Dönüşü olmayan tavırlar...

Dönüşü olmayan tavırlar...

Sami KOHEN

ARTIK şüphe bırakmayacak kadar açık: "AB, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanıdığı Güney Kıbrıs ile önümüzdeki yıl, üyelik müzakerelerini başlatacak.
Gerek AB yöneticileri, gerekse üye ülkelerin yetkilileri bu konuda kararlılıklarını son günlerde açık - seçik ilan ettiler. AB dışındaki ABD de aynı mesajı - aynı açıklıkla - Ankara'ya iletmiş bulunuyor.
Tabii bu hoşumuza hiç de gitmeyecek bir gelişme; ama gerçeği görmemiz ve ona göre serinkanlılıkla düşünüp akılcı stratejiler belirlememiz gerek...
* * *
BU sütunda haftalardır, AB'nin Klerides yönetimi ile üyelik müzakerelerine oturmasının kaçınılmaz olduğunu, Avrupalıları en azından "görüşmeleri başlatmak"tan vazgeçirmenin mümkün olmadığını yazıyoruz.
Bunun kaçınılmazlığı, AB'nin ta geçen yıldan beri "Kıbrıs üyeliği müzakerelerini açmak" konusunda kendisini bağlamış olmasından ileri geliyor. Aralık ayında yapılacak AB zirvesinde, bunun onayı bir formalitenin ötesine geçmeyecek.
Türkiye, bunu önlemek için şimdiye kadar hukuki ve siyasi birçok geçerli ve mantıklı argüman öne sürdü. Ardından, Kıbrıs Rum kesimi ile müzakerelerin başlaması halinde, Ankara'nın da bir dizi karşı tedbir alacağı uyarısında bulundu... Ama boşuna... AB, daha önce aldığı karara uyarak, önümüzdeki yılın başlarında Klerides'in temsilcileri ile, masaya oturacak...
Hemen hatırlatalım: AB üyeliği için müzakereler, yıllarca sürebilen bir süreçtir. İngiltere'den İspanya'ya kadar birçok ülke, görüşmelerin başlamasından 6 - 7 yıl sonra AB'ye girebildiler. Kıbrıs için de böyle olabilir.
İşte işin püf noktası da bu: AB yetkilileri, görüşmelerin "başlaması" ile üyeliğin "gerçekleşmesi"nin farklı şeyler olduğunu, Kıbrıs'ta çözüm bulunmadan sadece Güney kesiminin AB'ye alınmasının söz konusu olamayacağını söylüyorlar... Ve bu noktadan hareketle Türkiye'ye şu tavsiyede bulunuyorlar: "Şimdiden telaşlanmayın. Herhalde müzakereler sürerken bir çözüm bulunur. Bulunamazsa KKTC'nin statüsü dikkate alınarak yeni bir tavır alınır. Yani şimdiden dönüşü olmayan kararlar, sert tedbirler almaya gerek yok"...
* * *
BAŞTA Ankara'da AB'nin Güney Kıbrıs'la müzakereleri "başlatması" değil, Rum kesimini "üye kabul etmesi" halinde, bir dizi karşı önlem alınması eğilimi hakimdi.
Bu görüşü, Seyfi Taşhan'ın başında bulunduğu itibarlı Dış Politika Enstitüsü, kapsamlı bir raporda ifade etmişti: AB ile müzakereler sırasında, eski Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın - ve o zaman Dışişleri kadrosundaki uzmanlar da - bu görüşü savunuyorlardı...
Bugün sergilenen (ve özellikle Ecevit tarafından sık sık dile getirilen) tavır farklı:
Eğer Aralık'ta AB, Güney Kıbrıs'la "müzakerelere" yeşil ışık yakarsa, Türkiye hiç beklemeden karşı önlemleri hayata geçirecek.
Nedir bu önlemler? Toplumlararası görüşmelere son vermek, federal (veya konfederal) çözümden vazgeçmek, KKTC'nin Türkiye ile askeri, siyasi, ekonomik "entegrasyon"unu gerçekleştirmek, bu arada Maraş'ı iskana açmak...
Bu pozisyon, uyarı amaçlı bir taktik değil de mutlaka uygulanacak yeni bir strateji ise, 1998'in başlarında (Güney Kıbrıs'la müzakerelerin açılması ile birlikte) çok ciddi bir kriz dönemi başlayacaktır.
Ankara'da Türk diplomatları, politikacıları ve akademisyenleri arasında bunun farkında olanların sayısı hiç de az değil...
KKTC'de de, muhalefet partileri başta olmak üzere, pek çok insan düşünülen karşı tedbirlerin, Güney Kıbrıs'la üyelik müzakereleri başlar başlamaz uygulamaya konmasının ters sonuç vereceğini düşünüyor.
Konuyu bir de Türkiye'nin siyasi, stratejik ve ekonomik çıkarları açısından da - artıları ve eksileri ile - iyi değerlendirmek gerek.
Buna yarınki yazımızda devam edeceğiz...




Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr