Aşil’in topuğu

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın “Yeni anayasada laiklik olmamalı” sözü ortalığı karıştırdı.
Kahraman her kesimden sert tepkiler aldı.
Cumhur-başkanı Tayyip Erdoğan, Kahraman’ın sözlerinin şahsi kanaati olduğunu söylemenin yanı sıra 2011’de Mısır’da “laik devlet, laik anayasa” tavsiyesini yaptığını da hatırlattı. Bu yolla Kahraman’ın görüşünü paylaşmadığını duyurmuş oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Numan kurtulmuş, Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik de aynı yönde açıklamalar yaparak, Kahraman’a katılmadıklarını kamuoyuna yansıttılar. Ak Parti’nin hazırlamakta olduğu yeni anayasa taslağında laiklik ilkesinin yer aldığını da vurguladılar.
Bu tepkiler üzerine Kahraman, “Şahsi düşüncelerimi açıkladım” diyerek geri adım attı.
Olayın habersel özeti bu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesini sağlayan Atatürk devrimleri ve özellikle de laiklik ilkesidir.
En yalın anlatımla, devletin din kurallarına göre değil, çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi olan laiklik ilkesi, modern Türkiye Cumhuriyeti’ne temel karakterini kazandıran ilkedir.
Sadece Irak’ta, Suriye’de yaşanan iç savaşa göz atılsa bile laiklik ilkesinin önemi, Türkiye’nin farkı görülebilir.
Bugün Türkiye, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri yürütebiliyorsa, bir mezhep savaşı yaşamıyorsa, kadın toplumsal hayatta yerini alabilmişse, seçme ve seçilme hakkına sahipse, aşiret düzeniyle, tarikat kurallarıyla yönetilmiyorsa bunu laikliğe borçludur.
Kadın çarşaftan çıkmışsa, taşlanarak öldürülmüyorsa, medeni haklara sahipse, kimse kimsenin boğazını inancı nedeniyle kesmiyorsa...
Efes, Bergama, Çatalhöyük ve niceleri; müzeler yakılıp yıkılmıyorsa...
Bütün bunları laikliğe borçludur.
Ancak iki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliği yerine geçmiyorsa, mahkemeleri kadılar yönetmiyorsa...
İktidar halkın oyuyla belirleniyorsa, çağdaş bir hukuk sistemimiz varsa, kadınlar erkeklerle aynı siyasi haklara sahipse...
Üniversitelerimiz, araştırma merkezlerimiz, uzayda uydularımız varsa...
Bunları laikliğe borçludur.
Demokrasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik, adalet adına neye sahipsek...
Hepsini laikliğe borçluyuz.
Laikliğe karşı konuşmayı da karşı duruşu da hatta şeriat isteyebilmeyi de demokrasiye, dolayısıyla, laikliğe borçluyuz.
Durum böyle olduğu ve toplum bu ilkeyi ezici çoğunlukla benimsediğine göre, laiklik ilkesini anayasa metninden çıkarmak konusunda beyin jimnastiği yapmak bile, içinden geçmekte olduğumuz süreçte ancak ayrışmayı körükler.
Aşil’i (Achille) bilir misiniz?
Yunan mitolojisinde ölümlü bir baba olan Peleus ile su tanrıçası Thetis’in oğludur.
Mitolojiye göre yarı tanrıdır.
Annesi, Aşil’i ölümsüzlük nehri Styx’e sol topuğundan tutarak batırmıştır.
Vücudunun her köşesi kutsal suyla yıkandığı için neresinden ok yerse yesin ölmez.
Bir tek annesinin tuttuğu ve bu nedenle kutsal suyun değmediği topuğu hariç.
Mitolojiye göre Aşil, Truva savaşlarında sol topuğuna isabet eden bir okla ölmüştür.
Topuk tendonuna, “Aşil tendonu” denmesi bu mitolojik söylenceden gelir.
Rahmetli Bülent Ecevit laikliği tarif ederken, “Laiklik Türkiye’nin Aşil topuğudur. Oradan vurulursa Türkiye Cumhuriyeti çöker, dağılır” demiştir.
Ve sonuna kadar haklıdır.