Jeostrateji kartının değeri

Türkiye’nin yıllar boyunca dış politika kullandığı enstrümanlardan biri de “jeostrateji kartı”dır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan Soğuk Savaş sonrasına kadar yakın tarih Türk diplomasisinin bu alandaki hünerinin ve başarılarının sayısız örnekleriyle doludur.

Ankara geçmişte olduğu gibi günümüzde de dış ilişkilerinde jeostratejik avantajını kullanmaya özen göstermektir.

Tabii, Türkiye’nin elindeki bu kartın değeri ve etkinliğinin derecesi, hangi ortamda, ne şekilde kullanıldığına göre değişiyor. Bunu incelemeden önce, jeostratejik faktörünü oluşturan başlıca unsurları kısaca değinelim:

Kuşkusuz coğrafi durum bu elemanların başında gelir.

Türkiye, bu bakımdan müstesna bir konuma sahiptir. Ülkemizin her zaman önem taşıyan bir bölgede hem Batı’da hem Doğu’da, hem Kuzey’de hem Güney’de yer alması, onun uluslararası platformdaki değerini hep yüksek tutmuştur. Tük diplomasisi bunun bazen sıkıntı yaratmasına rağmen, avantajını da kullanmıştır.

Gerçekten Türkiye coğrafi konumu sayesinde, jeostrateji kartını oynamaya en müsait ülkelerden biri olmuştur. Komşu sayılan ülkeler dahi, bu konuda Türkiye kadar şanslı sayılmazlar.

Avantaj sağlayan faktörler listesine, coğrafyanın yanı sıra, tarih, kültür, askeri güç, ekonomik potansiyel, siyasi etkinlik gibi elemanları eklemek gerek.

 

Saydığımız bütün bu unsurlar, ülkenin eline güçlü bir “strateji kartı” verilebilir; ama iş bu kartın nasıl kullanıldığına bağlı. Yani kartın değerini asıl belirleyen, oyuncunun kabiliyetidir.

Malum olduğu üzere, günümüzde Türkiye’nin dış politikada birçok sorunu ve sıkıntısı var. Bu ülkelerin bir kısmı da kendi dostları veya müttefikleridir. Örneğin, Ankara’nın ABD ile, AB ile, komşuları ile, Arap-İslam dünyasıyla ciddi uyuşmazlıkları vardır.

Bu gibi hallerde Türkiye’nin jeostratejik konumu öne çıkıyor. Ankara jeostrateji kartını oynayarak sonuç almaya çalışıyor.

Örneğin, ABD’de zaman zaman Kongre’den Türkiye’ye karşı bazı kararlar çıkıyor, basından ve sivil toplum kuruluşlarından çatlık sesler geliyor.

Beyaz Saray’ın başını çektiği yönetimler, daha pragmatik yaklaşımlarıyla, Türkiye’nin jeostratejik önemini ön planda tutuyor. Sonuçta Washington Türkiye’yi “idare eden” bir tavır almayı tercih ediyor.

Ne var ki bunun her olayda her zaman böyle olacağı garanti değil. Dolayısıyla, “jeostrateji kartı”nı da hep aynı sonucu vereceğine güvenmemeli.

 

Son zamanlarda ABD ve AB ile uyuşmazlıklarda Ankara’dan yükselen sesler, Türkiye’nin jeostratejik önemi nedeniyle Batı için “vazgeçilmez” olduğu, Türkiyesiz hiçbir bölgesel sorunun çözülemeyeceği, Ankara’nın artık başak rol sahibi bir aktör sayıldığı gibi argümanlara dayanıyor.

Bunun Batı’da bir dereceye kadar kabul gördüğü, ancak pratikte birçok ülkenin olaylara yaklaşımının ve dolayısıyla Türkiye ile ilgili davranışını değiştirmediği görülüyor. Onların gözünde, evet Türkiye çok önemli bir ülkedir ve onun darıltılmaması gerekir ama Türkiye’nin de Batı’ya karşı veya onların çıkar ve pozisyonlarına aykırı hareketlerden sakınması şarttır. Diğer bir deyişle, Türkiye’nin “jeostrateji kartı”nın etkili olması, Batı’dan büsbütün uzaklaşarak “karşı cephe”ye geçtiği veya geçeceği işaretini vermemesine bağlı görülüyor.

Kısacası, Türk diplomasisinin elinde hâlâ güçlü bir “jeostrateji” kartı vardır. Bunun değerini belirleyecek ve sonuç vermesini sağlayacak faktör ise, bu kartın doğru ve dengeli bir şekilde kullanılmasıdır.

ABD ve AB ile ilişkilerde “yeni bir sayfa” açmanın gündeme geldiği şu günlerde bu gerçeği göz önünde bulundurmakta yarar vardır.