Yeni bir Taliban mı?

Afganistan’da başkent Kabil’in ardından yönetimi de kontrolüne alan Taliban, henüz birinci haftasını doldurmadı. Ancak buna rağmen şimdiden dünya başkentlerini derinden düşünmeye sevk ettiğini söyleyebiliriz. Zira başkent Kabil’de bir yandan ülkeden kaçmak isteyenlerin ortaya çıkardığı dramatik görüntüler diğer yandan da Taliban’ın halka çeşitli güvenceler vererek onları kalmaya ikna etmeye çalışması şeklinde iki zıt görüntü var. Taliban, geçmiştekinden farklı olarak “nispeten ılıman” söylemlerde bulunurken, onun yönetimini tanıma ve diyalog kurma konusuna olumlu bakan başkentleri görüyoruz. Bu da akla, “Karşımızdaki yeni bir Taliban mı? Bu, böyle devam eder mi?” sorularını getiriyor. Elbette bu soruları, dış politikanın duayen gazetecisi Sami Kohen’e de sorduk...

Yeni bir Taliban mı

- Taliban, yönetimi ele geçirdikten sonra eskisinden “daha ılımlı” gibi görünen söylemleriyle dikkat çekmeye başladı. Pek çok ülke bunu ihtiyatlı karşılasa da, bunun ciddi bir değişim olduğunun düşünenler de var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bütün belirtiler, Taliban’ın takiye yapma peşinde olduğu izlenimini yaratıyor. ‘Biz farklı bir Talibanız, bazı değişiklikler olacak’ derken, ilk uygulamalar, her şeye rağmen Taliban’ın eskisi gibi olduğunu ortaya koyuyor. Bunun örneklerini de gördük bu hafta...

Taliban sözcüsü, basın toplantısında kadın haklarına saygı göstereceklerini, kadınların toplumda daha aktif olacaklarını söylerken, cümlenin sonunda ‘Ancak şeriata uygun hareket etmeleri şartıyla...’ diyordu. Yine, basının özgür olacağını vurgularken, hemen bir sonraki cümlede ‘Bizim yeni kuracağımız şeriat sisteminin gereklerini yerine getirmeleri ve bunun dışına çıkmamaları kaydıyla...” ifadelerini kullandı. 

Mesela TV kanallarında çalışan kadınların işlerine büyük oranda son verildi. Sokaklarda biraz daha rahat dolaşmak isteyen kadınlara saldırılar oldu, militanlar sokaklarda terör estirmeye başladı, birtakım evlere girildi... Bunlar iddiaların ötesinde tespit edilmiş olgular ve ister istemez fiiliyatta pek bir fark olmayacağı hissini uyandırıyor.

- Siz bunun bir taktik olduğunu mu düşünüyorsunuz. Taktik ise, yakın zamanda çökebilir mi?

Sözler ve eylemler arasındaki farka bakınca, insan ilk bakışta öyle bir izlenim ediniyor. Demek ki pek fazla şey değişmedi. Peki neden? Bir kere Taliban çok katı, dogmatik bir şeriatçı zihniyete sahip. Dogmatik, kendine göre yorumladığı İslami bir sistem üzerinden yürüyor. Ayrıca, bilhassa 1996’dan 2001 yılına kadar süren iktidarında Taliban, bir tür Orta Çağ zihniyetine sahip olduğunu göstermişti hareketleriyle. Dolayısıyla pek değişeceğini sanmıyorum.

Öte yandan daha uzlaşmacı bir görüntü vermesinin nedeni gayet açık. İktidarda tek başına kalabilmesi için meşruiyetini tüm dünyaya kabul ettirmesi lazım. Bugün hiçbir ülke tek başına yaşayamaz. Bu ülkenin de, geçirdiği onca şeyden sonra dış desteğe ihtiyacı var. Bu destek diplomatik, siyasi ve ekonomik alanda olmalı... Dolayısıyla Taliban’ın bugün biraz daha şirin görünmesinin ardında yatan neden budur. Stratejik bir boyut değişikliği olmayabilir.

- Peki uluslararası kamuoyunun, ülkelerin yaklaşımı ne olmalı? Bu görüntüye güvenmeli mi?

Taliban, bir şekilde silah gücüyle kazandı ve yönetime geldi. Ancak Taliban’ın dünya tarafından tanınması çok önemli. Burada birçok ülke, Taliban’la en azından bir diyalog ve temas halinde girmiş durumda. Bunların başında da Çin geliyor. Çin, Taliban’ı tanıma niyetinde olduğunu son hareketleri ve demeçleriyle de ortaya koydu. Rusya her ne kadar bazı rezervleri olsa da, Taliban’ı tanıma konusunda önümüzdeki dönemde bir adım atacaktır. Bazı endişeleri olmakla birlikte İran da öyle. Her ne kadar resmi tanıma aşamasına gelmese de Pakistan fiilen tanıyor ve zaten bu ülkedeki bazı güçlerin Taliban’ın arkasında olduğu biliniyor. Batı dünyasına gelince... Açık söyleyeyim, Taliban iktidarda kalacak gibiyse (ki öyle görünüyor çünkü onu devirecek başka kuvvet yok), hemen olmasa da eninde sonunda peyderpey birçok Batılı ülke tarafından tanınacaktır.

Yeni bir gerçeklik

Şu bir gerçek ki, Taliban şimdiye kadar Batı’nın nazarında bir terör örgütüydü. Peki böylesi bir örgüt, bir iktidarla ilişki kurulabilir mi? İşte bu, bizi reel politik dediğimiz şeye, diğer bir deyişle pragmatizme götürüyor. Uluslararası ilişkilerde bugün bu konu, bir örnek teşkil ediyor. Taliban karşısında alınmakta olan tavır şunu gösteriyor ki, ülkeler, kendi çıkarları gerektirdiğinde bir dönem ‘terörist’ veya ‘düşman’ olarak tanımladığı bazı ülke yahut kurumlarla pekâlâ ilişkiler kurabiliyor. Ya da tanımak zorunda kalabiliyor. ‘Peki nasıl olur da teröre bulaşmış bir teşkilatla, zalim bir liderlikle, tanıma noktasında ilişki kurulabilir?’ Dünya gerçeği bu...

- Taliban’ın yönetimde kalıp kalamayacağına ilişkin de bir öngörünüz var mı? Zira ülke içinde çok önemli destekleri yok, mali kaynaklara şimdilik erişemiyorlar ve ekonomi kötü...

Bir kere Taliban iktidarda olsa da, ne kadar bileşik bir harekettir, liderlik düzeyinde kimler vardır, bunu tam olarak kimse bilmiyor. Yöneticileri yavaş yavaş vitrine çıkmaya başladı. Şimdiye kadar yoklardı. Çıkanların da yönetim kadrosunun bir kısmı olduğu varsayılıyor. Lider olarak güçlü bir kişi var mıdır aralarında ve açığa çıkacak mıdır, henüz bilinmiyor.

Ancak, Taliban’ın içeride ne kadar sağlam durabileceği konusunda bazı şüpheler mevcut. Belki bünyesinde daha militan insanlar vardır, belki bu fazla pragmatizme karşı çıkabilecek daha ‘ılımlı’lar da olabilir. Bu tür hareketlerde çok görülmüştür böyle durumlar. Dolayısıyla homojen gibi görünse de, bölünmeye kadar gidebilecek değişik fraksiyonlara sahip bir Taliban’la karşılaşabiliriz.

İkincisi unutmayalım ki bugün Afgan toplumu, tamamen bölünmüş, kutuplaşmış durumda. Protestolar başladı, bayrak meselesi vesile oluyor ve halk sokaklara dökülüyor, çatışmalar oluyor. Bazı gözlemciler karamsar iç savaş tahminlerini dile getiriyor. Havaalanında toplanan ve gitmek isteyenler var. Anlaşılıyor ki Taliban’ı yönetiminde görmek istemeyen geniş bir kitle mevcut. Taliban’a tam bir destek olduğu söylenemez, zira seçilmiş bir iktidar değildir.

Yeni bir Taliban mı

“Dış politikada yeni dönem”

- Bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin Taliban’la ilgili yaklaşımı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Taliban ile son zamanlarda iletişim kanalları açık. Ancak en önemlisi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Gerekirse bizzat Taliban liderliğiyle görüşmeye hazırım” dedi. Taliban’la temas kurmak ve diyalog içinde olmak doğal sayılabilir, zira diğer ülkeler de yapıyor. Türkiye’nin bunun dışında kalması için bir sebep yok. Ancak bunu tek başına değil uluslararası camiayla birlikte yapması çok önemli. Ve bu süreçte fazla bir angajman içine girmemesi, kendi sistemini daima göz önünde tutması da...

Burada bir parantez açarsak, ‘Terör örgütleriyle diyalog kurulur mu?’ diye düşünülebilir. Ancak bu, bir yerde ‘geçmişte kalan’ bir şey artık. ‘Acaba bu Taliban rejimiyle nasıl bir ilişki kurulabilir, Afganistan’la ilişkiler nasıl geliştirilebilir?’ noktasına geldik. Bu yüzden, Cumhurbaşkanımızın yaptığı bu konuşmayı önemsiyorum. Geniş bir çerçeve içinde değerlendiriyorum... Cumhurbaşkanımız ne dedi? ‘Herkesle diyalog kurmak ve müzakere etmek gerekir.’ Bu çok önemli bir şey. Bu, dış politikamızda yeni bir yaklaşım. Çünkü bugünkü iktidar şimdiye kadar çok seçici davranmıştır bazı şeylerde. Mesela Esad’la ‘zalim olduğu’ gerekçesiyle, Mısır lideri Sisi’yle darbe yaptığı için diyaloğa girmemiştir.

Tabii bu yanlıştır. Eğer bu ülkelere önem veriyorsak, bu diyaloğu kurmak şart. Daha önceki yorumlarımda da yazdım, iletişim kanallarını açık tutmalı. Bu, o ülkenin rejimini benimsemek veya izlediği politikayı kabul etmek anlamına gelmez. Kendi tutumunuzu korursunuz ve her vesileyle beyan edersiniz. Bence Türkiye’nin dış politikası işte o aşamaya gelmiştir. Birkaç aydan beri, özellikle de son haftalarda Türk dış politikasında bu yeni yaklaşımın işaretlerini görüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, yakın zamana kadar mesafeli durulan Birleşik Arap Emirlikleri’nin güvenlik danışmanını kabul edip, ‘Yeni bir ilişki düzeni kuralım’ mesajı vermesi söz konusu oldu. Mısır’la ilişkilerde de normalleşme gayretleri var. Mısır’la, BAE ile, Suudi Arabistan’la olsun, tüm Ortadoğu ülkeleriyle yeni bir dönem başlıyor Türk dış politikasında sanki. Daha ılımlı ve uzlaşıcı tavır almak, çok önemli bir şey...

Söyleşi LEVENT KÖPRÜLÜ