Basiret üzerine

“Basîret bilim değildir, bilimin eksik olduğu yerde onunu yerini tutan şeydir.”

Aristo

Günümüzde unutulmuş veya anlamının farkına varılmayan kelimelerden biri de basîrettir. Arapça, “basar/görme” isminden türetildiği bilinen başîret/basîret kelimesi, “kalp gözüyle görme, kalp gözüyle görerek bir şeyin gerçeğini kavrama, anlama, idrak etme” anlamına gelmekte. “Doğru ve ölçülü bir görüşün verdiği uyanıklık, ileriyi görme, seziş, kavrayış” olarak da kullanılmaktadır.

Muhammed Esed “besura” ya da “besira” fiilinden türetilmiş olan basîret kelimesinin, türetildiği fiil gibi “zihinsel olarak görmek/sezerek/kestirerek görmek” anlamında soyut bir çağrışım taşımakta olduğunu ve bu itibarla “sağduyuya, bilinçli kestirişe dayanarak anlama, kavrama yeteneği” anlamına geldiğini belirtmektedir. Basîret kelimesi mecazi anlamda “aklın kabul edebileceği” ya da “akılla doğrulanabilir delil, kanıt” anlamında da kullanılmaktadır. Basîret kısaca “eğriyi doğrudan ayırt etme yeteneği olup, insan için, insan tarafından, daha iyi olanın belirlenmesi” olarak açıklanabilir.

Hileye sığınırlar

İbn Haldun, “... Naklediciler, sadece duyduklarını nakletmekle yetinirler. Basîret ve ferâset sahipleri ise doğruyu yanlıştan ayırmak için duyduklarını değerlendirmeye tabi tutarlar. İlim ancak bu şekilde gelişip büyür. Basîret sahibi insanlar her duyduklarına inanmaz, duyduklarını akıl yolu ile değerlendirip doğru sonuçlara ulaşmayı hedefler...” demektedir.

Eğer hükümdarlar çok katı olur, çok şiddetle cezalar uygular ve insanların gizli kusurlarını ve günahlarını araştırırlarsa, insanları korku ve zillet kaplar, yalana, hileye ve aldatmaya sığınırlar ve bir süre sonra da bu onlarda alışkanlık haline gelir. Sonrasında basîretleri ve ahlâkları bozulur. İnsanlar eğer gizlenecek bir şeyleri varsa basîretli davranamazlar.

Kanunlar akıllı, basîretli ve ileri görüşlü kişiler tarafından hazırlanır ve yürürlüğe konulursa, bu durumda akılcı siyaset egemen olur basîretten uzak ve zayıf görüşlü çoğu kişi de devlet yönetiminde kendine yer bulamaz.

Eğer devlet yöneticileri basîretli hareket eder, tedbirli davranır, haksızlık etmez ve doğru yoldan sapmaz ise ülkedeki zenginlik artar. Günümüzde dünya düzeyinde ticaret hacmi hiç olmadığı kadar büyümüş olup, giderek de büyümektedir. Artan bu ticaret hacminden pay almak, ülkenin zenginleşmesine katkı sağlama yolunun binlerce senedir basîretli davranmaktan geçtiği görmekteyiz.

Gerçeği görebilmek

Kuran-ı Kerim’in Kamer Suresi’nin 37. Ayeti’nde de basîrettten söz edilir; “… Bunun üzerine onları gerçeği görmekte yoksun bıraktık…” Basîret bir anlamda insanın yaşamadan gerçeği görebilmesidir.

Basîret, Antik ve Orta Çağ’ın dört temel erdeminden biridir. Ölçülülük, yiğitlik ve adalet, ancak tüm bu erdemler basîret olmadan ne yapmak gerektiğini, nasıl yapılmasını gerektiği bilemez, basîret bu erdemlerin pratikte nasıl uygulanabileceğini gösterir. Elbette basîrette bu erdemler olmadan bir işe yaramaz, bir insan istediği kadar basîret sahibi olsun, eğer uyguladığı yöntemlerde ölçülü değilse, uyguladığı yöntemler konusunda yiğitçe davranmıyor ve adaleti uygulamakta sıkıntı çekiyorsa, basîretli olmasının ne önemi vardır?

Stoacılar basîreti bir bilim dalı olarak görmekte, “yapılacak şey, yapılmayacak şeyler bilimi” olarak tarif etmektedirler. Aristo ise bu görüşe karşı çıkar; “Basîret bilim değildir, bilimin eksik olduğu yerde onunu yerini tutan şeydir.” diye açıklar.

Bir karar ve tercihle karşı karşıya kalındığında düşünülüp, taşınılır, başka bir deyişle hiçbir doğrulamanın mümkün ve yeterli olmadığı yerde doğru karar vermek kişinin basîretini gösterir. İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, basîretsiz bilgelik, bir ahmağın bilgeli olur ki buna da bilgelik denmez. Bu durumu günümüzde özellikle kendini din bilgini, olarak gösteren çoğu kişide görmekteyiz. Sözün şehvetine kapılan, neyi bilip, neyi bilmediğinin farkında olmayan benzer kişiler basîretsiz davranışları nedeniyle eğlence konusu olmakta, insanların inancına zarar vermektedirler.

Akılla ilgili eylem

Basîret sahibi insan aynı zamanda dikkatlidir, yalnızca olan biteni değil, olabilecek olana da dikkat etmelidir. Basîret seçilmesi gereken şey ile sakınılması gereken şeyin farkına varılmasını sağlar. Yalnızca ahlâkı dinlemek basîretsizliktir ve basîretsiz olmakta ahlâksızlıkdır. Velhasıl basîret akılla ilgili bir eylemdir ve her insan kendi aklını beğenir. Bilindiği gibi akıl yeniden dağıltıldığı zaman herkes kendi aklını almıştır.

Basîret sözcüğü “Kelile ve Dimne” kitabında da kendine geniş bir yer bulur.

... Basîretli kişi, göz ucu işaretlerinden çıkarır manayı. Bunlara bakar ve karşısındakinin kalbinde gizlenini anlar…

Basîretiniz sayesinde anlarsınız ki hoşnut olmayacağınız şeyleri anlatmak bana acı veriyor…

Basîretli kişi, diğer insanları da kendisi gibi değerlendirir; kendisi için nasıl iyilik istiyorsa onlar içinde iyilik ister; kendi namına bir zarara uğramamayı nasıl istiyorsa, diğer insanlarında zarardan uzak olmasını ister...”

Şimdilerde pek duymuyoruz ama, eskiden hata yapan veya yanlış karar veren bazı kişilerin “basîretim bağlandı” dediklerini hatırlıyorum. Son dönemlerde sık sık “acaba insanlığın basîreti mi bağlandı da bunlar başımıza geliyor” diye düşünmekteyim. Geleceği görmek ve gelecekte daha mutlu, daha sağlıklı bir yaşam sürdürmek için nasıl bir çözüm bulacağız, acaba dünyada basîretli insan sayısı mı azaldı. Yoksa yeni dünya düzeninde basîrete yer mi yok? Hiç şüphe yok ki çoğu şeyde olduğu gibi basîretin doğru bir şekilde işlemesi ancak istekli olunmasına bağlıdır.