Bu "kriz" de geçer...

Bu "kriz" de geçer...

Sami KOHEN

"KRİZ mi? Ne krizi?"
"Ziyaretiniz tam krizin ortasına düştü. Bu bir rastlantı mı" diye sorduğumda, Richard Holbrooke'un tepkisi bu oldu.
"Herkes krizden söz ediyor, ama ben buna kriz demiyorum" diye devam etti ABD'nin "süper" özel temsilcisi. "Kıbrıs'ta kriz gelir, geçer. tekrar gelir, tekrar geçer. Bu nedenle üzerinde fazla durmamalı"...
Başkan Clinton'un 4 ay önce Kıbrıs'ta çözüm arayışı misyonunu verdiği ünlü diplomat ile dün sabah, ülkemizden ayrılmadan önce, söyleştik.
Holbrooke'un Ankara'ya gelişi, zamanlama olarak, ilginç. "Bu sürpriz ziyareti neye bağlayalım" sorusuna, özel temsilci şu yanıtı veriyor: "Başbakan Yılmaz ve Başbakan Yardımcısı Ecevit ile tanışmamıştım. Dışişleri Bakanı Cem bana New York'taki görüşmemizde, Ankara'ya gelmemi tavsiye etti. Ben de gerçekten daha çok, yeni yönetim ile temas kurmak ve dinlemek için geldim. Müzakere için zamanın henüz erken olduğu kanısındayım. Bir başarısızlıkla karşılaşmak istemem. Bu nedenle Ankara'ya bir plan getirmek veya müzakerelerde bulunmak amacı ile gelmedim."
Doğrusu bir gün içerisinde 11 saat süren görüşme maratonunda, Holbrooke'un sadece "dinlemek"le yetindiğine, ayrıca bu ziyaretinin (yanına aldığı Thomas Miller gibi bir bölge uzmanı ile birlikte) tam bu sırada gerçekleşmesinin sırf bir rastlantı olduğuna inanmak zor...
Zaten sohbetimizde deneyimli diplomat satırlar arasında, kendisinin de Ankara'ya bazı görüşler ve mesajlar getirdiğini hissettiriyor...
* * *
BU mesajlardan biri, tarafların şu sırada kriz yaratmaktan, yani birbirlerini kışkırtacak davranışlardan çekinmeleridir. Holbrooke'un Ankara'da bu yönde söylediklerini, dün Atina'ya geçen Miller de Yunan liderlerine tekrarlayacak.
Ancak, "süper - temsilci" şu sırada gerilimdeki tırmanmayı ne kadar küçümserse küçümsesin, S - 300'lerden sonra askeri tatbikat ve karşılıklı güç gösterileri ile havanın iyice elektriklendiği de bir gerçek.
Artık öyle bir noktaya gelindi ki, ABD'nin çabası ile aylar önce yürürlüğe giren Kıbrıs hava sahasındaki uçuş yasağı, veya moratoryum dahi, kalkmış durumda.
Holbrooke, aslında Türk liderlerinden, meselenin özü üzerinde ne düşündüklerini öğrenmek istemiş. Bu da pek hoşuna gitmemiş olsa gerek.
Çünkü Türk tarafının kendisine iletmeye çalıştığı görüş şudur: Kıbrıs'ta iki egemen devlet vardır. Çözüm bu temele dayanmalı. Bu arada eğer AB Güney Kıbrıs'ın üyeliği üzerinde müzakereleri başlatırsa, Kıbrıs görüşmeleri devam etmeyeceği gibi, Türkiye ile KKTC arasında entegrasyon süreci hızlandırılacaktır. Bu da, federal çözümün artık gündemden düşürüleceği anlamına gelir...
Oysa Holbrooke, federal çözüm şanslarının canlı tutulması gerektiğine inanıyor. Aksi halde kendisinin üstlendiği misyonu sürdürmesine de gerek kalmaz. Bu nedenle bu aşamada atak davranmaktan ve başarısızlığı göze almaktan çekiniyor. Beklemeyi tercih ediyor... O kadar ki, şu sırada Kıbrıs'a gitmeyi dahi düşünmüyor. Hareketinden önce havaalanında tesadüfen karşılaştığı KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanı Taner Etkin, "adamıza ne zaman geleceksiniz" diye sorduğunda, Holbrooke, "şimdilik düşünmüyorum. Zaten Denktaş iki hafta sonra Washington'a gelecek. Onunla orada görüşeceğim" demekle yetiniyor...
* * *
HOLBROOKE, "AB Zirvesine tam 8 hafta kaldı" diyerek AB'nin Kıbrıs'la üyelik görüşmelerini başlatmasının "kaçınılmaz bir sonuç" olduğunu belirtiyor. Amerikalı diplomat Ankara'da da bunu Türk yetkililerine söyledi. Aldığı tepki ise onun deyişi ile "düş kırıklığı" yarattı. "Türk tarafının bu takdirde müzakerelerden çekilmesi hata olur. Ben buna mana veremiyorum... Türkiye Kıbrıs'ın AB'ye girmesini engelleyeceğine, kendi üyeliğini garantileyecek düzenlemeleri yapsa daha iyi olur"...
Kendisini ABD'de Türkiye'nin en yakın dostlarından biri olarak nitelendiren, Almanya'nın son olarak AB konusunda Ankara'ya karşı politikasında gösterdiği değişiklikte bizzat giriştiği yoğun çabaların rol oynadığını vurgulayan Holbrooke, "Türk liderleri neden sürekli anlayışsızlıktan, yalnızlıktan yakınırlar anlamıyorum" diyor. "Türkiye önemli bir ülkedir. ABD bunu böyle görüyor. Türklerin kendi güçlerini küçümsemeleri, yanlış"...
Holbrooke'un Ankara'da verdiği ve sohbetimizde tekrarladığı diğer bir mesaj da şu: "Yunanistan'da Simitis'in iş başında bulunmasından yararlanmalı. Geçmişe değil, artık geleceğe bakmalı... "Türkler ve Yunanlılar, birbirlerini sevmeseler dahi, barış içinde yaşamak zorunda bulunduklarını anlamak zorundalar. Bugünkü gerginlikleri geride bırakıp 21'inci yüzyıla hazırlanmalı. Savaştan sonra Dr. Adenauer ile De Gaulle böyle yapmışlardı"...
Holbrooke şu sırada Ankara ile Atina arasındaki tansiyonu pek önemsemiyor, ama böyle bir ortamda, bu mesaj ne kadar etkili olabilir ki?




Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr