Afganistan’da sonun başlangıcı

Uzunca bir zamandır süregelen sağlık sorunlarım nedeniyle sizlerle ayrı kalmış, yazılarıma uzun süre ara vermek zorunda kalmıştım. Her ne kadar sağlığımda olumlu ilerlemeler olsa da, devam eden göz problemleri, görüşlerimi yazı yerine söyleşi formatında paylaşmamı gerektirdi. Bu nedenle, ilkini bugün okuyacağınız üzere, Dış Haberler Müdürümüz Levent Köprülü ile yapacağımız söyleşilerde, dünya gündemini meşgul eden ve ileride de pek çok parametreyi etkileyecek olan güncel konulardaki yorumlarımı sizlere aktaracağım...

ABD’nin çekilme kararının ardından NATO ve diğer müttefik ülkelerin oluşturduğu koalisyon unsurlarının da ülkeden hızlıca ayrılması, adeta Afganistan’ı Taliban’ın inisiyatifine bırakmış oldu. Taliban’ın, ülkede hakimiyet kazanmak amacıyla başlattığı ve önemli kazanımlar elde ettiği harekat devam ederken, bu süreçte sona gelinmiş ve ülke hızlıca “Talibanlaşma” doğru evrilmiş görünüyor. İşte tüm bunları, dış politikanın duayen gazetecisi Sami Kohen ile uzun uzadıya konuştuk...

- Son gelişmeler ışığında, Afganistan’da gelinen durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gidişatla ilgi ne öngörüyorsunuz?

Afganistan’daki savaş, askeri açıdan artık sonun başlangıcı noktasına gelmiş sayılabilir. Son gelen haberler de, Taliban’ın sadece ülkenin geniş bir bölümüne değil aynı zamanda çok stratejik, çok önem taşıyan eyalet kentleri ve başkentlerine de hakim olduğunu gösteriyor. Bu durum da bizi, “Acaba yakında Afgan ordusu tamamen pes edip çekilir ya da çöker mi? Taliban güçleri başkent Kabil’e de girer mi?” diye düşünmeye itiyor.

Taliban uzlaşmayacak

Amerikan istihbarat kaynaklarından gelen haberler, Joe Biden yönetiminin Afganistan’ı neredeyse tamamen gözden çıkardığı noktasında... Yani bu durumda artık Kabil’in düşmesi bile öngörülebiliyor. ABD istihbarat kaynaklarından da bunun kısa süre içinde olabileceğine dair bazı haberler sızdırılıyor. Ayrıca ABD ve diğer NATO ülkeleri, kendi askeri ya da sivil personelini, elçilik çalışanlarını ne zaman ve nasıl kurtaracağını planlamaya çalışıyor. Dolayısıyla başkent Kabil’in düşmesi ve Afgan ordusunun pes etmesi an meselesi haline geldi. Bu yüzden diyebiliyorum ki, sonun başlangıcı noktasına gelindi.

Velev ki son dakikada, önümüzdeki birkaç gün içinde diplomasi ve müzakere yoluyla yeni bir ateşkes tekrar tesis edilmiş olsun. Bunun için temaslar var. Ancak pek fazla bir şey çıkacak gibi görünmüyor doğrusu. Çünkü Taliban askeri açıdan elde ettiği bu kazanımlarla, sahip olduğu itibar ve nüfuzu sonuna kadar kadar kullanacak, uzlaşmaya varmayacaktır.

- Peki Kabil hükümetinin ‘Gerekirse güç paylaşalım’ yönündeki teklifi sizce akıllıca mı?

Şimdi gelinen nokta şunu gösteriyor ki, Taliban askeri açıdan her istediğini çok hızlı bir şekilde elde etmiştir. Yani Biden’ın ABD kuvvetlerini geri çekme kararı yürürlüğe girdiği günden itibaren Taliban büyük bir taarruza geçmiş, buna iyi hazırlanmıştır. Dolayısıyla şu anda askeri bir zafer kazanmıştır. Onun kazandığı zafer, bir bakıma Afgan ordusunun, dolaylı olarak da ABD’nin hezimeti demektir.

Afgan ordusunun bu işte artık geriye dönüşü mümkün değildir. Afgan ordusu savaşmıyor, savaşamıyor. Yorgun ve perişan durumda, silahlarını bile teslim edip kaçanlar var. Tek başına kalmış, NATO ve ABD çekilmiş, her türlü askeri destekten mahrum, tek başına bu işi başaramadı. Belki Washington’da Pentagon’un yaptığı hesaplar tutmadı. Onlar muhtemelen ‘Çok iyi yetiştirdiğimiz, silahlarla donattığımız, binlerce kişilik büyük Afgan ordusu, biz çekildikten sonra nasılsa Taliban’ı yener!’ diye düşündü. Ancak bu düşüncenin büyük bir hata olduğunu şimdi kendileri de itiraf ediyor.

- ABD çekilme kararının arkasında duruyor. Bu, ileriki dönemde ABD açısından bir olumsuzluk yaratır mı? Nerede hata yaptılar?

Dediğim gibi, gerek ABD yönetimi gerekse de Pentagon’un yaptığı hesaplar yanlış çıktı. Peki mümkün mü koskoca ABD’nin böyle bir hata yapması? Evet mümkün... Bunun mümkün olduğunu gösteren yakın geçmişte pek çok örnek var. Özellikle Vietnam da bunlardan biri. Ben Vietnam Savaşı’nda, 1975’te çekilme sürecine girildiğinde oradaydım. Afganistan’dan gelen haberler bana hep orayı hatırlatıyor. ABD’liler aynı şekilde, panik halinde orayı terk etti. O zamana kadar ‘Nasıl olur, Amerikalılar Vietnam hükümetini hiç yarı yolda bırakır mı?’ diyenler, ne denli yanıldıklarını anladı. Şimdi aynı şeyi Afganistan’da da yaşıyoruz.

- NATO’nun bu konudaki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

NATO da dahil, Afganistan’a asker gönderen diğer ülkeler de, Biden’ın asker kararının ardından oradan ayrıldı. Dolayısıyla askeri açıdan artık Afganistan’da Batı’nın bir varlığı yok. Tabii bu, Batı’da da çok tartışılıyor. Özellikle de Paris ve Berlin’de. Her ne kadar ‘Evet, artık zaruret haline gelmişti. Bu savaşın bir sonu yoktu. Soruna siyasi çözüm bulmak da mümkün değildi’ diye düşünseler de, ABD’nin işin başından beri olabilecekleri öngörmeyip, doğru strateji kurmamasını eleştirenler çoğunlukta.

‘Güvenilirliği yitirdiler’

Öte yandan ABD burada güvenilirliğini kaybetmiştir. Batılı müttefiklerin de güvenini kaybetti. Beyaz Saray yahut Pentagon, ani bir kararla ‘Ben buradan çekilirim’ dediğinde soru işaretleri çıkacak ortaya. ‘Acaba bu iyi düşünüldü mü, iyi planlandı mı? Yoksa yine bir hesap hatası yapılmış olabilir mi?’ diye.

Şunu da düşünmek lazım; ABD bu işe giriştiğinde, bırakın ‘Ben oraya demokrasiyi götüreceğim’ gibi düşünceleri, bir takım stratejik hesaplar peşindeydi. Nedir bu? ‘Ben dünyanın o bölgesinde, Asya’ya giden yollar üzerinde bir köprü başı kurarsam, orada nüfuzum olur.’

Bilhassa Çin ve Rusya’ya karşı güç dengelerinde bir üstünlük peşindeydi ABD. Ancak şimdi bunu da kaybediyor. Kime karşı? Özellikle Çin’e... Çünkü Çin, ilginçtir ki, Taliban’a açık destek veren bir ülke. Geçenlerde Pekin’e bir Taliban heyeti davet edildi ve o heyetle müzakerelerin ardından Çin yönetimince yapılan açıklamalar da desteği ortaya koydu. ‘Afganistan’daki bu meseleyi kendi halkı çözecek. Dolayısıyla yabancı güçlerin oradan çıkması gerekli’ deniliyordu. Bu güçler oradan çekildi ve boşluk oluştu. Çin, bu boşluğu diplomatik ve ekonomik açıdan doldurmaya çalışacaktır. Asya’daki hakimiyet mücadelesi bakımından ele alınırsa da, ABD, burada da Çin’den bir gol yemiş olacak.

Afganistan’da sonun başlangıcı

‘İstenmeyen bir rejim’

Burada bir başka konu daha var elbette. Şayet Taliban, burada tam olarak iktidara hakim olursa, bölgedeki bir çok ülkenin istemediği bir rejim olacak. Özellikle Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, domino etkisiyle, Taliban’ın kendi topraklarında da bir tehdit oluşturmasından çekiniyor. Dolayısıyla bu tür bir rejim, Orta Asya ülkelerinin benimsediği bir rejim değil. Genelde dış dünyada, genelde Ruslar arasında da Taliban’ın ideolojisi aleyhinde bir tavır var. Bu demektir ki Orta Asya, Taliban için çantada keklik değil. Zira kendi ülkesinde de halk arasında ne kadar kabul gördüğü tartışılır. Halkın çok büyük bir bölümü, Taliban’dan korkuyor, onun kurduğu rejimin altında yaşamak istemiyor. İstemediği için de milyonlarcası, yollara düşüyor. Kimisi yurt dışına kimisi de ülke içinde başka yerlere kaçıyor...

Yakın gelecekte görünen o ki, Taliban askeri zaferini önümüzdeki haftalarda pekiştirir, diplomasiyle bir ateşkes ya da anlaşma sağlanamazsa, denebilir ki, Afganistan Talibanlaşmıştır... Ancak askeri açıdan süreç sonlanmış görülse ve Taliban yönetim değişikliği gerçekleştirse de, gerek komşularla olabilecek muhtemel sürtüşmeler gerekse de içeride halkın bu rejime yönelik tepkileri dikkate alındığında, bizler, Afganistan’ı uzunca bir süre daha konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Söyleşi: LEVENT KÖPRÜLÜ