Büyük göçün izleri Anadolu'da

İnsanlık, Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya doğru yayılması döneminde Anadolu’nun birçok bölgesinde yerleşme izleri bırakmıştır. Mitolojiye göre Avrupa’nın adı Asya kökenli bir kadından geliyor. Çünkü Europe’nin (Avrupa’nın) Sami dilindeki anlamı “Akşam”dı

Deniz tanrısı Poseidon’un oğlu, Tyr (Lübnan) Kralı Agenor’la Telephassa’nın kızı Europa’ya âşık olan Tanrı Zeus boğa kılığına girerek onu Girit’e kaçırır. Europa’nın Zeus ile birlikteliğinden üç oğlu olur. Minos, Sarpedon ve Rhadamanthys. Minos, Girit adasının yönetimini üstlenerek Minos Uygarlığı’nı kurar. Sarpedon, Lykia kralı olur. Rhadamanthys ise öldükten sonra yeraltı dünyasında yargıç olur. Europa yıllar sonra Giritli bir tanrıçayla özdeştirilir ve adada ona tapılır. Ancak Europa’nın geleceği daha parlaktır. Fenike sahillerinde doğan ve Tanrı Zeus’un bir dönem eşi olan bu güzel kız adını bir kıtaya “Europe” olarak verecektir. Mitolojinin bize aktardığı bu bilgiler ışığında günümüz Avrupa isminin, Asya kökenli bir kadından geldiği anlaşılmaktadır. Çünkü ayrıca Europe Sami dilinde “Akşam” anlamındadır; güneşin battığı yerdir “Batı”. Uzun bir tarih boyunca Küçük Asya olarak tanınan günümüz Türkiye coğrafyası, tarihin ilk çağlarından itibaren insanlığın yerleşim alanı olmasının yanı sıra bir geçiş ülkesi, çeşitli ulusların çatışma alanı ve giderek içinde kaynaşıp eridiği bir pota olmuştur.

Büyük göçün izleri Anadoluda

Avrupa’ya açılan yollar

İnsanlık, Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya doğru yayılması döneminde Anadolu’nun birçok bölgesinde yerleşme izleri bırakmıştır. Günümüzden yaklaşık 600 bin yıl öncesine tarihlenen Konya yakınlarında Dursunlu ve 800 bin yıl önce İstanbul Yarımburgaz, Balkanlar’dan geçen güzergâh üzerinde Anadolu’dan Avrupa’ya art arda açılan yollardır. Dicle ve Fırat havzaları, çanak çömleksiz Neolitik Çağ’da, Filistin’den bir yay çizerek Güneydoğu Anadolu üzerinden Mezopotamya’ya inen “Bereketli Hilal”in tepe noktasındadır. Bu yerleşme merkezlerinin önde gelenleri, MÖ 10.000 yıldan itibaren önce çanak çömleksiz Neolitik dönem; Hallan Çemi, Körtiktepe, Göbeklitepe, Nevali Çoli, Caferhöyük, Aşıklıhöyük gibi yerleşme alanları ile MÖ 7000’li yıllardan başlayan çanak çömlekli Neolitik dönem; Çatalhöyük, Höyücek, Bademağacı, Kuruçay, Köşkhöyük gibi yerleşim alanları artık insanlığın bilgisi içindedir. Bu yerleşim merkezleri içinde özelikle Çatalhöyük 275x450 metre boyutlarındaki alana yayılan ölçüleri ile çağının en büyük yerleşim alanı, insanlığın ilk şehridir.

Büyük göçün izleri Anadoluda

Norşuntepe, Baklatepe

Geç Neolitik çağ ile Erken Kalkolitik çağ arasında kesin bir ayırım bulunmamaktadır. Yaklaşık 3.000 yıl süren bu dönem Taş-Maden Çağı olarak da tarif edilir. Taş yontuların yanı sıra başta bakır olmak üzere metal, kullanımın yaygınlaştığı bu döneme ait. Batı’da Hacılar, Kuruçay, Baklatepe; Güneydoğu’da Norşuntepe, Aslantepe, Değirmentepe gibi yerleşim alanlarının geliştiği bir dönemdir. Erken dönemlerde görülen yuvarlak yapıların yanı sıra daha gelişmiş bir örnek olan tek odalı, dörtgen planlı, bazılarını dar kenarlarında apsis bulunan gelişmiş yapı örneklerine de rastlanmaktadır.

İlk devlet Aslantepe’de

Son Kalkolitik dönem, merkezi ekonominin de doğduğu çağdır. Malatya Aslantepe’de ilk kez sarayın tapınaktan, yani devletin dinden ayrıldığı bir süreç yaşanır. İlk bürokrasi, yani ilk devlet, MÖ 3300 dolayında ilk sarayla birlikte Aslantepe’de ortaya çıkar. Daha önceki dönemlerde yerleşik sistemin odağında tapınak vardır; Aslantepe’de tapınak ve saray, yani din ve devlet iki ayrı güç haline gelir. MÖ 3200 yıllarında başlayan Eski Tunç Çağı’na geçiş akıcı ve kesintisiz olur. Sosyal, kültürel ve siyasi açıdan güçlenmeye başlayan Anadolu’da yaşayanlar daha önceki dönemlerde olduğu gibi tarım, hayvancılık ve dokumacılıkta önemli bir aşama kaydeder. Bu çağın insanları geleneksel üretimlerinin yanı sıra maden sanatının gelişimiyle, sanatsal faaliyetlerde de büyük bir gelişim gösterirler. MÖ 3. binde Alacahöyük, Truva ve Beycesultan gibi kentler ortaya çıkar.

