Yapmış olmak için yapmak

Bir Çin Atasözü der ki;

Rüzgâr esince aptallar duvar örer, akıllılar ise değirmen yapar.”

Giderek zenginleşen ve büyüyen ülkemizin pek çok sorunu olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ama, bence en büyük sorun kültür sorunudur. Çünkü uzun bir dönem imparatorluk kültürü ile oluşan ve yaşayan bu coğrafya insanları yüz yıla yakın bir süre önce ulus devlet anlayışı ile yaşamaya başladılar. Ancak içinde yaşadığımız coğrafya hiçbir zaman tek bir milletin oluşturduğu bir devlet anlayışı ile uyum sağlamadı, demokrasi anlayışımızdaki farklılıklar, iç karışıklıklar, zaman zaman ortaya çıkan demokrasi dışı müdahaleler, uzun süreli despotik yönetimler geçmişte sıkıntılı olduğu düşünülen günleri hasretle hatırlatır oldu.

Uzun iktidarlar

Günümüzde ne ülkemizde ne de yakın çevremizde demokrasi dışı bir yönetimin uzun süreli olarak varlığını sürdürmesi söz konusu olamaz. Eğer bu tür bir yönetim ne kadar uzun süre bir topluma egemen olursa, bu yönetimin son bulması ile ortaya çıkan kaos o ölçüde yıpratıcı ve hırpalayıcı olmaktadır. Bu nedenle gerek ülkemizde gerekse çevremizde uzun süreli bir huzurun yer bulması ve gelişmesi için tek yapılacak iş kültürel gelişmedir. Günümüzde ülkelerin coğrafi olarak sınırlarını genişletmesinin getirdiği olumsuzlukları hep birlikte görmekteyiz. Bu durumda büyümenin ancak ve ancak kültür ve ticaret yolu ile olabileceğini ve bu yöntemi geliştirmemiz gerektiğini unutmamamız gerekir.

Sanırım dünyada hiçbir ülkenin malik olmadığı bir kültürel birikime sahibiz, ancak bunun ne kadar farkındayız ve bu birikimi bir sermaye olarak görmekteyiz? Bu söz üzerinde özellikle durmak isterim, kültürel birikim gerçekte büyük bir sermayedir, tabii kullanmasını bilene. Son iki yüz yıldır giderek büyüyen kültürel gezi turizmi İtalya, İspanya, Fransa gibi ülkelerin zenginleşmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bugün hâlâ Paris’e, Londra’ya, Roma’ya gezip görmek için gideriz, tabii alışveriş de bunun bir sonucudur. Ancak bu çağrıyı yapan onların kültürel birikimleridir.

Kültürel atılım

Ülkemizde kendi kendine gelişen bu tür şehirlerin başında elbette İstanbul gelmektedir. Binlerce yıllık geçmişi hemen hemen tüm dünya dillerinde Constantinopolis olarak tanınmışlığı onu ister istemez cazibe merkezi yaptı. Peki son yüz yılda bu kültürel birikime biz ne ekledik? Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmed ve Süleymaniye Camilerinin üzerine modern Türkiye’nin kültürel birikimini aktaracak neler ilave ettik? Ak Merkez, İstinye Park, Boğaziçi Köprüsü, Metro… hadi canım sende dediğinizi duyar gibiyim. Hâlbuki İspanya’nın kıyıda köşede kalmış bir şehri olan Bilbao, Frank Gehry’in yaptığı Guggenheim Müzesi ile bir cazibe merkezi haline geldi. Valensia yakın bir gelecekte Calatrava’nın yaptığı yapılar ile parlayacak. Paris, Londra, Roma yenileniyor. Disneyland gibi Fransızların kabul etmekte zorlandıkları bir Amerikan rüyası Paris’te yapılabiliyor.

Gereğinden fazla büyümüş devletler ve onu oluşturan bürokrasi giderek hantal bir yapının ülkeye egemen olmasına yol açar. Yeni fikirler, yeni atılımlar bürokrasinin varlığını tehdit eden girişimler olarak algılanır. Bürokrasi ister ki her şey olduğu gibi kalsın, olduğu gibi kalsın ki herkes yerini muhafaza etsin. Bu nedenle de pek çok şey yapılmış olmak için yapılır.

