Türkiye şimdi de Kafkasya’da...

Azerbaycan’ın parlak zaferi, Ermenistan’ın ağır yenilgisiyle sonuçlanan 44 günlük Dağlık Karabağ savaşının en önemli neticelerinden biri, Türkiye’nin Kafkasya’da da askeri ve siyasi varlığının dünyanın gözleri önüne serilmiş olmasıdır.

Başka bir deyişle, bu savaş vesilesiyle Türkiye bu bölgede de bir “oyun kurucu” rolünü üstlenen ve etkinliğini hissettiren başat bir aktör olduğunu göstermiştir.

Dağlık Karabağ’daki “kurtuluş savaşı” bu bakımdan, Azerbaycan’ın zaferi olduğu gibi, kardeş ülkeyle birlikte bu mücadeleye girişen Türkiye’nin de önemli bir başarısıdır.

Ankara’nın bu kazanımının anlam ve önemini, son zamanlarda dış politikada giriştiği hamleler çerçevesinde değerlendirmek gerek.

Bu hamleler Türkiye’nin bölgesel, hatta küresel bir güç olmaya yönelik stratejisinin bir parçasıdır. Son zamanlarda Ankara bu yönde kendi inisiyatifini kullanarak rolünü ve nüfuzunu geniş bir coğrafyaya yaymıştır.

Türkiye, aynı şekilde, Suriye-Irak odaklı Ortadoğu bölgesinde varlığını ve etkinliğini hissettiriyor.

Türkiye, Katar ve Somali ekseninde, Körfez’den Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na kadar uzanan bölgede de askeri varlığı ve yumuşak gücüyle boy gösteriyor.

Ve şimdi de Türkiye Kafkasya’da... Üstelik başlıca aktörlerden biri rolünde...

Hem sahada hem masada

Dağlık Karabağ savaşından Türkiye’nin de kazançlı çıkması, bir süreden beri bölgede izlediği politikanın bir sonucudur. Bu stratejinin iki ayağı var:

- Askeri alanda: Türkiye’nin Azerbaycan’a askeri desteğinin cephede kazanılan zaferdeki rolü açık. Ancak bunun bir başka önemi de Türkiye’nin modern silah kapasitesini dünyaya göstermiş olmasıdır. Örneğin, kendi yapımı olan İnsansız Hava Araçlarının performansı artık dünya askeri literatürüne geçmiştir.

- Siyasi alanda: Türk diplomasisi bu savaşın başında karşı karşıya geldiği Rusya ile, savaşın son aşamasında adeta bir partnerlik kurmayı başarmıştır. Rusya’da Türkiye’nin birdenbire Kafkasya’da kendisine rakip olarak ortaya çıkmasından rahatsız olanlar var. Ancak Putin yönetimi Türkiye ile iş birliği kurmayı, hatta ateşkesi denetleyecek bir ortak mekanizma oluşturmayı da kabul etmiştir. Böylece Ankara Kafkasya’da barış sağlamak rolünü de (Rusya ile beraber) üstlenmiş oluyor. Diğer bir ifadeyle, Türkiye artık resmen Kafkasya’da var.

Kim var, kim yok?

Kuşkusuz bu savaştan en kazançlı çıkan, bu işte kıvrak ve pragmatik bir diplomasiyle, arabulucu olarak devreye giren Rusya’dır. Bu vesileyle Rusya Kafkasya’yı “arka bahçesi” saydığını ve özellikle Batılıları da buralarda görmek istemediğini göstermiş oldu.

Bir bakıma Kafkasya’yı kendi “yan bahçesi” olarak gören Türkiye’nin izlediği politikanın fiilen Moskova’ya yaramış olduğunu söyleyebiliriz. Rusya şimdi bu bölgede yanına, sadece Türkiye’yi alıyor. Minsk Grubu’nun eş başkanları ABD ve Fransa bu işte yoklar. AB üyeleri, İran ve Arap ülkeleri de yok.

Dolayısıyla, bu savaşın sonucu Kafkasya’da yeni güç dengeleri oluşturuyor.

Aslında, Kafkasya’daki bu yeni durumun Türkiye açısından önemli bir yanı daha var: Taraflar arasında varılan anlaşmaya göre, şimdiye kadar Ermeni işgali altında kalan Azerbaycan ile bağlantılı yolların açılması, Türkiye’nin sadece kardeş ülkeyle direkt ulaşımı sağlamakla kalmıyor, bu aynı zamanda, Orta Asya ile veya diğer bir deyişle Türk dünyasıyla bir nevi yeni bir “İpek Yolu” açıyor. Bu sayede Ankara’nın coğrafyası biraz uzak, ama insanları çok yakın olan o geniş bölgeye de açılması ve böylece bir süreden beri uyguladığı strateji çerçevesinde etkinliğini o tarafa da yönlendirmesi gündeme gelecektir...