Beyrut’ta halk patlaması

Beyrut’ta birkaç gün ara ile iki patlama birbirini izledi.

Birinci olayda, başkentin liman bölgesinde 2 bin 750 ton kaçak amonyum-nitratın depolandığı tesisler infilak etti. Bu faciada 200 kişi öldü. 6 bin kişi yaralandı, kentin geniş bir kesimi harabeye döndü, 350 bin kişi evsiz kaldı… Lübnan şimdi yakın tarihinin en acı günlerini yaşıyor…

İkinci olayda, Beyrut, bir “halk patlaması”na sahne oldu. Lübnan’daki korkunç infilak, sosyo-politik bir patlamayı tetikledi, binlerce kişi öfkesini duyurmak için sokaklara döküldü, bazı resmi binaları bir süre işgal etti, polisle çatıştı. Devam etmekte olan bu gösterilerde halkın kızgınlığı ve umutsuzluğu yanı sıra, Hükümetin istifası, köklü reformların yapılanması talepleri dile getiriliyor.

Peş peşe meydana gelen bu iki patlama, Lübnan’ı bir dönüm noktasına getirmiş bulunuyor. Giderek bir kalkışma halini almakta olan halk patlaması, ülkenin kaderini değiştirecek gibi görünüyor. Birçok Lübnanlıdan şimdi duyulan söz şudur: “Artık Lübnan eskisi gibi olmayacak, bu enkazın üzerinde yeni bir Lübnan kurulacak” …

***

Gerçekten bu iki patlamadan sonra, Lübnan’da çok şeyin değişeceğini tahmin etmek zor değil. Mesel bunun nasıl gerçekleşeceğidir. Bazı Lübnanlıların telaffuz ettiği tabirle, “devrim” ile mi? Yöneticilerin de kabul edeceği, barışçı bir devrim mi? Yoksa kozların sokaklarda paylaşıldığı “kanlı” bir devrim mi?

Halkın tepkisi sonucu hükumetin istifa etmesi karşısında şimdilik erken seçim ve yönetimde bazı değişiklikler vaat ediliyor.Bunun halkın kızgınlığını yatıştırması ve taleplerini karşılaması şansı yok tabii. Lübnanlılar çok daha köklü bir değişim istiyor. Mevcut siyasi elit kadroları artık önemli mevkilerde görmek istemiyor. Bu kadrolar Lübnan’ı sürüklenmiş olduğu duruma düşürenlerdir, büyük yolsuzlukların, partizanlığın, ihmallerin sorumluları onlardır. Dolayısıyla bu yöneticilerin yeni sistemde yeri olma- malıdır….

Bu durumda beklentiler, yeni yönetim kadrolarının iş başına gelmesidir. Ama bunlar kimdir? Kişisel çıkarlar veya ait oldukları mezhepsel veya etnik grupların menfaati yerine, tüm Lübnan halkının yararına çalışacak “temiz”, bağımsız politikacılar, yöneticiler kimdir?

Mevcut sistem, adamakıllı dengelere dayalı da olsa, böyle bir değişimi gerçekleştirmeye müsait midir? Veya buna rağmen, Lübnan kendisini yenileme olanağını kazasız belasız bulabilecek mi?

***

Geçen günkü yazımızda belirttiğimiz gibi, Lübnan dinsel, mezhepsel ve etnik farklılıklarına rağmen, mozaik ve çoğulcu sistemiyle, bir model olmuştu. Refah ve eğitim seviyesinin yüksekliği ile de kendisini belli eden Beyrut, “Ortadoğu’nun Paris”i diye anılıyordu…

1970 sonrası, Lübnan için bir gerileme ve karmaşa dönemi oldu. Bu arada politikacılar şahsi veya mensup oldukları zümrelerin çıkarlarını ön planda tuttular, bazı gruplar adeta devlet içinde devlet kurdular. Lübnan’ın o mozaik yapılı ulusal birliği kaybolmaya yüz tutuğu gibi, ekonomik standartları da tabii dış faktörlerin de etkisiyle çok alt düzeye düştü.

Şimdi gelinen noktada kuşkusuz çözüm için bu durumdan sorumlu tutulan siyaset kadrolarının değişmesi şart. Ama sadece bununla arzulanan ve beklenen değişim veya devrim gerçekleşemez. Teoride çok güzel görünen sistemin de günü koşullarına ve toplumun yeni ihtiyaçlarına göre, rötuşlanması, yeniden yapılanması da zorunludur. Yoksa, eski tas eski hamam kalır, “yeni Lübnan” olmaz…