Tren kaçıyor mu?

Tren kaçıyor mu?

Sami KOHEN

ÖNCE olayı doğru kavrayalım: Hafta sonunda Lüksemburg'da düzenlenen AB Dışişleri bakanları konferansı, "gayri resmi bir istişare toplantısı" idi. Genişleme politikası ve Türkiye'nin üyelik başvurusu hakkında herhangi bir karar alınmış değil..
Gerçi Türkiye konusunda esen hava, beklentilerin aksine, olumsuzdu. Ancak üye ülkelerin sergilediği tavır, bu aşamada kesin ve bağlayıcı sayılmaz. Dolayısı ile, bu aşamada "Türkiye treni kaçırdı" demek yanlış...
AB'nin Türkiye'nin (ve diğer 11 ülkenin) başvurusu konusundaki başvuruya ilişkin kesin kararı, 12 Aralık'ta yapılacak zirve toplantısında belli olacak. O zamana kadar - yani önümüzdeki 6 hafta içinde - karşılıklı yoğun temaslar olacak. Başbakan Yılmaz bazı üye ülkeleri ziyaret edecek, AB Dönem Başkanı ve Komisyon yetkilisi Ankara'ya gelecek. Kasım sonlarında Dışişleri bakanları düzeyindeki AB - Türkiye Ortaklık Konseyi toplanacak... Ve bütün bu görüşmelerin ışığında, Aralık zirvesinde "resmi ve kesin karar" alınacak.
Türkiye'nin "AB treni"nin içinde mi olacağı, dışında mı kalacağı işte o zaman belli olacak...
* * *
TOPLANTIDAKİ "arayış" egzersizi bir sonuç vermedi. Gerek "genişleme politikası", gerekse Türkiye'nin başvurusu konusunda, her kafadan bir ses çıktı!
Fransa başvuruda bulunan Türkiye dahil 12 ülke için bir "sürekli konferans" öneriyor. İtalya, İspanya ve diğer bazı üyeler bu fikri benimsiyor. Buna göre üyelikle ilgili görüşmeler 12 aday adayı ile başlayacak, hangi ülkeler kriterlere daha çok uyarsa onlar peyderpey alınacak.
Almanya bu fikre karşı. Danimarka ve İsveç'in desteklediği Alman görüşüne göre, "ilk dalga"da (Kıbrıs'ın da dahil olduğu) 6 ülke ile masaya oturmalı, diğer 5 ülke ile (Türkiye bu grupta da yok) görüşmeler daha sonra, şartlara göre başlamalı. Türkiye için ise de özel bir statü belirlenmeli.
Türkiye'nin hangi kriterlere uyması gerektiği konusunda ise, genelde AB üyelerinin çoğu, Türkiye'nin daha önce de sözü edilen ön şartlara (insan hakları, Kürt sorunu, Kıbrıs, Türk - Yunan ilişkileri) uymadan, genişleme sürecine dahil edilemeyeceği görüşünde.
Bu olay, Lüksemburg'daki toplantıda bir kez daha yaşandı. Türkiye'nin diğer adayların arasına alınmasına soğuk bakanlar insan haklarından Kıbrıs'a kadar çeşitli kriterlerin yerine getirilmesi ön koşulunu tekrarladılar. Türkiye'nin dışlanmasında sakınca görenler ise, uzlaşıcı yeni bir formül bulunmasını istediler. Ancak bu toplantıda böyle "sihirli" bir formül bulunamadı. Kimi (Hollandalı gibi), "Türkiye'yi geri çevirmeden 3 kez düşünmek gerektiğini" söyledi. Kimi de, (Lüksemburglu gibi) tatminkar bir formülünün bulunmasının, önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin davranışına bağlı olduğunu öne sürdü...
Lüksemburg toplantısı, bir kez daha AB'nin Türkiye'nin başvuru konusundaki tereddütlerini ortaya koydu. Bunun bir nedeni, AB'nin (yukarda sıraladığımız) ön koşullar üzerindeki inadıdır. Bazı üyelerin kapris derecesine getirdikleri bu inadı kırmak zor. Ancak şunu da kabul etmeli ki, özellikle son haftalarda Türkiye'nin, bu bağlamda bazı davranışları ile (örneğin insan hakları konusunda) verdiği ters mesajlar da, bu tereddütleri ve inadı pekiştirdi...
* * *
LÜKSEMBURG'daki olumsuz havanın başlıca sorumlusu olarak Almanya'yı görenler var. Bu da belki, Yılmaz - Kohl görüşmesinden sonra aşırı umutlara kapılmanın bir sonucu. Sanıldı ki, Almanlar Türkiye'nin de diğer 11 ülke arasında yer almasını destekleyecekler. Öyle olmayınca, şimdi düş kırıklığı ifade ediliyor.
Ankara'daki Alman Büyükelçisi Dr. H.J. Vergau, bu konudaki görüşünü şöyle açıklıyor: "Kohl'ün vaat etmediği şeylerin beklenmesi, şimdi onun suçlanmasına yol açıyor. Kohl Türkiye'nin AB üyeliği hedefini desteklemeye devam ediyor. Türkiye de müzakerelerin başlamasının da, bilinen kriterde önemli gelişmeler kaydedilmesine bağlı olduğunu kabul ediyor. Ancak, Almanya Türkiye için özel bir strateji belirlenmesinden yanadır. Bu, önerilen konferanstan daha iyidir. Birçok küçük adayın bulunduğu bir sınıf onun yeri değildir. Bu nedenle aile fotoğrafı gibi sabit bir fikri, mantıksız buluyoruz"...
Deneyimli Alman diplomatı, Lüksemburg toplantısından sonra medyada gördüğü karamsarlığa karşı da şu karşılığı veriyor:
"Merak edilmesin; Türkiye treni kaçırmayacaktır"...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr