Bu ne biçim ittifak?

Doğu Akdeniz’de bir Türk fırkateyni ile bir Fransız savaş gemisinin karşı karşıya gelmesi, Ankara ile Paris arasında yeni bir gerilim yarattığı gibi, iki ülkenin içinde bulunduğu NATO’da da ciddi kaygılara yol açtı.

Türkiye ile Fransa arasındaki bu uyuşmazlık bir “ilk” değil. Yakın geçmişte Paris’in Ermeni soykırımı ve Türkiye’nin AB üyeliği konusunda takındığı malum tavır bir yana, son zamanlarda Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonuna karşı çıkışları, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerde Kıbrıs Rum Yönetimi’ne ve Yunanistan’a aktif desteği Ankara-Paris hattını hep gergin tutmuştur.

Ancak geçen hafta Doğu Akdeniz’de Libya açıklarında meydana gelen olay, bu tansiyona çok daha ciddi bir boyut kattı. Fransa’nın iddiasına göre bir Türk fırkateyni, Libya’ya silah götürdüğü sanılan bir kargo gemisini kontrol etmek isteyen NATO görevlisi bir Fransız savaş gemisinin yolunu kesip tacizde bulundu. Türkiye ise bu iddiayı kesinlikle reddetti. Fransa bu arada olayı NATO’ya taşıyarak bu platformda Türkiye’yi baskı altında tutmaya çalıştı. NATO düştüğü bu zor durumda, bir soruşturma açmaya karar verdi.

Soruşturmanın ne sonuç vereceği ve gerilimi ne kadar yatıştıracağı önümüzdeki günlerde belli olacak. Ancak iki NATO üyesinin silahlı bir çatışmanın eşiğine gelmiş olması, gerçekten vahim bir olaydır.

***

NATO için, “Bu ne biçim ittifak” dedirten ilk veya tek olay da bu değil.

NATO içinde zaman zaman üye ülkeler belirli meselelerde farklı görüşlere sahip olabiliyor. Bu örgütün ve onun üyelerinin demokratik yapısının da doğal bir sonucu. Çoğu kez farklı çıkar ve görüşlere rağmen bir konsensüs sağlanabiliyor.

Ne var ki son zamanlarda Türkiye ile bazı müttefikleri arasındaki ayrışma, bir kavga zeminine kayıyor, hatta bir çatışma riski yaratıyor.

Fransa ile Doğu Akdeniz’deki bu olaydan önce, Yunanistan’la da havada ve denizde karşılıklı güç gösterisi ve sınırlı da olsa çatışma tehlikesi yaratan olaylar yaşanmıştı. Ege’de havada “it dalaşları” sıkça tekrarlanan olaylardır.

Son zamanlarda Yunanistan ile “söz düellosu” kızışmış, gerilim yükselmiştir. Kullanılan dil ve üslup, sanki iki müttefik değil, iki hısım ülke izlemini veriyor...

***

Fransa ile bir süreden beri devam eden uyuşmazlıkların ve hele son zamanlarda görülen sürtüşmelerin nedenini incelemekte yarar vardır. Ne de olsa Fransa Türkiye’nin çok eski ilişkileri ve dostluğu olan bir ülkedir.

Şimdiki gerginliklerin temelinde çıkar farklılıklarından kaynaklanan zıtlaşmalar yatıyor. Paris, Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da (özellikle Suriye-Lübnan bölgesinde) kendisini eskisi gibi nüfuz ve rol sahibi bir ülke olarak kabul ettirmek istiyor. Onun nazarında bu, Fransa’nın Afrika’yı da kapsayan jeostratejik etkinlik alanıdır.

Türkiye son zamanlarda giriştiği diplomatik ve askeri hamlelerle, Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz’e ve Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir bölgede varlığını ve rolünü hissettirmeye başlamıştır. Paris bu çıkışları yapan Ankara’yı şimdi rakip olarak görmektedir. Ankara da Paris’i öyle görüyor tabii...

***

Mesele, Türkiye’nin rekabet halinde olduğu müttefik ülkelerle kavgasız, çatışmasız ilişkilerini nasıl sürdürmesi gerektiğidir. Bu soru elbet karşı taraftaki ülkeler için de geçerlidir.

Fransa ve Yunanistan örnekleri, bu ülkelerin “yeni Türkiye” gerçeğini pek dikkate almadıklarını, kendi çıkarları ile Ankara’nın çıkarları arasında bir uyum ve denge sağlamaya yanaşmadıklarını, hatta “Türkiye’ye haddini bildirmek” peşinde olduklarını gösteriyor. Ankara’nın da yeni çıkar ve nüfuz alanlarını savunurken, zıtlaşmayı ve sürtüşmeyi göze aldığı, sonuçta uzlaşmanın zorlaştığı da kabul edilmelidir.

Dolayısıyla, şimdiki uyuşmazlıkları ve gerilimleri önlemenin yolu, rakip müttefikler arasında diyalogla çıkar ayarının yapılması ve ona göre gerçekçi politikaların geliştirilmesidir.