Afganistan’da ‘yeni düzen’sizlik!

Taliban, son olarak ABD güçlerinin geçtiğimiz günlerde Kabil Havaalanı’nı tamamen boşaltmasının ardından Afganistan’ın neredeyse “tek hâkimi” konumuna gelirken, ülkedeki belirsizlik de sürüyor. Nitekim Taliban, ülkede kontrolü ele geçirdikten sonra bir dizi yasak koymanın dışında siyasi ve ekonomik açıdan hiçbir plan açıklamadı. Kabil Havaalanı’nın işletilmesi başta olmak üzere yeni hükümet ve pek çok konu belirsizlik içinde... Duayen gazeteci Sami Kohen’le bu hafta tam da bu konuları ele aldık... Taliban ne düşündü ancak buna karşılık ne uyguladı, bu düzensizlik neden ortaya çıktı? İşte bunları ve daha fazlasını konuştuk...

Geride bıraktığımız günlerde ABD’nin Kabil Havaalanı’nın tamamen boşaltması sonrası neler yaşandı Afganistan’da? Taliban’ın Afgan halkıyla baş başa kaldıktan sonra gösterdiği performansı değerlendirebilir misiniz?

Taliban’ın yıllarca süren mücadelesinin iki boyutu, iki yönü vardı. Banlardan ilki milliyetçilik diğeri de ideolojik boyuttu. Taliban ülkede kontrolü ele geçirerek mücadelesinin milliyetçilik boyutunu yerine getirmiş oldu. ABD’nin de bulunduğu süper güçlerin geri adım atması ve bu hafta tüm işgal kuvvetlerinin ülkeyi terk etmesiyle, artık hedeflediği gibi, yabancı güçlerden arındırılmış özgür Afganistan ortaya çıktı.

İkinci noktaysa ideolojik boyuttu. Bu hareket, başından bu yana şeriata dayalı bir sistem kurmak peşindeydi. Nitekim bundan önce iktidarda geçirdiği kısa dönemde, bu açıdan çok kötü bir performans göstermişti Taliban. Şeriata dayalı ancak çok dogmatik, çok katı bir sistem uygulamış, Orta çağ zihniyetine dönüş olarak nitelenebilecek düzen kurmaya çalışmıştı. Tarihi eserleri imha etmekten tutun da, idamlara, özellikle kadınları toplum hayatının dışına atmak vs gibi... Tabii bu doktrin temelde hala Taliban’ın ideolojisinin bir parçası. Dolayısıyla merak edilen konu, milliyetçilik alanında bir başarı elde ettiği düşünülen Taliban’ın, ideolojik açıdan nasıl davranacağıydı.

Bundan sonra ne olacak?

Açık söylemek gerekirse, şu anda ülkenin durumu ve Taliban’ın ilk icraatları, bunun yine sorunlu olacağı izlenimi veriyor. Nitekim daha başından bu sorunların neler olduğu ortaya çıktı. Evet Taliban bir örgüttür ancak içinde tam manasıyla homojen değildir, kendi içinde değişik eğilimlere sahip gruplar vardır. Ayrıca, himaye ettiği veya desteklediği DAEŞ gibi çok aşırı terör grupları da bulunmaktadır, ki DAEŞ’in son günlerde eylemler aracılığıyla canlanması gibi bir durumla da karşı karşıya kalmaktayız. Dolayısıyla Taliban’ın böyle birtakım sorunları da var.

Ayrıca her ne kadar ülkenin içinde de hakimiyet kurmuş gibi görünüyorsa da bazı bölgeler halen direnmektedir. Taliban içinde de tam bir birlik sağlanmış değildir. Dolayısıyla bunlar da, ülkenin şimdilik yeni bir düzene giremediğini gösteriyor. Adeta ‘yeni düzen’ beklerken bir tür ‘yeni düzensizlik’ dönemine girilmiş gibi görünüyor. Belki geçicidir, bunun ne kadar süreceği belli değil ancak mücadele daha devam etmekte.