Geçmişin hatası

Sultan II. Mahmud döneminde başlayan reform çabaları lonca teşkilatının ortadan kalkması, giderek kendi kendimizi denetleme, esnaf terbiyesi ve yapılan işin kalitesinde önemli çöküşler meydana gelmesine yol açar. Bundan böyle artık kendi kendimizi denetleme yerine bürokrasinin koyduğu kurallar çerçevesinde her şeyi yapar hale gelmek meşrudur. İnsanların yaptığı işten utanması, ayıplanması yerine kanun veya kurallara uygunluk aranır olur. Bu değişimde devletin pek çok işi “kullanmak için yapması yerine yapmış olmak için yapmasına” yol açar.

Sevgili dostum, Prof. Önder Küçükerman; “bir bayrak direğinin doğru dürüst yapılması ve dikilmesi için üç kuşağın bilgi birikimi ve gücü gerekir” der ki, ülkemde dikili çarpık çurpuk bayrak direklerini gördükçe hep onu hatırlarım. Biz kaldırımları yapmak için yaparız, engelli iniş çıkışlarını yapmış olmak için yaparız. Zaman zaman gördüğüm bazı engelli iniş çıkışları için “Bunlar engelliler için yapılmış değil, sağlam insanları engelli yapmak için yapılıyor olmalı” diye düşünürüm.

Yapılır ama nasıl yapılır

Yaya geçitleri yapmış olmak için yapılır, ağaçlar dikmiş olmak için dikilir. Pek çok kamu yapısı, etrafımızı saran bunca inşaat hep yapmış olmak için yapılmaktadır. Kısa bir süre arkanıza dayanıp düşünürseniz, ülkemizde yapılan pek çok şeyin gerçekten uzun bir süre kullanmak için değil de yapmış olmak için yapıldığını anlarsınız. Kullanmak için değil de yapmak için yapılan her iş baştan savma, özensiz, kişiye çıkar sağlamaktan öteye herhangi bir değeri olmayan, ülkemiz kaynaklarını insafsızca çarçur etmekten öteye bir gayeye hizmet etmeyen işlerdir. Kullanmak için yapılan şeylerin hemen hepsinin köklü bir kültüre, bilgi birikimine dayanması, iyiyi, güzeli özendirmesi gerekir.

Kültürel açıdan sıkıntılı bir boşluk yaşamaktayız, Bizler sanırım dünyada hiçbir ulusun yapmadığı, yapmaya cesaret edemediği atılımları yapmaktan, değişimleri gerçekleştirmekten kaçınmamışızdır. Orta Asya’da Göktürk alfabesi ile başlayan yazılı kültür hayatımızda daha sonra Soğd, Arap ve Latin (bazı topluluklar Kiril) alfabelerini kullanmakta sakınca görülmemiştir. Ancak birbiri peşi sıra bu alfabelerin kabulü kültürel bazı kayıplara yol açar. Ayrıca son yüz yıl içinde önemli bir devrim yaptık, imparatorluktan ulus devlete, mutlakiyetten cumhuriyete, festen şapkaya, pek çok konuda değişimler geçirdik. Peki bu değişimleri kültürel atılımlar ile yeteri kadar destekledik mi? Hâlâ geride kalanlara özlem duyuyoruz, sanki birkaç şekli değişiklik örneğin Osmanlıca öğrenmek hemen her şeyi halledecek sanıyoruz.

Bence öncelikle yapılması gereken iş rahmetli Uğur Mumcu’nun yıllar önce dile getirdiği “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü rehber kabul edip, düşünce yapımızda gereken atılımları gerçekleştirmektir.

Maalesef hemen her konuda bilgimiz olmamasına karşın fikrimizin olması gibi kötü bir alışkanlığımız var ve bir an önce bu alışkanlıktan kurtulmamız gerekiyor. Ülkemizin fikir sahibi olanlara değil, gerçekten bilgi sahibi olanlara acil ihtiyacı var. Gerek kendi çevresine gerekse topluma duvarlar örmek yerine, değirmen yapacak kişilere özlem duymaktayız.