Kavgasız dış politika

Dış politikada güdülen başlıca amacın, dost sayısını artırmak, düşmanlıkları azaltmak olduğu hep söylenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin “Yurtta sulh, cihanda sulh” sloganıyla benimsenmiş olduğu bu prensip, şimdiki iktidarın programında ve üst düzey yetkililerin beyanlarında da yer almaktadır.

Kuşkusuz bu amacı gerçekleştirmek bu prensibi şifahen savunmak kadar kolay olmuyor. Uluslararası ilişkilerde, çıkar ve görüş ayrılıklarından dolayı ciddi anlaşmazlıkların ve gerginliklerin ortaya çıktığı haller çoktur.

Diplomasinin hedefi, bu gibi olaylarda, ihtilafın kavgaya, yani çatışmaya dönüşmesini önlemek, meseleyi oturup konuşarak ve uzlaşarak halletmektir.

Bunun gerçekleşmesi, tarafların karşılıklı anlayış göstermesine ve samimi davranmasına bağlıdır elbet. Ancak bunda, başta sözünü ettiğimiz temel prensibe bağlılığın da çok önemli rolü vardır.

***

Türkiye son zamanlarda aktif dış politikasıyla bölgesel, hatta küresel bir aktör durumuna gelmiştir.

Bunun sağladığı yeni fırsatların yanı sıra, yarattığı sorunlar da az değildir.

Bu geniş tablonun bir karesinde yer alan ve Suriye’den Lübnan’a kadar uzanan Doğu Akdeniz’deki manzaraya kısaca bakalım: Türkiye’nin bu bölgede giriştiği son hamleler uluslararası dengelerde değişikliklere yol açtı. Bunları bir kısmı doğrudan Ankara’nın diğer bölgesel ve küresel aktörlere ilişkilerinde de yeni durumlar yaratıyor. Bu arada Türkiye bazı müttefikleriyle karşı karşıya geliyor.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, örneğin Yunanistan Güney Kıbrıs, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri’yle ve hele Fransa ile böyle zıtlaşmanın başlıca nedeni, temel çıkarlar arasındaki derin farklılıklardır.

Ancak bu ülkelerin bir kısmıyla bir güç çatışmasının eşiğine gelinmesinde ”üslup ve davranış” şeklinin de geniş rol oynadığı açıktır.

Söz düellosunda kullanılan sert ve agresif ifadeler, husumeti tahrik eden beyanlar, yayınlar, çok eskilere dair örneklere dayanılarak gündeme getirilen suçlamalar, ön yargıları yansıtan küçümseme veya karalama kampanyaları, anlaşmazlığı veya sorunu daha da büyütüyor ve kontrol altına alınması şansını azaltıyor.

Tablonun bu karesine bakıldığında, sanki rakip veya hasım taraflar arasındaki bir kavga görüntüsü ortaya çıkıyor.

***

Uluslararası ilişkilerde ihtilaflı konuların ortaya çıktığı haller çoktur. Örneğin NATO’da ve AB’de müttefik olan ülkeler arasında da ciddi anlaşmazlıklar çıktığında, bunları dostluk ve iş birliğini bozmadan halletme olanakları sonuna kadar kullanılır.

Önemli olan, esas sorun üzerine odaklanmak, diplomasiyi devreye sokmak ve bu arada ikili veya çok yanlı ilişkileri, dostlukları sürdürmektir. Bunda üslup ve davranış şekli belirleyicidir. Ama kavgayı daha yaymadan kontrol altına almaktır.

Türk diplomasisi bunun başarılı örneklerini vermiştir. Örneğin Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Ankara Moskova ile çatışmayı önlemek ve ilişkileri tekrar rayına oturtmak imkânını bulmuştur. Halen de Türkiye’nin Suriye ve özellikle Libya meselesinde Rusya ile pozisyonları farklıdır. Ama iki taraf da bu uyuşmazlıklarını “kavgasız” gidermek ve bu arada diğer alanlarda iş birliğini sürdürmek kararlılığını göstermektedir.

Aynı şey Doğu Akdeniz’deki olaylar nedeniyle farklı politikalar izleyen ülkelerle de yapılabilir. Unutmamalı ki o ülkelerin çoğu ile Türkiye’nin sıkı siyasal, ekonomik, sosyal bağları da vardır.

Bu alanlarda ilişkilerin “kazan kazan” esasına göre sürdürülmesi çıkarların gereğidir.

Kuşkusuz bu, izlenen politikalardan topyekûn vazgeçilmesi, karşı tarafa boyun eğilmesi anlamına gelmez. Bunu kavgayı büyütmeden de uzlaşarak yürütmek pekâlâ mümkündür...