Beyrut faciası: Bilinenler, bilinmeyenler

Beyrut’taki patlama faciası, bir kaza eseri mi, yoksa bir saldırının sonucu mu? Eğer ikinci şık söz konusu ise, bunu yapan kim?

Şiddetli bir depreme, hatta bir Atom Bombasına benzetilen bu dehşet verici olayın meydana geldiği saatlerde, özellikle bizdeki televizyonlarda bazı konuşmaların suçlu tespit edilmiş ve kanıt bulunmuş gibi, alelacele komplo teorileri ortaya atmaları, şaşırtıcı idi doğrusu…

Oysa olay yerinden dünya ajanslarının verdiği haberlerde bu konuda ihtiyatlı bir dil kullanılıyor, spekülasyona girişilmeden, ilgili makamların şeffaf bir soruşturma açacağı belirtiliyordu.

Nitekim şimdi de soruşturmanın, olayın nedeni ve sorumluları ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarması bekleniyor.

Dolayısıyla bu korkunç patlamanın arkasında birilerinin bulunup bulunmadığı ve bunların kimler olduğu sorusu şimdilik “bilinmeyenler” listesinin başında yer alıyor.

Aynı listedeki bir başka konu korkunç infilakın hiç beklenmedik şekilde nasıl meydana geldiği ile ilgili. Öylesine tehlikeli bir madde (2,7 bin ton amonyum-nitrat), Beyrut’un liman bölgesinde, en hareketli ticaret merkezinde, nasıl depolanır? Liman makamlarının şikayetlerine ve uyarılarına rağmen bu vurdumduymazlığın sorumlusu kim? Bu malzemenin esas sahibi de kim?

Bu “bilinmeyenler” in de öğrenilmesi için soruşturmanın sonucunu beklemek gerek. Yeter ki, soruşturma da gerçekleri doğru tespit etsin…

Facia ile ilgili, “bilinenlere” gelince: ölü, yaralı, yıkım, zarar, ziyan konusundaki geçici bilanço dahi Lübnan’ın şu sırada yakın tarihinin en vahim dönemini yaşamakta olduğunu gösteriyor. Beyrut’un 1.5 milyon nüfusunun dörtte biri, evsiz, eşyasız kalmış durumdu. Başkentin neredeyse üçte biri harap olmuş. Liman felce uğradığı için, yiyecek ve temel ihtiyaç maddeleri kıtlığı başlayacağı korkusu yaşanıyor…

Bu facia 6 milyon nüfuslu Lübnan’ın son zamanlarda gerek ekonomik krizden gerekse Korona virüs salgınından çektiği büyük sıkıntıların üzerine geldi. İşsizlik yüzde 25’in üstünde, halkın yarısı fakirlik çizgisinde, pahalılık had safhada… Bu sıkıntılar yüzünden halk sokaklarda sık sık protesto gösterileri yapıyor. Hükümet, politikacılar, yolsuzluklar ve ihmalkarlıkla suçlanıyor. Beklenen reformlar bir türlü yapılmıyor.

Bu ortamda Beyrut’taki patlama, şimdi Lübnan’ı bir uçurum kenarına getirmiş bulunuyor. Lübnanlılar ümitsizlik içinde esas şu soruları soruyorlar: Lübnan egemen bir devlet olarak varlığını sürdürebilecek mi? Ülkenin daha da istikrarsızlaşması veya çökmesi tehlikesi var mı?

Yakın geçmişte Beyrut için Ortadoğu’nun Paris’i denirdi. Lübnan Arap dünyasının  en ileri, refah ve eğitim düzeyi en yüksek ülkesi idi. Siyasi yapısı da, mozaik ve çoğulcu nitelikleriyle, bir örnek hatta bir model oluşturuyordu. Lübnan’da Sünni, Şii, Dürzi, Hristiyan kesimler arasında, yönetimde bir paylaşım ve denge vardı.

Ne yazık ki 1970’lerden itibaren iç savaş sonucu, bu dengeler ve birliktelik bozuldu, dış güçlerin de istismar ettiği toplumsal çatışmalar, aşırı akımlar, şiddet eylemleri eskisinden farklı, başka bir Lübnan imajı yarattı.

Beyrut faciasının yarattığı bütün şoka ve umutsuzluğa rağmen, Lübnan bu olaydan sonra silkelenip kendisini toparlayabilecek mi?

Galiba bu soruyu da, “bilinmeyenler” listesine eklememiz gerekiyor….