Oligarklar spor olsun diye Bodrum’da!

9 Mayıs 2021

Bahar, Rus zenginlerinin spor göçü mevsimi... Rusya’dan kalkan özel jetler ya Bodrum’a ya Maldivler’e ya da Dubai’ye iniyor. İner inmez de günde 6.5 saatlik mesai başlıyor

Polina Kitsenko, Rus fitnes gurusu. 46 yaşında, iki çocuk annesi, tüm dünyada tanınan bir spor insanı. Milyarder Rus oligarkları, eşleri ve çocuklarının gittiği Moskova’daki Slimfit spor salonunun kurucusu. Zengin Ruslar için aynı zamanda bir sosyalleşme mekânı olan spor salonunu bir etkinlik şirketi gibi kullanma fikrini geliştiriyor. Slimfit Kulübü’nü kuruyor.

Büyük ilgi gören, milyar dolarlık iş insanlarının aileleri ile birlikte katıldığı spor tatillerini başlatıyor. Her ay dünyanın bir bölgesine tatil turu düzenliyor. Tatil dediysem öyle yiyelim, içelim, güzelleşelim kafası sanmayın. Turlarına katılanlar günde 6.5 saat spor yapıyor. Yanlış duymadınız, 6.5 saat!

8 günlük mücadele

Ona Bodrum Mandarin Oriental’da rastladım. Cennet Koyu’nda, Rus ve Kazaklardan oluşan 35 kişilik grupla spor yapıyordu. Ama ne spor! Sabahın köründe önce ormanda bir saat yürüdüler. Sonra yüzdüler. Arkasından sahilde aklınıza gelebilecek hemen her tür mücadelenin yaşandığı spor aktiviteleri yaptılar. İzlediğim görüntüler Survivor’dan hiç farklı değildi. Ardından su sporlarına geçip denizde spora devam ettiler. Düşünün, bunu 8 günlük tatil boyunca her gün yapıyorlar. 

Uzun yaşamın sırrı

Polina Kitsenko, bir sonraki destinasyonlarının Maldivler olacağını söyledi. Bodrum’dan önce bir grupla da Dubai’ye gitmişler. İlkbahar döneminde en çok bu üç lokasyon tercih ediliyormuş. İçinde çocukların da olduğu 45 kişilik grubu otele girdikleri ilk gün gördüm. Ayrılacakları gece de ünlü mücevher markası Bee Goddess’ın onlar için düzenlediği workshop’a katıldım. Geldiklerinde çoğunun vereceği kilosu zaten yoktu, ancak içlerinde kilolu olan 2 kişinin 4-5 kilo kadar zayıfladığı dikkatimden kaçmadı. Amaçları zayıflamak da değil, sağlıklı yaşamak için spor yapıyorlar. E para bol olunca insan uzun süre yaşamak istiyor! 

Yazının devamı...

Oyun kurucu!

2 Mayıs 2021

Oyuncu, yönetmen, yönetim koçu, yazar, hoca, çevirmen, laboratuvar sahibi... Bunların hepsi tek kişi... Milyonların yıllarca hayranlıkla izlediği Ali Poyrazoğlu! Pandeminin bile durduramadığı Poyrazoğlu hem tiyatro, hem de dev şirketlere danışmanlık yapmaya devam ediyor 

‘Bugünün insanına üç beyin gerek’

Türk tiyatrosu ve sinemasının usta ismi Ali Poyrazoğlu, aynı zamanda başarılı bir iş insanı. Hayatı boyunca gösterilerini yapıp, gişe rekorları kıran oyunlarını oynarken, bir yandan da Türkiye’nin dev şirketlerine yönetim koçluğu yaptı.

Eczacı bir aileden geliyor. Annesi doktor, babası eczacı olan Poyrazoğlu eczaneler işletmiş, ilaç laboratuvarları kurmuş bir isim. Aralarında Koç, Sabancı, Ülker, Arkas, Zorlu gibi Türkiye’nin önde gelen grupları başta olmak üzere şirketlerde seminerler veriyor. Danışmanlığı kimi zaman Nurol’un Bodrum’da yaptığı OASİS AVM’nin pazarlanması, markalara kiralanması, kimi zaman Magic Life’a kültür sanat ağırlıklı turizm konseptinin geliştirilmesi, kimi zaman da Turkcell’in kurumsal sesi olmasını kapsayabiliyor.

Doğuştan profesyonel

Poyrazoğlu, tiyatro ile henüz 6 yaşındayken tanışmış. İlk izlediği oyun olan ‘Hamlet’ten o kadar etkilenmiş ki, ertesi gün anne ve babasına bilet satıp, yemek masasının üzerini perde ile örterek, masanın altında ilk oyununu sergilemiş. Daha o gün iki şapka birden takmış yani… Bir ayağı hep iş dünyasında, diğer ayağı ise sanatta. Oyunculuk, yönetmenlik, yönetim koçluğu, yazarlık, hocalık, çevirmenlik... Hepsi onda... Ali Poyrazoğlu ile pandeminin başından beri yaşadığı Bodrum’da buluştuk. Tiyatro ile başladığımız sohbetimiz dijitalleşmeye kadar uzandı. Buyurun keyifle okuyun.

Yazının devamı...

Kelimelere eşitlik!

25 Nisan 2021

Hepimiz aynı dili konuşurken sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde kullanılan kelime sayısının daha az olması çok çarpıcı değil mi! Sanki kelimeler de parayla satılıyor gibi! Bu eşitsizlik, bu ailelerde büyüyen çocukların, ileride okuduklarını anlamalarını zorlaştırıyor

Bilimsel araştırmalar, yüksek sosyoekonomik düzeyden ailelerde yetişen çocukların 4 yaşına geldiklerinde 45 milyon kelime duyduklarını, oysa düşük sosyoekonomik seviyede yetişen çocukların sadece 13 milyon kelime duyduklarını gösteriyor. Türkiye’nin 2018 PISA sonuçlarına göre, sosyoekonomik olarak en üst yüzde 25’lik dilimde yer alan öğrencilerin ortalama okuma puanı 513 iken en alt yüzde 25’lik dilimdekilerin 437. Aradaki fark büyük oranda erken çocukluk döneminden başlayan bu eşitsizlikten kaynaklanıyor. 

Aradaki 32 milyon kelimelik farkı kapatabilmek için çocukları küçük yaşlardan itibaren kitaplar aracılığıyla yeni kelimeler ve kavramlarla tanıştırmak büyük önem taşıyor.  Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), daha fazla çocuğun erken yaşta kitaplarla buluşmasını sağlayarak dil gelişimlerini, yaratıcılıklarını ve hayal güçlerini desteklemek amacıyla Okuyan Bir Gelecek platformunu (www.okuyanbirgelecek.org) kurdu. 

Ünlüler ses verdi

AÇEV’in Okuyan Bir Gelecek platformunu ziyaret eden çocuklar ünlü sanatçıların sesinden kitapları dinlerken ebeveynler de çocuklarının dil ve zihinsel gelişimine destek olacak kitaplara ulaşabiliyor. Fazıl Say’ın müzikleriyle destek olduğu projede çocuk kitaplarına Beren Saat, Cem Yılmaz, Demet Evgar, Fatih Türkmenoğlu, Genco Erkal, Selçuk Yöntem, Songül Öden ve Yekta Kopan ses veriyor. 

Salgın da olumsuz etkiledi

Yazının devamı...

Güzellik yapan marka tüketiciyi tavlıyor

18 Nisan 2021

Tüketiciler artık markaların sadece ürünlerine bakarak karar vermiyor. Markanın çevreye saygılı olup olmadığı bir tercih kriteri oldu mesela... Pandemide satın alma gücünün gerilemesi de tüketicileri promosyona daha duyarlı hale getirdi. Artık, bir markanın rakiplerinden sıyrılması için daha çok ‘güzellik yapması’ gerek

Bildiğimiz her şeyin yıkılıp baştan yazıldığı bir dönemdeyiz. Temel şeyler değişmiyor belki. Örneğin insanlar, yaşamak için hâlâ yemek, içmek, giyinmek zorundalar. İletişim, eğitim, sağlık hizmetleri de yemek içmek gibi zaruri ihtiyaç. Ancak bu ihtiyaçları karşılama şekli değişti. Bu ürün ve hizmetleri sunanların veya sunulan mal ve hizmetleri tanıtanların da alışılagelmiş yöntemleri bırakıp tüketici davranış ve tercihlerini çok hızlı takip ederek, değişime ayak uydurması gerekiyor.

