"Sınırlı perspektif"...

"Sınırlı perspektif"...

Sami KOHEN

AVRUPA Birliği'nin Aralık ayındaki tarihi zirvesi yaklaşırken, AB'nin organları ve çeşitli partiler, "genişleme" stratejisini belirleme faaliyeti içindeler.
Bu çalışmaların bir boyutunu da, genişleme sürecinde Türkiye'ye nasıl bir yer verilmesi gerektiği konusu oluşturuyor.
Zirveye giden yolda, Avrupa Parlamentosu gibi AB organlarının ve diğer kuruluşların ortaya koyduğu görüşler, AB'deki genel eğilim - ve Aralık'ta alınabilecek nihai karar - konusunda önemli sinyaller veriyor.
* * *
AVRUPA'daki Sosyal Demokrat Partileri içeren SEP'in hazırladığı memorandum taslağı ile Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun onayladığı rapor, özellikle Türkiye'yi ilgilendiren noktalarda birbirlerine çok yakın. İki belgede de, bir yandan Türkiye'yi AB'den dışlamamak arzusu, bir yandan da onu diğer aday ülkeler arasına almama niyeti açıkça belli oluyor. Gene her iki belgede, Fransa'nın önerdiği konferansa Türkiye'nin de davet edilmesi fikri benimseniyor; ancak bu kurumun görev ve yetkileri kısılıyor.
Özetlersek, SEP'in ve Avrupa Parlamentosu'nun sergilediği eğilim, Türkiye'ye AB konusunda "sınırlı bir perspektif" verilmesi yönündedir.
* * *
TÜRKİYE'nin şimdiye kadar diğer adaylarla eşit muamele görmek ve "ön - kabul stratejisi"ne dahil edilmek konusundaki ısrarı karşısında, bu eğilim, tatmin edici sayılmayabilir.
AB'li diplomatlar, "bardağın boş olan kısmına değil, yarısından fazlası dolu olan kısmına bakın" tavsiyesinde bulunuyor. Ancak Türkiye'nin bastırması sonucunda, zirvede Türkiye'yi "biraz daha memnun edecek" formül arayışları da devam ediyor. Karar günü olan 12 Aralık tarihine kadar Ankara'da ve Avrupa başkentlerinde yapılacak temas ve çalışmalardan sonra, böyle bir formülün ortaya çıkacağı umuluyor. Ancak bunun, Ankara'nın tüm isteklerini tam olarak karşılamayacağı da bir gerçek.
AB ile yoğun temaslarını sürdüren İKV'nin dinamik Başkanı Meral Gezgin Eriş'in deyişi ile, "Türkiye'nin stratejisi, bu aşamada ipleri koparmayacak şekilde, esnek ve gerçekçi olmalı ve hedeflenen kazançların yol boyunca elde edilmesine çalışılmalıdır"...
Gerçekten tam üyeliğe giden yolun oldukça uzun olacağı ve Türkiye'nin bu arada zamanını ve gücünü iyi kullanabileceği düşünülürse, bu aşamada böyle bir tavır almanın (reddetme ve köprüleri atma yerine) daha isabetli olacağı kuşkusuzdur...
* * *
TÜRKİYE'nin AB ile ilişkilerinde asıl sıkıntı, Kıbrıs konusunda çıkıyor.
AB zirvesinde, daha önce varılan mutabakat çerçevesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti" (Güney Kıbrıs) ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına karar verilecek. AB bundan geri adım atamaz artık...
Ancak AB yetkilileri bu konuda da Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin tepkisini dikkate alıyor ve şimdiden uzlaştırıcı bir formül arıyor.
İlginçtir; SEP toplantısına katılan CHP milletvekili Algan Hacaloğlu'nun bize dediği gibi ilk kez Sosyalist grup Kıbrıs'ta çözüm ile AB üyeliği arasında bir bağlantı kurdu... Son olarak Brüksel'de Holbrooke'tan Hans van den Broek'a kadar çeşitli yetkililerle görüşen Meral G. Eriş'in edindiği bilgi ve izlenim de, Kıbrıs'ta müzakereleri çözüm ile irtibatlandıran bir "ek deklarasyon"un çıkabileceği yönündedir.
Bunlar, istenilen perspektifi tam vermese de, düşünülüp tartışılması gereken gelişmeler...





Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr