İdlib krizi Türk-Rus ilişkilerini nasıl etkiler?

Sonunda İdlib krizi, korkulduğu gibi, Türkiye ile Suriye’yi silahlı bir çatışmaya sürüklemekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye ile Rusya’yı da karşı karşıya getirdi...

İdlib cephesinde son olarak iki Türk askerinin Rus savaş uçaklarının açtığı ateş sonunda şehit düşmesi, bu sürtüşmenin geldiği tehlikeli noktayı gözlerin önüne serdi.

Rusya’nın Esad rejimine bağlı güçlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı giriştiği saldırıların arkasında bulunduğu gerçeğinden hareket eden Ankara, son günlerde bu konudaki rahatsızlığını açıkça ifade etti, hatta bu tutum devam ettiği takdirde iki ülkenin bir çatışma noktasına gelebileceği mesajını da verdi.

Ancak böyle bir ortamda dahi, diplomasiye bağlanan umutlar kesilmedi. Ankara ve Moskova’daki iki başarısız toplantıdan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rus mevkidaşı Putin arasındaki telefon görüşmesinin sonuçsuz kalmaması, diplomatik çabalara son vermedi. Hatta Rusya ile birlikte Almanya ve Fransa’nın da katılımıyla 5 Mart’ta İstanbul’da bir dörtlü zirvenin yapılmasına karar verildi.

Bu daha önce Erdoğan’ın, şubat sonu için verdiği mühletin o tarihe kadar uzatılması olasılığını ortaya koyuyor.

Yol kavşağında...

Son şans olarak görülen yeni diplomatik süreç, tarafları bir yol kavşağına getiriyor: Varılacak nihai karar ya İdlib ile ilgili ihtilafın bir savaşa dönüşmesine ve dolayısıyla mevcut ilişkilerin buna kurban edilmesine yol açacak ya da bulunabilecek bir orta yol sayesinde, en azından çatışmazlık durumuna dönülecek ve bu karmaşık soruna bir çözüm ararken, ikili ilişkilerin zedelenmesi de önlenmiş olacak.

Kuşkusuz ikinci şıkkın tercih edilmesi için çok önemli nedenler vardır. Bunun aksi düşünüldüğünde, bir savaş durumuna gidilmesinin yol açacağı ciddi zararları tüm yönleriyle hesap etmek gerekir.

Neyse ki sahadaki son olumsuz olaylara rağmen, gerek Türkiye’de gerekse Rusya’da yönetim kademesinde temkinli bir yaklaşım hakim olmuştur.

İki taraf da ilişkileri ve son zamanlarda enerjiden savunmaya, ekonomiden turizme kadar pek çok alanda sağlanan iş birliğini feda etmenin sakıncalarının bilincinde hareket etmiştir.

İkinci yol

İdlib meselesi, Türk-Rus ilişkileri bağlamında, şu temel soruyu gündeme getiriyor: İki devlet arasında çıkan bir ihtilaf (örneğin İdlib krizi gibi) mevcut ilişkileri nasıl etkiler, iş birliğini ne kadar zedeler? Bunun aksini düşünerek de soruyu şöyle sorabiliriz: İki devlet arasında mevcut güçlü ilişkiler, çıkabilecek bir ihtilafın tehlikeli boyutlar almasını (örneğin sıcak çatışma gibi) önleyebilir mi?

İkinci şıkkın geçerli olduğu örnekler çoktur. Açıkçası, Türk ve Rus liderleri de, şimdiye kadar, ortak çıkar ve iş birliği potansiyelini düşünerek, buna göre temkinli ve serinkanlı davranmaya özen gösterdiler.

Uluslararası ilişkilerde, İngilizcede “second track” diye bilinen bir “ikinci yol veya ikinci kulvar diplomasisi’nden” söz edilir. Bu, ihtilaflı hallerde, iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin korunması, oluşturulan yakınlaşma ve güven ortamı sayesinde de çıkabilecek siyasi anlaşmazlıkların etkisiz hale getirilmesi tekniğidir.

Türkiye’nin de (örneğin Yunanistan ile) zaman zaman bu “ikinci yol diplomasisi”ni belirli başarılarla uyguladığı görülmüştür.

Şimdi İdlib krizinde, Türk-Rus ilişkilerini sözünü ettiğimiz iki “yol”dan hangisinin daha çok etkileyeceğini göreceğiz.