Tanınmama da bir sorun

Tabii ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum da çok vahim. Mali kaynaklar nereden gelecek, nasıl yaratılacak henüz belli değil. Ayrıca henüz ortada devlet mekanizması yok. Bir havaalanının çalıştırılması, işler duruma getirilmesi bile mümkün olamıyor. Bunun için Türkiye dahil birçok yabancı ülkeyle temas kurulup, ‘Bize yardımcı olun, personel gönderin’ deniliyor. Neden? Çünkü devlet yapısı, bunun için adamları ve deneyimleri yok. Bu acemilik dönemi de, kargaşa yaratıyor, düzensizliği getiriyor. O bakımdan da zor.

Öte yandan yabancı ülkelerle ilişkiler de belirsiz. Taliban’ın en büyük ihtiyacı tanınmak, yani meşru olduğunu kanıtlamak. Bu konu da henüz gündemde değil. Batı ülkelerinin de şu anda bir tanıma niyeti yok. Bu hafta, en son İngiltere de dahil olmak üzere peş peşe birçok batılı ülke, böyle bir niyetleri olmadığını söyledi. Dolayısıyla uluslararası camia tanımıyor. Çin belki tanıyabilir, ama ne zaman olacağı belli değil. Tanınmamış, meşruiyeti kabul edilmemiş bir Taliban rejimi var ve bu da onlar açısından çok önemli bir sorun. Tanınmayan bir ülkenin de yaşama ve ayakta durma şansı nedir o da tartışılır. Ellerinden ABD’lilerden kalan muazzam bir askeri güç var ama demek ki, önemli miktarda askeri güce sahip olmak da yetmiyor. Öncelikle devlet olmaya yetmiyor, tanınmayı mümkün kılmıyor...

Deniliyor ya, Taliban da böyle bir zafer kazanmayı beklemiyordu diye. Sizce bu durum, gerçekten de hazırlıksız olmalarından mı kaynaklanıyor?

Evet, yüzde 100 öyle. Şimdi Taliban, uzun yıllardır askeri mücadele veriyor. Fakat, Joe Biden yönetimi ani bir kararla kuvvetlerini çekeceğini açıklayınca ve bu iş erken bir takvime bağlanınca, bu sadece dünya için değil belki Taliban mensupları için de sürpriz oldu. ABD’nin bu kadar çabuk pes edip de çekileceğini onlar da tahmin edememiştir. Devlet yapısını kurmak vs çok karmaşık işler ve bunları oluşturmak zaman ister. Bu da şimdiki karmaşıklık ve düzensizliği yarattı. Taşlar yerine oturmadı dolayısıyla... Ayrıca kendi halkının desteğini de tam sağlamış değil Taliban. Kabil Havaalanı şimdilik kapanmış bile olsa, insanlar kara yoluyla ülkeyi terk etmek için uğraşıyor. Kara yoluyla Pakistan, Tacikistan, Özbekistan’a gitmeye çalışanlar var. Ayrıca yine çağdışı bazı uygulamaların başladığı söyleniyor. Müzik dinlemenin yasaklanması, kadınlara yönelik kısıtlamalar, televizyon kanallarının Taliban yanlısı yayınları filan, insanları korkutuyor.

Siz Taliban’ın tanınmasından bahsetmiştiniz. Ancak Batılı ülkeler, bir yandan tanıma için insan ve kadın haklarına saygı şartını koşarken, ülke içinde tam tersi bir hava esiyor. Ne dersiniz?

Taliban’ın şeriat anlayışı, uygulamada çok geriye giden bir zihniyet. Ayrıca tefsirde yani şeriatı yorumlamalarında da çok farklılar ve bu, İslam alimleri tarafından pek de doğru bulunmuyor. Çünkü bu çok dogmatik ve aşırı katı bir tefsir şekli. Dolayısıyla şeriat düzeni bulunan Suudi Arabistan ve İran’daki uygulamalardan çok farklı. Onlar bile Taliban’ın bu şeriat anlayışını onaylamıyorlar.

