"İç iş", herkesin işi...

"İç iş", herkesin işi...

Sami KOHEN

SIRP liderler önlerine çıkan herkese "bu bizim iç işimiz, siz karışmayın" diyor.
Yugoslav Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç bunu son günlerde Belgrad'a gelen - Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem dahil - bütün yabancı ülke temsilcilerine söyledi.
Şimdi de, 6 önemli ülkeden oluşan Temas Grubu'nun aldığı karara karşı, aynı argümanla tepki gösteriyor.
Doğrusu bu argüman kulaklara hiç yabancı değil. Sırplar daha önce Bosna için de öyle demiyorlar mıydı? Ruslar, Çeçenistan için aynı tezi savunmuyorlar mıydı? Saddam da Irak'ın egemenliğini öne sürüp uluslararası camianın müdahalesine karşı çıkmıyor muydu?
* * *
KUŞKUSUZ bir ülkenin bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü uluslararası ilişkilerde dikkate alınması ve saygı gösterilmesi gereken kıstasların başında gelir. Halen Kosova krizi vesilesi ile, Türkiye dahil, pek çok ülkeler bu prensipleri açıkça savunuyor.
Ama bu ilkeler, orada yaşayan bir kısım insanlara karşı, etnik, dinsel ve kültürel farklar nedeni ile temel hak ve özgürlüklerinin çiğnendiği (veya başka ülkelere karşı saldırgan politikalar izlendiği) hallarde, uluslararası camianın seyirci kalması için bir neden olamaz.
Hele bu uygulamalar, belirli bir toplumu baskı altında tutma ve şiddet yolu ile sindirmeye kalkışma boyutlarına ulaştığında, bu, o ülkenin "iç işi" olmaktan çıkar, "herkesin işi" olur.
Günümüz dünyasında, artık "iç iş" kavramı eski devirlerinkinden farklıdır.
AGİT gibi toplulukların kuruluş nedeni, tüm ülkelerde uluslararası anlaşmalarla garanti edilen hak ve özgürlüklerin korunmasına, gözkulak olmaktır. Ve amacı da bu ilkeler çiğnendiği, hele baskı ve şiddete başvurulduğu hallerde, buna son verilmesini sağlayacak girişimlerde bulunmaktır.
Bugün Yugoslavya böyle bir durumla karşı karşıyadır...
* * *
ULUSLARARASI camianın Yugoslavya'nın kendi iç işi olarak nitelendirdiği Kosova meselesine müdahalesi, Sırpların bir süreden beri bu bölgedeki Arnavutlara karşı uyguladığı politikanın bir sonucudur.
Eğer Miloseviç 1989'da, daha önce Arnavutların sahip olduğu özerklik ve öz yönetim haklarını kaldırıp onlar üzerinde Sırpların hakimiyetini empoze etmeye kalkışmasaydı, herhalde bugün bu duruma gelinmeyecekti. "Slobo"nun Sırp militanlığı, Bosna'daki faciadan sonra, şimdi Kosova'yı da, benzer bir felaketin eşiğine getirmiş bulunuyor. Ne yazık ki, bazı ihtiraslı liderler, yakın tarihten dahi ders almıyor...
Buna karşılık uluslararası camia, Bosna'dan bir ölçüde
(bu son iki sözcüğün altını çizmek gerek) ders almışa benziyor. En azından Kosova'daki gelişmeler karşısında "atik ve atak" davranıyor. Miloseviç'e sert uyarılarda bulunuyor. Kosova'da giriştiği şiddete son vermez, Arnavutlara eski hakları (ve artı daha geniş haklar) iade edilmezse, bazı yaptırımlar uygulayacağını bildiriyor.
* * *
ARALARINDA ABD ve Rusya'nın bulunduğu Temas Grubu'nun bu yönde ortaya enerjik bir tavır koyması, önemli bir gelişmedir. Miloseviç şimdi kendisinden beklenenleri yerine getirmek için, 10 günlük bir ültimatom ile karşı karşıyadır. Bu sürenin sonunda Belgrad'ın tutumunda bir değişiklik görülmezse, Temas Grubu cezalandırıcı önlemleri uygulama durumunda kalacaktır.
Miloseviç şimdi ne yapacak? Hala "bu bizim iç işimizdir, karışmayın" mı diyecek? Yani - Saddam gibi - dünyaya meydan mı okuyacak? Yoksa bunun ülkesine getireceği büyük zararı düşünüp, bir tavır değişikliği mi sergileyecek?
Belgrad'daki yönetim kimsenin artık Kosova sorununu Yugoslavya'nın "iç işi" olarak kabul etmediğini ve her türlü müdahaleyi (belki de askeri müdahaleyi) göze aldığını anlarsa, herhalde ikinci şıkkı seçme akıllılığını gösterir...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr