DAEŞ’in dönüşü

Sizce Taliban’ın ‘kırmızı çizgi’ olarak nitelediği 31 Ağustos tarihi yaklaşırken, önceki gün arka arkaya gerçekleşen saldırılar neyi işaret ediyor?

Öncelikle, beklenen oldu. DAEŞ’in (diğer adıyla İŞİD’in) Kabil havaalanı etrafında giriştiği korkunç terör eylemleri tüm dünyayı sarstı. Bu menfur olayın şaşırtıcı ve ilginç yanı, bunun Amerikan ve diğer istihbarat kaynaklarınca öngörülüp günlerdir gerekli makamlara bildirilmesiydi. Bu bağlamda ABD’liler ve göç etmek isteyen Afganlardan havaalanı çevresinde çok dikkatli olmaları isteniyordu. Dolayısıyla müthiş bir güvenlik açığı olduğu ortaya çıktı ve felaket bile bile geldi!

İkinci şaşırtıcı ve ilginç olansa, bu eylemin DAEŞ tarafından yapılmış olması. DAEŞ yıllar önce Suriye ile Irak’ta faaliyette bulunuyordu. Hatta bir ara ‘İslam Devleti’ adıyla bir ‘devletçik’ kurmaya da teşebbüs etmişti. ABD ve koalisyon ülkeleri, DAEŞ’e karşı bir askeri hareket düzenlemiş, hatta o dönem Türk Silahlı Kuvvetleri de buna katılmıştı. Böylece DAEŞ’in sindirilmesi mümkün olmuş, ilan ettiği sözde devlet de ortadan kaldırılmıştı, DAEŞ’in ‘sessizlik’ devri başlamıştı. Ancak bu son olayla, tüm dünya, DAEŞ’in terör sahnesine geri dönüşüne şahit oldu. Bu son derece ilginç.

Kafa karıştıran nokta

Bir başka detay daha var. DAEŞ’e karşı esas mücadele, ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası giriştiği harekattı. ABD, bunu da Afganistan’da Taliban’a karşı yürüttü. Çünkü o zaman DAEŞ’in tüm bunları, Taliban’ın desteği ve himayesiyle yaptığı varsayılıyordu. Nitekim, hakikaten de o dönem DAEŞ unsurlarının Taliban saflarında yer aldığı tespit edilmişti. ABD’nin giriştiği operasyonlarla DAEŞ kontrol altına alınıp sindirilirken, bu kez Afganistan’da Taliban karşıtlığı ortaya çıktı. ABD Taliban’la da mücadele etti edebildiği kadar ve sonunda pes etti, çekilmeye karar verdi.

Buradaki paradoksal ve kafa karıştırıcı nokta, bugün aynı DAEŞ’in, Taliban’a karşı da bir eylem içinde olması. Nitekim son katliamdaki can kayıplarının arasında Afgan sivillerin yanı sıra çok sayıda da Taliban mensubu da var. Yani DAEŞ bugün, Taliban ile karşı karşıya gelmiş durumda. Oysa Taliban, daha geçen hafta ülke kontrolünü ele geçirdiğinde tüm hapishanelerde bulunan DAEŞ mensuplarını da serbest bırakmıştı. Yani kim, kimden yana belli değil!

DAEŞ’in erken denilebilecek bir eylem yapması, Taliban’a dolaylı olarak meşruiyet kazandırdığını düşündürdü. ABD, Kabil Havaalanı’nın güvenliği için Taliban’la yakın temasta olduğunu söyledi. Bu konuda düşünceniz nedir?

Tabii ki sayısız spekülasyonlar var. Ancak temkinli bir tavır almak gerekiyor çünkü durumlar bazen saat başı tersine dönebiliyor. Dolayısıyla kim, hangi maksatla yaptı, kestirmek zor. Bir de şu var; söz konusu eylemi yapanların DAEŞ’in Horasan kolu olduğu belirtiliyor. Belki buna benzer başka kollar da var ülkede. Bunları bilemiyoruz. Sadece şunu kesindir ki, DAEŞ yeniden hortladı!

Peki bu eylemi neden yaptı? Bir amaç biçmek lazım buna, zira neden yaptıklarını, ne istediklerini belli etmiş değiller... Yine spekülatif olacak belki ama, amaç ABD’den intikam almak, yerden yere vurmak olabilir. Nitekim ölenler arasında Amerikan askerleri de var. Bir diğer neden, ‘Orada biz de varız!’ demek, Taliban’a da bir ders vermek olabilir. Yani ‘Sen çok ileri gidiyorsun, ABD ve Batılılarla anlaşıyorsun, sen iktidar olacaksın. Yok böyle bir yağma, burada biz de varız!’ olabilir. Tabii bunlar ileriki zamanlarda daha da belirginleşecek.

Bununla birlikte 1 Eylül itibariyle Afganistan’da yeni, tamamen belirsizliklerle dolu bir dönem başlıyor. DAEŞ’in bu şekilde sahneye dönüşü bir başlangıçsa, ki öyle görünüyor, o zaman hakikaten Afganistan yeni bir terör odağı haline gelecektir. Mesela Afganistan’ın etrafındaki Türki cumhuriyetlerde büyük korku var. Eğer DAEŞ, istikrarsızlık ve belirsizlikten faydalanıp Afganistan’a çöreklenir ve orada bir köprü başı kurarsa, tüm bölge için çok büyük tehlike olabilir. Aynı şekilde Suriye ve Irak’ta da uykuya dalmış görünen DAEŞ unsurlarının bundan cesaret alıp sahneye çıkması muhtemeldir.

Türkiye’nin göç politikasında değişiklik

‘Açık kapı’ kapanırken...

Afganistan’dan kaçışlar sürerken, Türkiye’nin de, göç politikasında bazı değişikliklere gittiğini görüyoruz. Bunu değerlendirebilir misiniz?

Türkiye, bugüne kadar çeşitli nedenlerle ülkelerinden kaçmak zorunda kalan insanlara kucak açmıştır. Türkiye, son olarak 2011 yılında Suriye’de durum iç savaşa dönüştüğünde ve göç hareketi başladığında, yine aynı misafirperverlikle kapılarını sonuna kadar açtı. Suriyeliler akın akın Türkiye’ye gelip barınmaya çalıştı. Hatırlıyorum, o zaman resmi ağızlar, 100 bin kadar mültecinin geleceğini tahmin etmişti. Rakamlar hızla yükseldikten sonra da ‘Ne yapalım kapıları açtık, kapatamayız!’ demişlerdi. Sonuçta resmi rakamlara göre Türkiye’de 3.6 milyon Suriyeli sığınmacı bulunuyor.

Son günlerde Afganistan’daki gelişmelerin ardından bu ülkeden de kitlesel bir göç hareketinin olabileceği ihtimali üzerine hükümet bir değerlendirme yapmak durumunda kaldı. Sonuçta çok önem verdiği ‘açık kapı’ politikasını değiştirdi ve sınırı duvar örerek kapattı.

Burada bir parantez açarsak, aslında bu da paradoksal görünen bir durumdur... Türkiye Avrupa’da bazı ülkelerin sınırlarını duvar ve çitlerle korumasını eleştiriyordu. Türk basınında bu konuda çok sert eleştiriler de yapılıyordu. Çünkü Türkiye o zaman ‘açık kapı’ politikası güdüyordu. Fakat şimdi maalesef şartlar Türkiye’yi de bir duvar stratejisi izlemeye zorladı. Sadece duvar değil, diğer bazı tedbirler de alınıyor, mesela bazı Afganlar ülkelerine geri gönderiliyor. Veya İran’la müzakereler yapılıyor, göç hareketini kesmesi için baskı oluşturulmaya çalışılıyor. Yani Türkiye kapılarını kapatmak zorunda...

Neden kapatmak zorunda kaldı?

Milyonlarca düzensiz göçmen, artık Türkiye’nin kabul edebileceği bir yük değildir. Cumhurbaşkanı da söyledi, diğer resmi ağızlar da tekrarladı, ‘Türkiye bir göçmen ambarı değildir’ diye... Türkiye’nin yardım severliği istismar edilmemelidir, zira bu ülkemize çok pahalıya mal oluyor. Sadece mali değil, bu insanların Türk nüfusla entegrasyonu açısından da ciddi problemler çıkabiliyor.

Duvarla engellemek gerekli ama yeterli değil. Bunun nasıl halledileceği konusunda çeşitli görüşler var. Bunlardan biri bunun doğrudan doğruya ‘kaynağında’ halledilmesi... Yani Suriye’de, Afganistan’da ekonomik ve siyasi hayatın normale dönmesinin sağlanması, insanların bu ülkelerden kaçmasının engellenmesi. Bu ideal olabilir ancak çok zaman alacak bir süreç. Tek başına da gerçekleştirilemez ve uluslararası iş birliğine ihtiyaç vardır. Nerede zengin Arap ülkeleri, İslam dünyasının toprağı müsait ülkeleri, nerede Avustralya kıtası? Biz Rusya’nın mülteci kabul ettiğini, Çin’in bir jest yaptığını da göremedik mesela. Uluslararası camianın bu yükü eşit paylaşması gerekir.

Dolayısıyla bu çok karmaşık, çok boyutlu, sadece Türkiye’nin değil evrensel çapta en önemli bir sorundur. Kısa vadede çözülmesi zor olduğuna göre, göç meselesi gündemimizde daha uzunca bir süre yer edecek gibi görünüyor.  

DAEŞ’in dönüşü

Türkiye’nin rolü ne olabilir?

Bu olaylar ve gelişmeler karşısında, Türkiye’nin bu ülkedeki rolü değişti mi?

Hafta içinde Afganistan’daki Türk askerinin geri çekilmesine karar verilmesi, bir yerde Türkiye’nin buradaki askeri varlığıyla ilgili amacını gündeme getirdi. Ankara, özellikle ABD’lilerin tahliye kararından sonra da Kabil havaalanı çevresinde herhangi bir boşluk oluşmaması adına, Mehmetçiğin oradaki görevine devam etmesini sağlamak istiyordu. Bu konuda önceleri ABD’lilerle bir takım görüşme ve temaslar yapıldı, ancak Amerikalılar devreden çıkınca Türkiye, resmi olmayan kanallardan Taliban’la bir dirsek temasına geçti. Mehmetçiğin orada kalması, ancak Taliban’ın da desteği ve isteğiyle mümkün olabilirdi. Fakat Taliban, 31 Ağustos tüm yabancı kuvvetlerin çekilmesinde ısrarlı davrandığını ortaya koydu. Bundan sonra Türkiye’nin de bile bile Mehmetçiği orada tutup, tehlikeye atması düşünülemezdi. Türk hükümeti askerini geri çekmeye karar verdi ve bunu da, hafta içinde gerçekleştirdi.

‘Acele etmemek gerek’

Bu tabii Türkiye’nin de çıkarları açısından gerekli gördüğü bir konunun noktalanmasına yol açtı. O da şu; Türkiye’nin Afganistan’da rol oynaması için orada bir askeri varlığının bulunması yararlı olur. Ankara’nın, bölgenin jeostratejik önemi ve konumunu düşünerek ortaya koyduğu amaçlardan biri buydu. Fakat olmadı, olamıyor. Tabii bu, Türkiye’nin o bölgede, özellikle de Afganistan’da faal bir rol oynamaması anlamına gelmiyor. Bu niyet ve amaç var olmaya devam edecektir. Peki Türkiye, bunu nasıl yapacak? ‘Yumuşak güç’ dediğimiz şey, burada devreye girebilir. Türkiye havaalanının güvenliği ve işletmesini üstlenmeyi düşünüyordu. Güvenlik için asker istenmiyor, ama Taliban’ın o havaalanını işletecek donanımı ve bilgisi de yok. Türkiye ve Mehmetçik, yıllardan beri orada bu işi yapıyordu. Bunu, bundan sonra sivil personel, özel sektör yapacak. Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı açıklama, bu konuda Taliban’dan da bir mesaj alındığını gösteriyor. Yani Taliban da bunu istiyor. Ancak bunu aceleye getirmemek lazım. Çünkü özellikle Kabil can pazarı, felaket bir durum var.

Ama 31 Ağustos’tan sonra durum yatışırsa, o zaman Türkiye orada başka roller üstlenebilir. Afganistan’ın ekonomik desteğe ihtiyacı var. Ülkenin imar ve alt yapı kurma konusunda atacağı çok önemli adımlar bulunuyor. Şimdiden Çin başta olmak üzere başka ülkeler bunu kapmaya çalışıyor, büyük rekabet var. Türkiye de bu konuda faal bir şekilde devreye girebilir. Sanıyorum hükümet de temkinli ve sabırlı davranmak niyetinde.

Söyleşi LEVENT KÖPRÜLÜ