Hassasiyet Orta Asya’ya kayıyor

Bu arada üzerinde durmak istediğim bir konu daha var. Afganistan’da Taliban’ın bu çıkışı, bana öyle geliyor ki içinde bulunduğu coğrafyada çok büyük etkiler ve sarsıntılar yaratabilecek gibi görünüyor. Şimdiye kadar Ortadoğu’da yaşanan kargaşa, gerginlik ve çatışma, yavaş yavaş Orta Asya’ya kayıyor. Çok ilginç bir gelişme bu. Henüz Ortadoğu’da taşlar tam olarak yerine oturmuş değil. Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulması amacıyla başlatılan Arap Baharı sonrasında bir düzensizlik oluştu ve bu durum halen devam ediyor Suriye, Irak, Yemen’de... Şimdi Taliban olayı ile şiddet merkezi daha çok Orta Asya’ya kaymış görünüyor. Geçen söyleşilerimizden birinde de söylediğim gibi Afganistan gerginliğin yeni odak noktası oluyor. Pakistan, Özbekistan, Tacikistan gibi komşu ülkelerden gelen işaretler, müthiş bir endişe havası yansıtıyor. Taliban’ın bu hareketi, acaba bu ülkeleri de etkisi altına alabilir mi? Bu endişeyi Rusya gibi bölgedeki büyük ülkeler, hatta Çin bile paylaşıyor. Rusya çok tedirgin ve hala kendi arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerini himaye etmek için askeri birtakım gösteriler yapıyor. Öyle sanıyorum ki bu yüzden, önümüzdeki dönemde hep Orta Asya’dan bahsedeceğiz. 

Afganistan’da ‘yeni düzen’sizlik

Dış politikada yeni yaklaşım (2)

Geçen ay yaptığımız bir söyleşimizde, Türkiye’nin dış politikasında Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkiler dahil bazı yeni yaklaşımlar olduğundan bahsetmiştiniz. Bunlara yenileri eklendi mi?

Evet, Birleşik Arap Emirlikleri’yle o zaman da belirttiğimiz gelişmeler devam ediyor. Nitekim Cumhurbaşkanı geçen gün BAE Veliaht Prensi ile bir telefon görüşmesi yaptı. Ayrıca dışişleri bakanımız söz konusu ülkedeki mevkidaşıyla görüştü. Yani Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkilerde bir hayli gelişme var. Aynı zamanda diğer ülkelerle de böyle gelişmeler var. Mesela Mısır Dışişleri Bakanı ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bu ay yüz yüze bir araya gelmesi söz konusu. Yani görüşmeler o seviyeye geldi. O da bir önemli gelişme.

Ama yeni yaklaşım kapsamında asıl gelişme, Ermenistan’dan normalleşme sinyallerinin gelmesidir. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, geçtiğimiz hafta bir demeç vererek Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istediğini dile getirince, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hiç vakit kaybetmeden buna çok olumlu bir cevap verdi, “Geçmişteki olayları geride bırakıp, ileriye bakmak lazım” dedi. Zaten Erdoğan’ın bir projesi de Kafkasya’da Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye bir arada toplantı yapıp, bölgede yeni bir iş birliği sistemi kurmaktı. Bu şimdi daha yakın gibi görünüyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olmasının önemli nedenlerinden biri de Karabağ sorunuydu. Karabağ sorunu çözülmüş gibi görünüyor. Azerbaycan yeniden bölgede hakimiyetini kurabildi. Artık böyle bir mesele olmadığına göre, engel kalkmış oldu ve bu da iki tarafın bu normalleşme çabalarını daha ileri götürmelerine vesile olabilir.

Yine bir haber daha vardı bu hafta içinde. İsrail’le bazı temaslar yapılıyordu geri planda ama Cumhurbaşkanımız bu ayın sonunda Birleşmiş Milletler Genel kurulu toplantısı için New York’a gidecek ve orada İsrail’in yeni Başbakanı (Naftali Bennett) ile bir görüşme yapacak. Böylece yeni bir adım daha atılmış olacak bölge ülkeleriyle... Kısacası Türkiye, dış politikasında çok isabetli rektifiye yaparak yön değiştirdi ve bazı ülkelerle bozuk olan ilişkilerini düzeltme aşamasına girdi. Görüyorum ki Ortadoğu’dan Kafkasya’ya ilişkilerin soğuk olduğu ülkelerle yeniden bir dostluk ve iş birliği oluşturma, en azından dirsek teması kurma hamlesi var. Türkiye bu konuda daha önder bir misyon oynamak için böyle bir inisiyatife ihtiyacı olduğu kanaatini taşıyor ki, bu da doğru bir yaklaşım.

Söyleşi LEVENT KÖPRÜLÜ