NEFS ÜZERİNE

Görmez misin nefse uyup gezeni,

Dünyâ benim deyû kurmuş düzeni.

Eğmez misin terâziyle mîzânı,

Allah’a kul olan böyle mi olur.

Yunus Emre

Arapça “nefs” kökünden gelen ve zaman zaman dilimizde “nefis” olarak da belirtilen bu kelime; “insanın kendi öz varlığı, öz benliği, kişiliği” olarak açıklanır.

Tasavvufta nefsin çok daha geniş bir anlamı vardır. İnsanın; kötü, beğenilmeyen, bayağı ve hayvani arzuları, huy ve fiilleri, kibir, gazap, kin, haset, hırs, tahammülsüzlük, hasislik, dedikodu, şehvet, ihtiras, hevâ ve heves gibi zaafları nefsin zafiyetleri olarak belirtilir.

Bazı felsefeciler ruh ile nefsin aynı şey olduğunu, ancak insan iyi şeylere yönelince “ruh”, dünya işlerine ve kötü şeylere yönelince “nefs” adının kullanıldığını belirtirler. Ancak nefsin tanımı konusu yüz yıllardır tam olarak anlaşılmış değildir. İslâm felsefesinde nefs teorisi, Antik Çağ Grek felsefesinin İslâm dünyasına aktarılması ve etkisiyle oluşur. Fârâbî, İbn Sinâ, Gazzâlî, İbn Rüşd gibi çok sayıda İslâm düşünürü nefsin ruhani bir cevher olduğu görüşündedirler.

Nefs muhasebesi

Nefse dair çok sayıda tamlama da bulunmaktadır. Örneğin “Nefs muhasebesi”, zaman zaman yaptığımız bir işten veya davranışımızdan dolayı kendimizi değerlendirmemiz. Kişinin kendi kendiyle yaptığı hesaplaşma, uygun olmayan veya uygun olmadığını düşündüğü isteklerini önleme gayreti. “Nefsine düşkün” başkalarını düşünmeden, kendine ait istek ve arzuları ön planda tutup, öncelik tanımak. “Nefsine uymak” arzu ve isteklerine uyarak yapmaması gerekeni yapmak, zaaflarına esir olmak. “Nefsine yedirememek” yapılan bir işi kendisi için onur kırıcı bulmak, yapılan davranışı kendine layık görmemek. “Nefsini köreltmek” kişinin canının istediği bir şeyden az da olsa tadıp arzusunu kısmen tatmin etmek. “Nefsini öldürmek” kötü huylarından ve zaaflarından vazgeçmek. “Nefsini yenmek” kendine hâkim olmak, kendini tutmak.

Nefsine hâkim olmak

Bir insanın, gerçek insan olabilmesi için önce kendini terbiye etmesi, nefsine hâkim olması gerekir. Yukarıda sayılanlara bakınca gerçekten işimiz zor diye düşünmemek elde değil. Ama her şeye rağmen, küçükken, aile içi eğitim döneminde bu alışkanlıklar elde edilebilir. Bunun için öncelikle aile büyüklerine görev düşmektedir. Küçük yaşta elde edilmesi gereken bu alışkanlıklar için söylenen sözler yetmez. Önemli olan büyüklerin davranışlarında da bu terbiyeyi yansıtmaları, örnek olmalarıdır. Biz de kötü bir söz vardır; “Hocanın yaptığını değil, söylediğini yap”. Hâlbuki insan çocuk yaşta söylenenden çok yapılana dikkat eder ve onu taklit etmeye çalışır.

Öğüt almak

... İnsanlar öğüdü kendi nefsinden değil genellikle başkalarından alır. O zaman nefsin ayıplarını duymaktan keyif duyar. İşte bu nedenle ki, konuşurken bir şahsı hedefe almadan konuşulmalıdır. Böylece söylenenin etkisi daha büyük olur. Bir öğüd bir kişiye doğrudan söylenirse, buna kendi nefsimiz müdahale ettiği gibi, dinleyenin nefsi de müdahale edecektir. Nefs hemen kibirlenir... Nefs kendi ayıplarını görmez, başkalarının kusurlarını görür...

İbni Arabi

Kur’an-ı Kerim’de de nefse yer verilmiş ve nefs kınanmıştır; “Rabbimin acıyıp esirgediği kimseler hariç, insanın kendi benliği de onu kötülüğe sürükleyebilir.” (Yusuf 53), “Sana gelen iyilik Allah’tan, başına gelen kötülük ise nefsindendir” (Nisa 79) suresi ile “Alllahım nefislerimizin şerrinden sana sığınıyoruz” gibi pek çok sayıdaki hadis, nefsin insanın yaptığı yanlış veya kötülüklerin kaynağının olduğunu belirtmesi açısından dikkat çekicidir.

Nefsin gücü

Yahya İbn Adî, “Tehzîbü’l-Ahlâk” isimli eserinde “Nefs”e özel bir bölüm ayırır; “Arzu gücü ya da arzu eden nefs, insan ve diğer tüm canlılarda ortak olarak bulunmaktadır. Nefsin bu gücü sayesinde insan yeme, içme ve büyüklenme gibi bedensel arzu ve hazlara yönelir. Ancak nefsin bu gücü kontrol altına alınmadığında insan hayatı üzerinde çok etkili olur ve insanı kendi arzuları doğrultusunda yönetir. Nefsin bu gücü sürekli arzu peşinde koştuğundan ve bu, insanlarla diğer canlılar arasında ortak olduğundan, böyle bir durumda insandan daha çok hayvanlara benzemeye başlar. Çünkü artık insanın amacı ve gayreti yalnızca arzulara ve hazlara yönelmiş olur.”

“Nefsini öldürdünse, özür dilemekten kurtuldun demektir.

Artık memlekette sana düşman kimse kalmamıştır”. Ahmet Eflaki Dede

DİĞER YENİ YAZILAR