Kriz ne yönde gelişecek?

Türkiye ile Yuna- nistan arasında Doğu Akdeniz’de bu hafta kızışan kriz, sıcak bir çatışmaya dönüşebilir mi? Diğer bir deyişle, tırmanan gerginlik, bir Türk-Yunan savaşını tetikler mi? Böyle bir ortamda, diplomasinin yeniden devreye girmesi ve iki ülke arasında müzakere sürecinin başlaması şansı ne kadar vardır?
Halen merakla sorulan bu sorular, çeşitli opsiyonları ve senaryoları da ortaya koyuyor.
Başlıca seçeneklere bir bakalım.

ASKERİ ALANDA: Ankara’nın daha önce kararlaştırılan müzakereleri Yunanistan’ın Mısır ile deniz yetki alanına ilişkin bir anlaşma imzalamasına karşılık iptal etmesi üzerine, Oruç Reis sismik araştırma gemisini bölgeye sevk etmesi, Atina’nın bu geminin bölgeden derhal çekilmesini talep edip askeri güç gösterisinde bulunması, bir çatışma endişesi ve riski yaratmıştır. Ancak yapılan bütün yorumlar, iki tarafın da bu “kontrollü gerilim”in bir sıcak çatışmaya dönüşmesine izin vermeyecekleri yönündedir.
İki taraf da işin bu raddeye gelmesini istemez. Kaldı ki, NATO da kendi varlığını sarsacak olan böyle bir savaşın çıkmasını önlemenin yolunu bulacaktır…
Şu anda Oruç Reis’in faaliyeti devam ettiğine göre, Türkiye bu birinci raund’da, istediği yönde ilerlemiş görünüyor. Ancak mevcut gerilim ortamında, sınırlı da kalsa, “kaza sonucu bir çatışma riski” de her an devam ediyor…

DİPLOMATİK ALANDA: Türkiye’nin askeri üstünlüğü ile baş edemeyeceğini bilen Atina, diplomasi yolu ile Ankara’yı zorlamaya çalışıyor. AB’den ABD’ye, NATO’dan bölgedeki yeni müttefiklerine kadar uluslararası camiayı devreye sokuyor. Yunanistan’ın arzusu, özellikle kendisine yakın dış güçlerin Türkiye’ye yaptırım uygulaması, hatta askeri güçlerini de bölgeye sevk etmesidir. Fransa gibi birkaç ülke dışında buna sıcak bakan olmadığı için, daha çok lafta kalan tepkilerin, kıymeti harbiyesi, sorgulanabilir. Ama bu durumun Türk dış politikası için ciddi sıkındılar yaratacağı da bir gerçek…

Diplomatik alanda, herhalde önümüzdeki günlerde, özellikle Almanya’nın da tekrar devreye girmesiyle, yeni bir diyalog veya müzakere süreci için girişimler bekleniyor. Ancak bu kez, daha önceki inisiyatiften daha büyük zorluklar çıkacaktır. Örneğin bu kez müzakereler için ne gibi ön şartlar koşulacak? Müzakerelerde hangi anlaşmazlıklar ele alınacak? Şu anda tarafların D. Akdeniz-Ege sorunlarına ilişkin tutumları “maksimalist” diye tabir edilen, “azami talepler”e dayanıyor. Bu haliyle, müzakerelerden bir sonuç çıkmaz.

Çözüm için karşılıklı esneklik ve uzlaşı gerekir.

Şimdilik açıkçası böyle bir hava yok…

Ama, ucu açık da olsa, müzakere çatışmadan daha iyidir; dolayısıyla diplomasiye şans vermekte yarar vardır…

HUKUKİ ALANDA: Doğu Akdeniz’deki kriz, oldukça karışık olan hukuki tartışmaları da öne çıkardı. Taraflar kendi pozisyonlarını çeşitli (bazen de birbirine zıt) uluslararası sözleşmelere ve kararlara dayanarak savunuyorlar. Dış güçler de açıkçası pozisyonlarını, daha çok kendi çıkarlarına ve görüşlerine göre belirtiyorlar. Dolayısıyla D. Akdeniz-Ege anlaşmazlıklarının bu tartışmalar zemininde çözümlenmesi seçeneği de zayıf gözüküyor. Meselenin Lahey Adalet Divanına sevk edilmesi de iki tarafın mutabakatı gerektirdiği için söz konusu olamıyor…

FARKLI BİR ALANDA: Bir ara şöyle bir opsiyon üzerinde durulmuştu: “Anlaşmazlıklar hemen halledilemediğine göre, iki ülke örneğin ticaret, turizm, kültür gibi alanlarda dostça ilişkiler kursun, güven artırıcı adımlar atsın” … Bu Cem-Papandreu döneminde başarıyla uygulandı ama “kalıcı” olamadı. Diplomaside “ikinci yol” (second track) denen bu yöntemin bugünkü şartlarda hayata geçirilmesi ne yazık ki pek olası gözükmüyor.

Hasılı yukarda saydığımız seçenekler ve senaryolar, Türk-Yunan anlaşmazlıklarının ne kadar kemikleştiğini ve ilişkilerin ne kadar zor bir döneme girdiğini gösteriyor.