Tevrat’ta Het Oğulları

MÖ 1600’lü yılların başında Anadolu’da ilk merkezi otoriteyi sağlayan Hititler, ikinci başkentleri Neşa/Kültepe’nin adıyla adlandırılır aslında; dillerine de Neşa dili denir. Orta Anadolu platosunda sahneye çıkarlar. Tevrat’ta “Hittim veya Het Oğulları” adıyla kendilerinden bahsedilen Hititler, Anadolu’da MÖ 3. bin yılda mevcut olan ve 2. bin yılın başında yeni katkılarla gelişen ve adına Hatti denen kültür birikimine sahip çıkıp onu zenginleştirerek insanlığa armağan ederler. Kendilerine “Hatti’nin çocukları”, topraklarına “Hatti Ülkesi” diyecek kadar Anadolulaşırlar. Bu nedenle de son zamanlarda, “en geç MÖ  3. bin yıl sonlarında” Anadolu’ya birlikte göçle geldiklerine inanılan Hint-Avrupalı akraba halklardan Luviler ve Palalar ile birlikte onların da Anadolu’nun yerlisi oldukları görüşü ağırlık kazanmaya başlamıştır. Hititler gerek Mezopotamya gerekse Suriye üzerinden Mısır’dan gelen kültürel etkileri de özümseyerek gelecek kuşaklara iletirler. Mimaride kilit taşından tonoza doğru evrilen biçim, heykelde giderek doğallaşan biçem “devrim” niteliğinde onların buluşudur.

Girit’te Minos Kültürü

Zeus’un kaçırdığı Europa’nın yerleştiği söylenen Girit’te Anadolu kökenli insanların başlattığı neolitik kültür MÖ 4. binden itibaren gelişmeye başlar. 3000 yılda başlayan bakır ve tunç çağıyla birlikte, MÖ 1400’lere kadar devam edecek olan ve bazı yazarlarca  Avrupa Uygarlığı’nın beşiği olarak kabul edilen Minos Kültürü ortaya çıkar. Bir süre sonra Minos uygarlığının gücünü yitirmesini fırsat bilen Akhalar, MÖ. 1450 yılı dolaylarında adayı ele geçirir ve devamında MÖ 1200 dolaylarında Akaları yıkan Dor akınları sonucu istila edilen adadaki uygarlık çöker. Minos uygarlığının gerek Akka gerekse Dor akınları karşısında dayanamamasının en önemli nedenlerinden biri de tarihi kesin olarak bilinmeyen, ancak genelde MÖ 16. yüzyıl içinde gerçekleştiği düşünülen Thera/Santorini yanardağı patlamasıdır. Bu patlama sonucu oluşan tsunaminin bütün Girit kıyı yerleşimlerini tahrip ettiği ve Altın Çağı’ndaki bir Girit uygarlığını, denizlere egemen güçlü siyasetin ve ticaretin dışında bıraktığı anlaşılmaktadır. Hititlerin Anadolu’da bir imparatorluk kurduğu tarihlerde MÖ 1700 - 1200 yılları arasında Yunanistan’ın Hellas’ın güneyinde Thebai ve Orkhomenos’ta ve Peleponez yarımadasının dağlık bölgesinde adını destansal Kral Agamemnon’un şehri Mykenai’dan alan Myken Uygarlığı artık tarih sahnesindedir. Bu şehir devletinin Truva’da yaptığı yıkım binlerce yıldır bilinen bir efsanedir. Bu küçük şehir devleti, şehir örgütlenmesi, yazı sistemi ve sanat eserleriyle günümüz Yunanistan’ındaki Girit etkisinde gelişmiş ilk uygarlığın izlerini taşımaktadır.

Kent devletleri devamlı savaşır

MÖ 800’lü yıllardan itibaren özelikle Peloponez yarımadası ve ona yakın bölgelerde Atina, Sparta, Korint, Delfi, Thebai gibi şehir devletleri oluşmaya başlar. Kent devletlerinin uzun bir dönem boyunca birbirleriyle yaptıkları bitmez tükenmez savaşların en önemli sebebi, bulundukları coğrafyanın yetersiz üretim alanlarıyla ilgilidir. Yeteri kadar gıda üretimi yapacak alan olmadığı için gelişemeyen bu ufak devletler gelişmenin tek yolunun komşu üretim alanlarını hâkimiyetleri altına almak olduğu düşüncesiyle devamlı savaş halindedirler. Peloponez yarımadası ve onun hemen üst bölümündeki dar bir alana sıkışan yerleşik toplumların ve yeni gelen Dorların tek şansı denize açılmak, denizlerde hâkimiyet kurmaktır.

Büyük göçün izleri Anadoluda

İlk yazı Assur Koloni Dönemi’nde

Mezopotamya’da MÖ 4000 ila 3500’lü yıllar arasında yazının ortaya çıktığı kabul edilir. Anadolu’da ise ilk yazı MÖ 2000 başlarında Assur Koloni Dönemi’nde başlayıp, daha sonra MÖ 1700 dolaylarında Hititler ile devam eder. Helen ve Roma dünyası ise bu tarihlerde ve devamındaki çok uzun bir süre boyunca yazısız köy kültürünü sürdürmektedir. Günümüz Yunanistan’ında yaşayan insanlar doğudaki insanlara nazaran en az 1000 yıl sonra Prehistorya’dan Historya’ya geçerler. Girit’te ortaya çıkan ve gelişen Minos Kültürü, yakın zamana kadar Batı dünyasının “Protohistorya”sı olarak kabul edilmekteydi. Girit’teki kazılarda üç çeşit yazılı belge ortaya çıkmıştır. Bunların ilki, eski Mısır’ın tesiri altında oluştuğu düşünülen hiyeroglifikt - piktografik (resim yazısı) tür bir yazıdır. Daha sonra Linear A denilen ve devamında Mykenlerin de kullandığı Linear B olarak nitelenen linear/çizgisel yazı türleri görülür. Knossos ve özellikle Pylos’ta, az sayıda Mykenai’da depo küpleri ve tabletler üzerinde görülen bu yazılardan Linear B yazısı, İngiliz bilim adamı Michael Ventris tarafından 1952 yılında çözümlenir. Çok eski Helence olan Linear B dili klasik Helence’den oldukça farklıdır. Linear B yazısının ortaya çıkmasına neden olan ve piktoğrafik yazıdaki resimlerin basit formlar haline getirilerek, resimler yerine birkaç çizgi ile ifade edilen Linear A yazısı ise daha çözülememiştir. Girit adası dışında herhangi bir yerde rastlanmayan bu yazının günümüzde kaybolan eski Girit dili ile yazıldığı düşünülmektedir.

Büyük göçün izleri Anadoluda

‘Karanlık Çağ’

Akaların MÖ. 2. bin başlarında Balkan yarımadasından güneye doğru göç ettikleri, MÖ 2.000 ile 1600 yılları arasında Proto-Helen dönemini başlattıkları kabul edilmektedir. Kuzeyden gelen Akalar başlangıçta denizci olmadıkları için uzun bir dönem boyunca Hellas ve Peloponez yarımadasında hüküm sürmüş, ancak 1600’lü yıllarda Minos uygarlığı etkisiyle ortaya çıkmaya başlamışlardır. 1400’lü yıllara kadar da kurduğu Deniz İmparatorluğu ile Doğu Akdeniz’in en güçlü ülkeleri arasında yer alan Minos uygarlığının denizlerdeki hâkimiyetine son verip, onların ticaret bölgeleri ve yüksek uygarlıkları üzerine kurdukları kendi Akha/Myken uygarlıklarını bu coğrafyada hâkim unsur haline getirdikleri anlaşılmaktadır. MÖ 1200’lü yıllarda başlayan Dor istilası ise zaman içinde günümüz Helen Uygarlığı’nın kurulmasına yol açar. MÖ 1100 dolaylarında Miken uygarlığının tarihe karışmasıyla birlikte bu coğrafyada 800 yıllara kadar devam eden “Karanlık Çağ” başlar. Bu döneme ait hiçbir yazılı belge olmadığı gibi yetersiz arkeolojik veri de bir bilgi oluşturmaktan uzaktır.

Büyük göçün izleri Anadoluda

Akdeniz’in ticaret beyi Fenikeliler

Fenikelilerin Altın Çağı, MÖ 1150-850 arasında, Assur’a bağımlı olana dek, özellikle Tyros ve Sidon öncülüğünde yaşanır; ticari etkinlikler sonrasında da sürer. 450 yıl Akdeniz’in ve bu ara 300 yıl boyunca da Ege’nin ticaret beyleridir onlar. MÖ 2800’lü yıllardan itibaren Akdeniz ve Adalar Denizi çevresinde deniz ticareti yapan, MÖ 1500’lü yıllardan MÖ 539 tarihine kadar güçlü bir deniz imparatorluğu yaratan Fenikeliler nerede ise tüm denizlere hâkim haldedir. MÖ 1750 - 1450 arası Girit’in, 1450-1200 arası Girit’ten aldığı mirasla Akha/Mikenlerin deniz ticaretinde bir miktar söz sahipleri oldukları bilinmektedir. Korunaklı limanı, Anadolu’nun iç bölümleriyle olan bağlantısı nedeniyle, Milet’in bir süre Girit ve Miken topluluklarıyla yoğun ticaret ilişkisi içinde olduğu kabul edilmektedir.

Büyük göçün izleri Anadoluda

YARIN: ‘Demokrasinin gerçek ana yurdu’