Öteki üzerine

Beri gel, daha beri, daha beri,

Beri gel, sen bensin, ben de senim işte.

Mevlânâ Celâeddîn-i Rûmî

İnsanlığın büyük bir bölümü sanırım Truva Savaşı’ndan beri bir öteki üzerine kurgulanmakta. Ancak öteki yaratmak, kendini de ötekileştirmeyi gerektirir. Biri bizim için öteki ise, bir süre sonra o da bizi öteki olarak tarif etmeye başlayacaktır. Globalizmin genişlediği bir dönemde öteki kavramı artık kabul edilebilir bir düşünce değildir.

Ötekileştirmek önce düşünce, daha sonra da eylem olarak bizi belirli sınırlar içine hapseder. Çevremizde öteki kabul ettiklerimize karşı bir sınır, giderek kalınlaşan duvarlar ardında bir kale oluşturmak gereğini duyarız. Unutmamak gerekir ki kaleler her ne kadar dış tehditlere karşı korunaklı alanlar oluştursalar da aynı zamanda içinde bulunanların özgürlüklerini ve hareket kabiliyetlerini sınırlayan alanlardır. Çağdaş düşüncenin ve yaşamın hiçbir sınırlanmaya tahammülü yoktur. Gelişen bir dünyada kim kendini kendi oluşturduğu duvarların ardına hapsetmek ister ki? Bunun akılla yapılması mümkün müdür? İnsanoğlunun gönüllü olarak kendini hapsetmesi için korkunun egemen olduğu bir tehdit gerekir.

Artık öteki yok

Yaşamakta olduğumuz salgın günleri öteki denilen bir insan olmadığını bize en açık şekilde göstermektedir. Küçücük bir virüs bir ötekinin olmadığını, hepimizin her şeyden önce insan olduğunu bize hatırlatıyor olmalı. Hâlâ anlamamakta ısrar edenler varsa da kısa bir süre sonra hepimiz bu salgının yarattığı bir yeni dünya düzeniyle karşı karşıya kalacağız. Bundan böyle yeryüzünde bir öteki olmayacak, bunu anlamakta ne kadar erken davranırsak, yeni dünya düzeninde ön sıralarda yer almak için şansımız olacak.

Belki insanlar için bir öteki yaratmanın herhangi bir faydası olmayabilir ama politikacılar için eğer topluma öncülük edecek, geleceğe dönük olumlu proje ve düşünceleri yoksa, her zaman için bir öteki gerekecektir. Ancak, anlaşılan o ki artık bu tür politikacılar bir dönem toplumun ilgisini çekmiş olsalar da uzun sürede başarılı olmaları mümkün değil. Öteki kavramı bir süre sonra cazibesini yitiriyor. Başlangıçta hitap edilen toplumu bir arada tutmaya yarasa da daha sonra etkisini kaybediyor. Çünkü hemen herkes yeni şeyler duymak istiyor. Kendisini nasıl bir gelecek bekliyor, topluma önderlik eden insanlar nasıl bir gelecek kurgulamakta? Artık hamasi kavramlarla oluşturulan birlikteliklerin sonu geldi. Daha farklı beklentiler gündemde.

İnsan, sağlık, eğitim, güvenlik konularında kendini nasıl güvencede hissedebilir? Cevap verilmesi gereken sorular bunlar. Kavga ve savaşlar bizi daha ileri taşımıyor, tam tersi bazı toplumlar yapılan savaşlar nedeniyle geçmişlerini arar duruma geldiler. Bir dönem özgürlük arayışı içinde olan çoğu komşu ülke, özgürlük söylemlerini unuttu, yaşam savaşı veriyor. Sanırım çok uzun bir süre de özgürlük ve benzeri kavramlar onların öncelikler dizisinde yer almayacak. Elbette bu sözlerimle özgürlüğün unutulması gereken bir kavram olduğunu söylemek istemiyorum, bence de her tür özgürlük insanlığın vazgeçilmez hakkıdır ve özgürlükler kısıtlanamaz.

Ancak, özgürlük elde edeceğiz diye yapılan savaş ve kıyımların istenenin tam tersi sonuçlandığını, bazı toplumların bu yaşananlardan sonra nerede ise özgürlüğü ret edecek hale geldiğini hatırlatmak isterim.

Yeryüzünde var olan her şey insanlığın kullanımı için yaratılmıştır ve insanlar birbirlerine faydalı olsun diye vardır. Öteki yaratmak var olandan yalnızca bir grup insanın faydalanması için çalışmak, insanlık için kabul edilebilecek bir davranış ve kültür değildir. Bin yıllardır süre gelen eğitim bu gibi sakıncaları gidermek, insanın bir diğer insandan üstün olmadığının, aralarında bir fark olmadığının anlaşılması için yapılırsa eğitim olur.

Dürüst olmalı

İnsanlar gerek kendilerine gerekse başkalarına karşı dürüst olmak mecburiyetindedir. Biz başkayız, bizim ekonomik gücümüz var, bizim inancımız daha doğru, farklı olmak kabul edilemez gibi anlayışların doğada yeri yoktur. Hiçbirimiz bir diğerine benzemiyor, el izlerimiz, DNA’mız farklı, o zaman nasıl olur da toplumsal farklılıklara bu kadar anlayışsızlıkla yaklaşabiliyoruz? Farklılıklara tahammül edemeyen kişilerin durup düşünmesi gerekir. Eğer tüm insanlık tornadan çıkmış gibi birbirinin aynı olsaydı, böyle bir yaşama tahammül etmek mümkün olur muydu? Her yerde insanın kendisiyle karşılaşması, kendi gibi görülenler arasında yaşamasının ne derece kâbus dolu olduğunu düşünmek bile istemeyiz.

Farklı olmak

O zaman gerek düşünce gerek yaşam gerekse eylem konusunda farklı olmamızın insanlık için bir zenginlik olduğunu düşünmekten niçin kaçınıyoruz? Niçin farklılıklara tahammülümüz yok? Farklı olanı öteki olarak görmenin getirdiği bu yükü insanlık nereye kadar taşıyabilecek? Sokrates, Aristo, İbn Sina, İbn Haldun, Descartes, Edison, Einstein ve adını bu satırlara sığdıramayacağım çok sayıdaki insan eğer diğerlerinden farklı olmasaydı, farklı şeyler düşünmeselerdi, insanlık şimdi nerelerde olurdu? Gelişmenin en temel nedeninin farklı olmaktan, farklı düşünmekten geçtiğinin ne zaman farkına varacağız?

Geçmişte, bir öteki yaratarak, hükümranlıklarını sürdürmeye çalışan insanların yarattığı kaosu ne çabuk unuttuk. Daha yüz yılı aşmayan bir süre önce Hitler’in yarattığı öteki kavramının organize ettiği çarpık bir toplumun, insanlara yaptığı zulmü, onları yok etmek için yaptığı eziyetleri bugün nefretle hatırlıyoruz, bırakın hatırlamayı bu kıyımdan kurtulan bazı insanlar hâlâ hayatta ve uzun bir süre bu travma ile yaşamak zorunda kaldılar.

Başlangıçta toplumun ekonomik sıkıntı çeken kesimlerine hoş gelen öteki yaratma çabaları, bazı toplumlarda kısa süre içinde geniş bir teşvik alanı bulabilir, bunun yaratacağı kaosun o topluma vereceği zarar, öteki yaratmanın tüm avantajlarını yok edeceği gibi, bu gibi toplumlar er geç yarattıkları öteki kavramı altında ezilmeye mahkûm olmuşlar ve olacaklardır.

Hiçbir zaman unutmamamız gerekir ki her birimiz bir diğerimiz için ötekiyizdir. Hâlbuki biz de tıpkı öteki yaratmaya çalışanlar gibi sadece bir insanız.