük Birliği’nden göç sorununa ve bölgesel uyuşmazlıklara kadar sağlanması arzu edilen iş birliği alanlarını kapsıyor. Diğer bir deyişle, “yeni” ajandadaki konular, son zamanlarda birbirlerinden uzaklaşan, karşı karşıya gelen Türkiye ile AB’nin yeni bir anlayışla birbirlerine yakınlaşarak birlikte çalışmalarını hedefliyor.

Kuşkusuz böyle bir yakınlaşma ve beraberlik ayrışmaktan ve hele birbirinden kopmaktan çok daha iyidir. İki taraf da bunun bilincinde olduğu için birbirinden vazgeçemiyor. Oyalama veya eski tabiriyle “idareimaslahat”la aralarındaki bağları korumaya çalışıyor.

“Yeni başlangıç” bu çerçevede yakınlaşma ve iş birliği alanlarında yeni adımların atılmasıyla ilgilidir.