WPP Ülke Başkanı, GroupM EMEA CEO’su Demet İkiler, pandeminin iş yapma biçimlerinin sadeleştiği, yapay zekânın iş yapmayı kolaylaştırdığı, etkinliği ve verimliliği artıran yapıları öne çıkardığına dikkat çekiyor. Yapılan çalışmalar, Avrupa ülkelerinde toplumun yüzde 28’den fazlasının markaların örnek olması ve değişime liderlik etmeleri gerektiğini beklediğini gösteriyor. Demet İkiler, GroupM Türkiye Kovid-19 araştırmasının da buna paralel sonuçları gösterdiğini şu sözlerle anlatıyor: “Tüketiciler zor zamanlarda markalardan doğru adımları atmasını bekliyor ve bu zor zamanları atlatmaya yardım eden markalara daha çok bağlanıyor!”

Pandeminin hali hazırda yükselmekte olan bu trende büyük bir ivme kazandırdığına dikkat çeken İkiler, “Tüketiciler, tercihlerinde artık çevreye ve gezegene duyarlı markaları önceliklendiriyor” diyor.

Topluma katkı

Peki, marka tercihleri değişiyor mu? Demet İkiler bu noktada önemli araştırmalardan örnek veriyor:”Kantar’in dünya genelinde yapmış olduğu araştırma sonuçları gösteriyor ki tüketiciler, çok net bir şekilde markalardan topluma katkı sağlamalarını ve özellikle bugünlerde normal günlük düzene dönmemizi desteklemelerini ve yardımcı olmalarını bekliyor. Markaların daha duyarlı, transparan ve amaç odaklı olmasının önemi Kovid-19 döneminde daha net şekilde anlaşılmış oldu.”

Edelman’ın son açıkladığı güven araştırması sonuçları, tüketicilerin büyük çoğunluğunun alışveriş alışkanlarını,

Yazının devamı...

LÜKS BODRUM’A SIĞINDI!

11 Nisan 2021

Bodrum, pandemideki ikinci yazına daha donanımlı giriyor. Sosyetenin ‘Bodrum yerlisi’ olduğunu gören lüks markaların birbiri ardına butikler açtığı ilçede yeme içme mekânları da çeşitleniyor

Pandemi nedeniyle son yıllarda popülaritesi iyice artan Bodrum yaz hazırlıklarını tamamladı. Ama ne hazırlık!

Moda ve eğlencenin ikon markaları ilçeye adeta çıkarma yaptı. Milyon dolarlık yatların bağlı olduğu Yalıkavak Marina’da Missoni, Christian Dior gibi markalar teknelerden inen varlıklı turistlerin ilk uğrak noktası oluyor. Marinada şimdi Louis Vuitton, Valentino ve Balmain de butik açıyor. Arzu nesnesi markalardan Hermes’in de bu yıl olmasa bile önümüzdeki yıl butik açmasına kesin gözüyle bakılıyor. Yalıkavak Marina’nın en güzel yerine konumlanan Beymen, mayısta bir şubesini de Bodrum Göltürkbükü Mandarin Oriental Hotel’de açıyor. Aynen İstinyepark ve Zorlu mağazaları gibi yani. Bir Beymen Yalıkavak’a, bir Beymen Mandarin’e! Aynı şekilde Missoni de butikleri bu iki lokasyonda ikiledi.

Moda mabedi

Lüks oteli ve rezidanslarıyla ünlü Mandarin Oriental markalar için bir moda mabedi gibi. Chanel, Türkiye’deki ilk sezonluk butiğini Bodrum Mandarin Oriental’da açmıştı. Yemyeşil bahçelerle çevrili ve deniz manzaralı Chanel butiği alışveriş yapmasanız bile gezmeye değer. Markanın Bodrum dışında Monako, Capri, St Trapez’de sezonluk butikleri var. Missoni, Vakko, Gilan, Urart, Kafkas, Sevan Bıçakçı, Moeva, Bee Goddes, Adamo, Mandarin’de geçen seneki yerlerinde misafirlerini ağırlayacak. İlk mağazasını Mandarin’de açan Moeva markasını Yağmur ve Damla Zırh adlı kız kardeşler, arkadaşları Burcu Tanman ile yaratmışlar. Üç kadın girişimcinin kurduğu markanın tasarımları Galeries Lafayette, Bergdorf Goodman, Fenwick, Harvey Nichols gibi mağazalarda satılıyor. Miranda Kerr, Jennifer Lopez, Kim Kardashian, Gigi Hadid, Bella Hadid ve Cameron Diaz gibi birçok ünlü isim markanın ürünlerini giyip, koleksiyonlarını yakından takip ediyor. Tasarımlarını 45 ülkeye ihraç eden markanın scuba kumaştan ürettiği lazer kesim mayoları da yabancılar tarafından büyük ilgi görüyor.

Kumsal mağaza!

Yazının devamı...

Beyinde üç koldan korona hasarı

4 Nisan 2021

Koronavirüsün hem kendisi, hem hastalık nedeniyle vücudun ürettiği antikor, hem de hastalığın tedavisinin yan etkileri insan beynine zarar veriyor.
Bilişsel kapasitenin yüzde 10’dan fazlası kayba uğrarken, Dr. Mustafa Seçkin, “Bu nedenle hiç enfekte olmamaya çalışmalıyız” diyor

Bir yılı aşkın süredir hayatımızı alt üst eden koronavirüs, aşıyla, ilaçla yakın zamanda önü kesilse bile uzun yıllar etkili olmaya devam edecek gibi duruyor. Aksayan eğitim, ertelenen kariyer planları gibi sosyoekonomik hayata etkileri bir tarafa, hastalığa yakalananlar iyileşip günlük hayatlarına dönseler de virüs onları bir gölge gibi izlemeye devam edebilir. Uzmanlar, Kovid-19’un sadece akut değil, aynı zamanda sistemik bir hastalık da olduğunu dillendirmeye başladılar.

Virüsü daha iyi tanıdık

Tabii geçen bir yılda hem yapılan bilimsel araştırmalar hem de edinilen deneyimler virüsü daha yakından tanımamızı sağladı. Kovid-19’un özellikle beyin ve sinir sisteminde derin etkilere yol açtığı artık biliniyor. Hem virüsün kendisi hem de vücudun bu virüsü yenmek için ürettiği antikorlar sinir sistemine zarar verirken tedavi için kullanılan ilaçların da birtakım yan etkileri olabileceği belirtiliyor. Peki, bu etkiler neler? Kovid-19’un beynimize zarar verdiğini nasıl anlarız ve bunu nasıl bertaraf ederiz. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Seçkin sorularımızı yanıtladı.

Çapraz reaksiyon

Koronavirüs, beynimizi nasıl etkiliyor?

Yazının devamı...

Aşıları bağlamışlar virüsler dolaşımda!

28 Mart 2021

Nüfusunun beş altı katı kadar aşı stoklayan Avrupa ülkeleri, bu tavrıyla dünyanın geri kalanının, özellikle de az gelişmiş coğrafyaların aşıya erişimini engellerken, ‘seyahat kısıtları’, ‘aşı kartları’ gibi yeni kavramları hayatın bir parçası yapmaya hazırlanıyor

Pandemi, çok iyi bir turnusol oldu. Avrupa, dünya içinde dünya olduğunu bir kez daha kanıtladı. Nüfusunun kat kat üzerinde aşı stoklayan Avrupa ülkeleri, vatandaşlarını korumaya alıyor belki ama pandeminin adı üstünde küresel bir salgın olduğunu görmezden geliyor. Gidişat Avrupa’nın bir kıta hapishanesi olmasına doğru... Zira aşıladığı vatandaşının dışarı çıkmasını, dışarıdan da girişleri engellemeye dönük girişimler artıyor. İçeridekinin dışarı çıkamadığı, dışarıdakinin de içeri giremediği yerlere hapishane diyoruz!

Sosyal hayat vizesi!

Malum, bir süredir AB ve İngiltere aşı kartı üzerinde çalışıyor. Herkesin bir aşı kartı olacak. Gelişmelere bakılırsa, sadece uçak yolculuklarında değil ekmek alırken bile aşı kartını soracaklar. Aşı kartı adeta nüfus cüzdanlarının yerine geçecek. Kovid-19 ile çok iyi mücadele eden ülkelerin başında gelen İngiltere’de mesela aşı olmayanların pub’lara girememesi tartışılıyor. Pub deyip geçmeyin, Batı kültüründe ve özellikle İngiltere’de pub yaşamın önemli bir parçası. Hemen her akşam özellikle gençler bir pub’da buluşur, içeceklerini yudumlar. O ortamda olmayan, sosyal hayattan kopar.

Kendine kadar adil

İlerleyen dönemde market, spor salonu, konser, her yer için aşı kartının zorunlu olacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. İstesinler, sorun yok, kendi bilecekleri iş. Ama biraz adil olsunlar artık.

İngiltere şu ana kadar nüfusunun yüzde 45’ini aşıladı. Mayısa kadar aşılanmanın tamamlanması bekleniyor. İşte o tarihten sonra aşı kartları birçok yere girişte zorunlu olacak. Ama kimseye haksızlık olmaması için bu tedbirleri herkes aşılandıktan sonra devreye sokacaklar! Buna göre pub’lara girişlerde aşı kartı istenecek, olmayanlar mekâna giremeyecek.

Nüfusun yarısı aşılandı

Yazının devamı...

Kadın ustalar tekniği kaptı!

21 Mart 2021

Arçelik, yetkili servislerinde kadın teknisyenleri de istihdam etmek üzere bir proje başlattı. Ülke geneline yayılacak bu projede kısa sürede 274 kadın teknisyene ulaşan şirket bu sayıyı ikiye katlamayı hedefliyor

Günümüzde evdeki işlerin büyük bölümünde farklı makineler önemli rol oynuyor. Bununla birlikte o makineleri kullananlar çoğunlukla kadın. Yani ev işi, halen çoğunlukla kadın işi olarak görüldüğü, pratikte de ev işlerini çoğunlukla kadınlar yaptığı için çoğu evde erkekler çamaşır ya da bulaşık makinesinin hangi programda çalıştırılması gerektiğini, elektrikli süpürgenin hangi ayarda en iyi performansı göstereceğini bilmez. Ancak bir arıza söz konusu olup da ‘yetkili servis’ yani ‘usta’ çağrıldığında kapıyı çalan bir erkek teknisyen olur. Bu sizce de biraz garip değil mi! Cinsiyet ayrımının, günlük hayat içine nüfuz etmiş, görünmez kalıplarından biri işte... Neyse ki bu kalıpları değiştirmek için adım atanlar var.

Arçelik, Türkiye genelindeki yetkili servislerinde kadın teknisyen istihdam etmeyi hedefleyen “500 Kadın Teknisyen” projesi başlattı. 274 kadın işbaşı bile yaptı. Konuyla ilgili açıklama yapan Arçelik Türkiye Genel Müdürü Can Dinçer, “Cinsiyete dayalı ön yargıları kırmak istiyoruz. İlk etapta 500 kadın teknisyen hedefiyle yola çıktık. Hali hazırda 274 kadın teknisyen seviyesine ulaşmış durumdayız. Türkiye’nin dört bir köşesinde 600 yetkili servisimiz bulunuyor. Tüm yetkili servislerimizde kadın teknisyen istihdam etmeyi hedefliyoruz” dedi.

Ön yargıları kırıyor

Projenin detaylarını, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) iş birliğiyle, “Arçelik ile Eşitle” zirvesinde anlatan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Fatih Kemal Ebiçlioğlu ise, “Koç Topluluğu olarak hedefimiz meslek ve iş gruplarıyla ilgili “erkek işi-kadın işi” önyargısını ortadan kaldırmak. Üretimde, mühendislik alanında liderlik pozisyonlarında daha fazla kadın çalışanımız olsun istiyoruz. Koç Holding Yönetim Kurulu’nda en az yüzde 30 oranında kadın üye bulundurma taahhüdümüzü topluluk şirketlerimize de genişletmeyi hedefliyoruz” dedi.

Yazının devamı...