GYODER’in geçen hafta 20’incisini düzenlediği gayrimenkul zirvesinin başlığı “Soruyu Değiştirmek”ti. Dolu dolu geçen zirvenin benim de yer aldığım bölümünde ekonomist Fatih Keresteci, “Gayrimenkul her ekonomik döngüde değer üreten bir varlık sınıfına dönüşebilir mi?” başlıklı bir de sunum yaptı. Süleyman Demirel’in ünlü sözüne atıfta bulunarak “Meseleleri mesele etmeli” dedi.
Toplam 33 slaytlık sunumunun bir sayfasında ise” Enflasyonun ve hayat pahalılığının ana kaynağı olan kiralardaki yüksek seyrin nedenleri (a) yüksek faizler ve kıt likidite, (b) yüksek arsa maliyeti kaynaklı arz kısıntısı” diyerek 10 maddelik bir reçete önerdi.
Fatih Keresteci’nin paylaştığı bu çerçeve, konut krizini “yüksek kiralar = enflasyonun ana kaynağı” ekseninde okuyan net bir teşhisle başlıyor. Bu kısımda itirazım var, çünkü yüksek kiralar ana kaynak mı yoksa yüksek enflasyonun sonucu mu emin değilim. Bence sonucu olarak görünüyor. Ama Fatih tartışmayı
Justin Trudeau, dünya siyasetinin son yıllardaki en dikkat çekici figürlerinden biri.Ünlü bir liderin, Pierre Trudeau’nun oğlu olarak siyasete girmesi başlangıçta bir avantajdan çok yük gibi görüldü. Ancak 2015-2025 yılları arasında Kanada’nın Başbakanı olarak görev yapan Trudeau, Liberal Parti lideri olarak iktidara gelişiyle ülke siyasetinde kapsayıcılığı, çeşitliliği ve “pozitif siyaset” anlayışını öne çıkaran yeni bir dönem başlattı. Kabinesinde cinsiyet eşitliğini sağlaması ve “Sunny Ways” (Güneşli Yollar) söylemiyle umut vurgusu yapması, ona uluslararası alanda modern ve karizmatik bir lider imajı kazandırdı.
Başlangıçta “drama öğretmeni” geçmişi nedeniyle küçümsense de, güçlü hitabeti ve diplomatik görünürlüğü sayesinde küresel ölçekte tanınan bir figüre dönüştü.
Elbette eleştirilerden azade değildi. Görev süresinin sonlarına doğru artan baskılar ve düşen kamuoyu desteğiyle 2025 başında
Bankacılık sektörü uzun süredir dijitalleşmenin dönüştürücü etkisini yaşıyordu ama geçen hafta Madrid’e yaptığım bir ziyarette gördüm ki bugün gelinen noktada, bu dönüşüm yalnızca bir ön hazırlıkmış. Asıl kırılma, yani yapay zekâ çağı aslında şimdi başlıyor.
Geçen hafta Garanti Bankası Genel Müdürü Mahmut Akten, yardımcıları İlker Kuruöz ve Ceren Acer Kezik ile birlikte Madrid’e gittik. BBVA merkezinde BBVA CEO’su Onur Genç ile buluştuk. Birçok konuyu konuştuk ama neredeyse her konu eninde sonunda yapay zekâya çıktı. Süreci bankacılığın yakın geçmişte yaşadığı dijitalleşme deneyimiyle karşılaştırdık. Onur Genç’in ifadesiyle, “yapay zekâ bankacılığı dijitalleşmeden daha hızlı ve daha derin biçimde dönüştürecek.” Bu iddia abartılı değil, aksine sektörün yönünü net biçimde tarif ediyor.
Dijitalleşme, bankacılığı şubeden mobile taşıdı. Müşteri “şubesiz” bankacılığın keyfini yaşadı. Yapay zekâ ise deyim
Bir zamanlar halı, kilim ve çömlek üçgenine sıkışan Kapadokya, son yıllarda yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da dikkatle izlediği çok katmanlı bir turizm ve deneyim merkezine dönüşüyor. Bölge, klasik turizm anlayışının ötesine geçerek “deneyim ekonomisi”nin güçlü sahnelerinden biri olmaya aday.
Bu köşede yer alan daha önceki yazılarda da vurguladığımız gibi Kapadokya’da turist var, tarih var; bağlar ve yerel ürünler de var. Bu tablo, bölgenin temel avantajlarını açıkça ortaya koyuyor: güçlü bir kültürel miras, eşsiz bir coğrafya ve giderek zenginleşen bir gastronomi potansiyeli. Ancak aynı zamanda önemli bir eksik de dikkat çekiyor. Bu potansiyeli bütüncül bir deneyime dönüştürecek güçlü gastronomi ve deneyim yatırımları henüz istenen seviyede değil. Kısacası Kapadokya’da “tarih de var, lezzet de var, potansiyel de var”; ancak bunları entegre eden yapı hala gelişim aşamasında.
Yıllarca dar bir çerçevede
Hafta sonu Adana’daydım. Pek çok meslektaşım gibi bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’na katıldım. Renkli karelere tanıklık ettim, birbirinden lezzetli tatlar denedim. Ancak aynı zamanda fark ettim ki mesele yalnızca yaklaşık 200’den fazla etkinlikte sunulan müzik, gastronomi ve gösterilerden ibaret değil. Karnavalın çok daha derin bir ekonomik ve kültürel etkisi var.
Adana’daki Portakal Çiçeği Karnavalı, Türkiye’nin ilk ve tek şehir karnavalı. Oysa dünyada şehirlerle özdeşleşmiş, güçlü ekonomik ve kültürel etkiler yaratan benzer organizasyonlar oldukça yaygın. Örneğin Rio de Janeiro’daki Rio Karnavalı her yıl milyonlarca insanı kendine çekiyor ve kent ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. Venedik Karnavalı, tarihi kostümleri ve maskeleriyle görsel bir şölen sunarken önemli bir ekonomik değer de yaratıyor. New Orleans’taki Mardi Gras, Londra’daki Notting Hill Karnavalı ve Fransa’daki Nice Karnavalı da benzer şekilde şehir kimliğiyle
Türkiye’de 5G dönemi bugün resmen başladı. Hayırlı olsun...
5G’ye geçen ilk ülkelerden biri değiliz. Hatta bir miktar geciktiğimizi bile söyleyebiliriz. ABD, Güney Kore, Çin ve Avrupa’nın önemli bir bölümü bu dönüşümü 5-6 yıl önce başlattı. Ancak ilk olmak kadar “doğru zamanda, doğru şekilde geçmek” de en az onun kadar önemli. Mesele ne zaman başladığımız değil, bu teknolojiyi ne kadar hızlı ve akıllı kullandığımız.
Elbette “5G’ye geçiyorum” demekle geçilmiyor. Bu sürecin bir de gereklilikleri var.
Altyapı hazır mı?
5G’yi etkin kullanabilmek için altyapısı hazır olmalı. Fiber optik ve yoğun fiber destekli küçük hücre baz istasyonu altyapısı oluşturulmalı. Eğer bu sağlanamazsa 5G çoğu yerde büyük bir ihtimalle 4.5G’ye yakın hissedilecektir. Bu yatırımların henüz tamamlandığını sanmıyorum. O nedenle 5G’ye geçilse bile tam verimli bir 5G için birkaç yıl daha beklemek gerekebilir.
Tabi bir de tüketicilerin elinde 5G’ye uyumlu
Trump hem görevdeyken hem göreve gelmeden önce dünyada ve ülkesinde düşük faizin önde gelen bir savunucusuydu. Her platformda faizlerin düşürülmesi savundu. Çok attı, tuttu. “Fed çıldırmış olmalı. Bence faizleri hemen düşürmemeliler” dedi. “Faiz oranlarımız daha düşük olmalı” dedi. “Bizim yanımızda olmayan bir merkez bankamız var” dedi. Dedi de dedi....
Trump ekonomik büyümeyi desteklemek için düşük faiz politikasını çok güçlü bir şekilde savundu. Ama çok eleştirilen İran’a müdahale adımı ile değil Amerika’da, dünyada faiz indirim sürecinin sonunu getirdi. İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarıyla tırmanan gerilim, enerji fiyatlarında hızlı bir artışa yol açtı. Bu durum bir süredir faiz indirimi yapan merkez bankalarının politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Bunun açık sinyalleri önde gelen merkez bankalarından gelmeye başladı.
Merkez bankaları tedirgin
Merkez bankaları geçmişte yaptıkları ve
Türkiye uzun yıllardır küresel şirketler için büyük bir pazar. Ancak son dönemde tablo biraz değişiyor. Bazı küresel şirketler Türkiye’yi yalnızca bir satış pazarı olarak değil, aynı zamanda yönetim, inovasyon ve geliştirme merkezi olarak görmeye başladı. Bunlardan biri de Castrol Türkiye.
Castrol’ün küresel organizasyonu içinde Türkiye’nin rolü son yıllarda ciddi biçimde değişmiş. İstanbul artık yalnızca yerel operasyonların yürütüldüğü bir merkez değil; Orta Doğu, Türkiye ve Afrika’yı kapsayan geniş bir coğrafyanın yönetildiği stratejik bir hub konumunda.
Geçen hafta Castrol’ün Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Bölgesi Başkanı Ayhan Köksal ve Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz ile bir araya geldik. Sektörü, son jeopolitik şokların sektöre etkisini ve Castrol’ün faaliyetlerini konuştuk.
Castrol Türkiye’den farklı ülkelerdeki faaliyetlerin yönetildiğini biliyordum. Ancak bu ağın 85 ülkeye uzandığını doğrusu