Bir sözcük yüzünden (mi?)...

Bir sözcük yüzünden (mi?)...

Sami KOHEN

ALMANYA'nın Türkiye'deki Büyükelçisi Dr. Hans - Joachim Vergau, olayı "kaza" diye nitelendiriyor ve "buna rağmen kervan yoluna devam edecektir" diyor.
Söz konusu olay, Başbakan Mesut Yılmaz'ın "Financial Times" gazetesine demecinde, "lebensraum" (yaşam alanı) terimini kullanarak Almanya'ya karşı sarfettiği suçlayıcı sözler ve bunun Bonn'da yarattığı tepkilerdir.
Büyükelçi, söyleşimizin başında, "lebensraum"un Almanlar için ne ifade ettiğini anlatmak gereğini duyuyor.
- "Bu, Hitler'in 'Kavgam' kitabında yer alan, kriminal felsefenin ana unsurlarından birini oluşturuyor. Kelimenin anlamı, sadece yayılmacılığı kapsamıyor. Aynı zamanda, üstün Aryan ırkının Slavlara hakim olma, hatta onları yok etme sözde hakkını da içeriyor. Nazi dönemine ait bu caniyane kavram, bugün Almanların tüylerini Yahudi soykırımı - Holokost - kadar ürpertiyor... Bugünkü Almanya'nın politikasını buna benzetmek kadar haksız ve manevi şahsiyetine ağır bir tecavüz düşünülemez."
Mesut Yılmaz'ı yakından tanıyan Alman diplomatı, "Başbakan, Almanya'da okudu, Almanca bilir; ama herhalde lebensraum sözcüğünü kullanırken, bunun hakaretin de ötesinde, ne kadar haysiyet kırıcı bir terim olduğunun farkında değildi... Yani bu kelimenin derinliğini bilmemiş olabilir. Bu nedenle buna kaza demek daha doğru olur" diye konuşuyor.
* * *
BÜYÜKELÇİ'ye Yılmaz'ın daha sonraki bir açıklamasında, kelimeyi o anlamda kullanmadığını, sadece Almanların Doğu ve Orta Avrupa'ya yayılma alışkanlığını kastettiğini söylediğini hatırlattığımızda, yanıtı şöyle oldu:
- "Biz yakın tarihimizden yeterince ders aldık. Bugün Almanya'nın böyle bir politika peşinde olduğunu düşünmek çok yanlış. Maalesef Türkler, Almanya'daki ve Avrupa'daki değişikliklerin farkında değiller. Polonyalılar, Çekler ve diğer Avrupa ülkeleri değişikliği biliyor ve hiçbiri Bonn'un bugün lebensraum politikası izlediğini iddia etmiyor."
Büyükelçi, Başbakan Yılmaz'a şu çağrıyı yapıyor:
- "Bu kazadan sonra, Başbakan'ın lebensraum ile ilgili sözlerini düzeltmesini bekliyoruz. Şu ana kadar resmi bir açıklama yapılmadı. Kendisi ciddi ve akıllı bir liderdir. Bunu yapacağını umuyorum... Ancak, Almanya'nın kendi bencil çıkarları için nüfuzunu yaymak istediği iddiasında ısrarlı ise, bunu da tartışabiliriz..."
* * *
BÜYÜKELÇİNİN ifadesine göre, Yılmaz'ın suçlamalarında Almanya'yı rahatsız eden diğer husus, Türkiye'nin AB'ye girmesine Bonn'un engel olduğu iddiasıdır.
- "Şansölye Kohl'ün Yılmaz'a üyelik için destek sözü verdiği yanlış. Bonn'daki görüşmelerden sonra yayınlanan bildiride de böyle bir ifade yok. Bu görüşmede Türkiye'nin ikinci gruba dahil edilmesi konusunun tartışılmadığını biliyorum. Ama Yılmaz Bonn dönüşü gazetecilere sanki böyle bir söz verilmiş gibi konuştu. Aşırı iyimserlik gösterdi ve aşırı beklentiler yarattı. Şimdi de Almanya sözünde durmadı, iki yüzlü davrandı deniyor."
- Peki Yılmaz nasıl böyle bir izlenim edindi? Neden o zaman Almanya'nın desteğinden bu kadar emin göründü?
- "Yanlış yorumladı veya öyle bir hava vermek istedi. Bunu şahsi bir başarısı olarak gösterdi. Daha sonra Lüksemburg'dan çıkan kararı da, olumlu yanlarını görmezlikten gelerek, reddetti. Bütün bu gelişmelerin suçunu Almanya'ya yüklüyor. Herhalde bu olayı, içerdeki başarısızlıklarını örtmek için, bu şekilde istismar ediyor..."
Büyükelçi, Lüksemburg'da Almanya'nın Türkiye'ye engel olduğu iddiasını reddederken, "diğer hiçbir ülke Türkiye'nin üyeliği konusunda destek vermedi" diyor. Lüksemburg Başbakanı Juncker'in geçen günkü açıklamasını örnek gösteriyor ve diğer ülkelerin Türkiye'ye sanki destek sağlamış gibi hareket ettiklerini, oysa bunun doğru olmadığını, Almanya'nın tek başına suçlanmasının haksızlık olduğunu belirtiyor.
* * *
ALMANYA ile yaratılan son "mini kriz"in başlıca nedeni, dün de belirttiğimiz gibi, kullanılan üsluptur. Denilebilir ki, Türkiye haksızlıkları, yanlışları açıkça söylemek, başkalarına boyun eğmeden tavrını ortaya koymak cesaretine sahip olmalıdır. Elbet ki öyle olmalıdır. Ama bunu vurucu, kırıcı söz ve davranışlarla yapmaya hiç gerek yoktur. Böyle yapılınca, beklenen sonuç alınmaz, esas çıkarlara ters düşen sıkıntılar yaratılır.
Almanya ile bu son "kaza"dan alınacak ders budur...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr