Semih İdiz

Semih İdiz

sidiz@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Arap dünyası hayali televizyon dizilerimize hayran olabilir. Ancak Avrupa için en heyecanlı dizilerimizin “Ergenekon”, “Kafes”, “Yargıda Deprem” ve “Balyoz” gibi çarpıcı adları var. Canlı canlı yaşanan bu dizilerin sonunu kestirmek de mümkün değil. İşi heyecanlı kılan en önemli faktör de zaten bu.
Tanıdığımız bazı Batılı diplomatlar böyle bir dönemde Ankara’da olmaktan son derece memnunlar. “Peş peşe gelen bu kadar dramatik gelişmeyi hiçbir ülkede yaşayamazdım” diyenler bile var. Şaka bir yana, Batılı diplomatlar çok ciddi iddiaları içeren Ergenekon, Kafes, Balyoz gibi soruşturmaları izleyip Türkiye’de nelerin olup bittiğini anlamaya çalışıyorlar.
Gelişmeler iyi mi, kötü mü bunu da artık tam olarak kestiremiyorlar. Bu nedenle de, örneğin eskiden Türkiye’de “askeri yerine oturtan” her gelişmeyi alkışlayanlar son gelişmeler karşısında artık bir kuşku payı bırakmaya başladılar. AKP’nin içinden dışarıya yansıyan “Artık fişleme sırası bizde” türünden “intikamcı çıkışlar” da, haliyle, var olan kuşkuları derinleştiriyor.
Güven Özalp arkadaşımızın Milliyet’te dün yer alan haberine bakacak olursak, bunun bir yansıması önceki gün Brüksel’de başlayan Türk-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısında da yaşanmış. AKP Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk, Doğan Grubu’na vergi yoluyla uygulanan baskıları eleştiren AB tarafını azarlamaya kalkınca, KPK Eşbaşkanı Helen Flautre’den beklemediği bir yanıt almış.
“Asker-sivil ilişkilerine, yargının tarafsızlığına ya da anayasal reforma değindiğimiz zaman sizin için sorun olmuyor, ancak Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasına değindiğimizde sizi rahatsız ediyor. Öyle mi?” diye soran Flautre, sadece bir “vergi borcu” meselesi olmadığına inandıkları için bu konuyla ilgilendiklerini vurgulamış.
Özetle, AB’de AKP’ye “açık çek” verme dönemi kapanıyor diyebiliriz. Bunu Ankara’daki diplomatların sorularından da seziyoruz. “İktidar ancak işine geldiği kadar mı demokrat?” sorusu da bir kuşku olarak kafalara yerleşmiş durumda.
AKP’nin, İsmailağa cemaati hakkında soruşturma başlatan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner konusunda “tarafını hemen belli etmesi” de bu çerçevede not edilmiş bulunuyor. İsrail, İran ve Sudan gibi konularda “İslami güdülerin” ön plana çıktığına inananlar, burada da aynı şeyin olduğundan kuşkulanıyorlar.
AB’nin, aynı şekilde, Ergenekon davası konusunda da artık daha ihtiyatlı ve dengeli bir yaklaşım sergilediği görülüyor. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu yeni temsilcisi Stefan Füle’nin önceki günkü KPK toplantısında yaptığı gibi, bu tür davalarda insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve adil yargılama ilkesine saygı gösterilmesi çağrıları da artıyor.
Bir diplomat Türkiye’deki genel durumu kendileri için daha da heyecanlı kılan faktörü ise şöyle açıkladı:
“Türkiye’de artık hukuk da ikiye bölündü. Ortada kamuoyunu tatmin edecek tek bir hakem kalmadı. Bu durumda ‘toparlayıcı rolü” hangi kurumun oynayacağı belli değil. Ülkenin kriz döneminde demokrasinin selameti için güvenebileceği De Gaulle veya Churchill gibi karizmatik bir lideri de yok. Bu yüzden filmin sonu belirsiz.”
Türkiye’de yaşananların demokrasiye katkıda bulunacağı elbette ki umuluyor. Bu açıdan önemli adımların atıldığı da göz ardı edilmiyor. Eskiden olsaydı AB bu adımların bazıları konusunda fazla kuşku duymazdı. Ancak, dediğimiz gibi, AKP’nin sadece “çıkarlarının el verdiği ölçüde demokrat olduğu” kuşkusu da göz ardı edilmiyor.
Hükümetin genel vizyonunun Türkiye’nin daha da demokratikleşmesi açısından olumlu olduğuna inananlar da var tabii ki. Ancak onların kaygısı, Kürt açılımı gibi önemli girişimlerin sonunun getirilmemesi ve yapılan hatalardan dolayı olumlu sayılabilecek gelişmelerin bile sonunda gölgelenmesi.