BM Genel Kurulu’nda liderlerden peşpeşe Filistin Devleti’ni tanıma açıklamaları bekleniyor... Mevcut durumda BM’de yer alan 193 ülkenin 147’si Filistin Devleti’ni tanıdı. Yapılacak yeni tanıma açıklamalarıyla bu sayı 150’nin üzerine çıkacak. Bir son dakika değişiklikleri olmazsa, daha doğrusu verilen sözlerden dönme, kıvırma falan olmazsa tabii… Zira tanıyacaklar arasında Fransa ve İngiltere gibi 7 Ekim’in hemen sonrasında Tel-Aviv’e gidip bizzat Netanyahu’ya gaz veren ülke liderleri de var... Dolayısıyla geç de olsa gelen bu tanıma kararları kritik önemde... Bunun da zaten patolojik vaka olan Netanyahu’nun kimyasını hepten bozduğu, bozacağı açık… Hele de İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediğini kanıtlayan BM’nin son raporu ortadayken... Ancak bu nihayet BM gerekeni yapacak, Netanyahu’ya haddini bildirecek anlamına da gelmiyor pek… BM organlarında yargılanıp, uluslararası mahkemelerde hakkında tutuklama kararı çıkarılan ama ABD’nin koşulsuz desteği ile New York sokaklarında dolaşacak ve
Şaibeli iddiasıyla mahkemelik olan, genel başkanın değiştiği Kasım 2023’teki 38’inci olağan kurultaydan bu yana CHP’de sular durulmuyor... Aylardır ana muhalefet partisi süren davalar, soruşturmalar ve parti içi çekişme, tartışmalarla ülke gündeminden düşmüyor... Mahkemelerden ne zaman nasıl bir karar çıkacak, olasılıklar bağlamında çıktığında sonuçları ne olacak ya da yolsuzluk iddiaları kapsamındaki soruşturmalar, kovuşturma aşamasına geldiğinde partide ne gibi daha başka sarsıntılar yaratacak, yaratabilir her şey tartışma konusu...Yaşananları CHP’nin iktidar yürüyüşünü önlemeye dönük oyunlar olarak değerlendiren parti yönetimi ise hukuki sürece karşı kendi lehine olabilecek yöntemlerle pozisyon almaya çalışıyor...Dava konusu38’inci kurultay ve olası bir mutlak butlan kararına karşı hamleleri de olağanüstü kurultaylarla Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’nı pekiştirmeye odaklı hep...Bu anlamda da ilki Nisan başında yapılan olağanüstü kurultay silsilesine bir yenisini daha ekleme
Dünyaya barış vaadiyle koltuğa oturan Trump tavırları ve çıkışlarıyla savaş yoksa çıkmasına varsa da büyümesine neden oluyor...Gazze’deki soy kırımı, Filistinli on binlerce çocuk, bebek ve kadının katledilmesini hiç görmüyor zaten. Utanmadan dalga geçiyor, hatta katliama yol verdiği yetmiyormuş gibi, katil Netanyahu’nun saldırganlığını, haklı, meşru göstermek adına Hamas’ın elindeki rehineleri canlı kalkan olarak kullanma palavrasını sallıyor. Böyle bir algı yaratmaya çalışıyor. Hem de “eğer olursa gereğini yaparız” diye uyararak. Daha ne olacaksa?..
Katil Netanyahu da sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “İsrail’in Hamas’a karşı mücadelesine ve tüm rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik sarsılmaz desteğiniz için teşekkür ederim Başkan Donald Trump”diye güzelleme yapıyor...Yersen tabii. Hamas anında böyle bir şeyin söz konusu olmadığını açıkladı nitekim. Kaldı ki varsayalım Trump ve Netanyahu doğru söylüyor olsun, Hamas elindeki 20 rehineyi canlı kalkan diye nereye koyacak, kullanacak?.. İsrail
Kana doymayan, yayılmacı ve saldırgan politikalarıyla dünyayı bir savaşa sürükleyen Netanyahu hepten şuursuzlaşmış durumda. Kafasına estiğini, daha doğrusu İsrail’in eski Savunma Bakanlarından Moşe Dayan’ın 1967’de dediğini yapıyor ve “kuduz bir köpek” gibi her yere saldırıyor… Bu katile, katliamlara kim, nasıl dur diyecek ya da durdurulacak denildiğinde işaret edilen Trump’ı falan da takmıyor artık… Hatta emir komuta anlamında aralarında bir değişim var gibi. Daha önceleri ABD, İsrail’in yaptıklarını onaylamıyor ve engellemek istiyormuşçasına davranıp göz yumuyordu. İsrail’e saldıran olursa da onun yanındayım diyordu.
Özellikle BM’yi de bu konuda bizzat tıkıyordu. Netanyahu’yu asıl teşvik eden İsrail’i bu kadar cesaretlendiren de kanlı sabıka sicilleri hayli kabarık olan iki katilin kafa kafaya vermesi, dayanışmasıydı.. Ama Katar saldırısıyla gördük ki bu aşağılık ilişkide hafiften farklılık söz konusu. Katil Netanyahu’nun gözünde dünya liderliğine oynayan ABD Başkanı Trump etkisiz eleman pozisyonunda sanki.. Kararları
Meseleleri mahkemeye düşen CHP’de uzun zamandır bir kriz yönetimi sorunu var. Gerçi partiyi yönetenler asla bunu kabullenmiyor ve yaşananları da CHP’nin iktidar yürüyüşünü engelleme amaçlı oyun, kurgu olduğunu savunuyorlar ama görünür gerçeklik de şu:
Türkiye’yi yönetmeye talip olduğunu söyleyen ana muhalefet partisi, daha kendi içinde yan yana gelemiyor. Parti içi kavganın, çekişmenin dozajı, volümü giderek yükseliyor… O kadar sert bir siyasi bakış, söylem var ki CHP’de herkes birbirini kırıp döküyor... CHP denilince akla gelen isimler, ağır abiler bile bu linç ikliminden nasibini alıyor... CHP içindeki farklı söylemler için nitelendirilen demokrasinin gereği, çok seslilik durumu da, şimdilerde hepten “çok bencilliğe” evrilmiş durumda. Hatta kimileri açısından tam anlamıyla siyaseten varlık, yokluk kavgasına… Niyesi de açık:
Şaibeli iddiasıyla mahkemelik olan 38’inci Kurultay’da seçimi kazanan değişimci ekip
İsrail yol geçen hanı gibi istediği zaman istediği yere “güvenlik tehdidi gördüm” deyip saldırıyor...Bu hep böyleydi ama 7 Ekim sonrasında çok daha cüretkâr, ceberut bir İsrail söz konusu...Uluslararası hukuk, BM kararları falan zaten takmıyordu, şimdilerde ise açıklama yapmak zorunluluğu bile hissetmiyor artık...Ayrıntısını, neden yaptığını falan hiç önemsemiyor...Şuursuzca sadece saldırıyor...Hastalıklı kafasıyla herkesi düşman olarak görüyor. Saldırılmaz denilen Katar’ı bile hedef alarak bunu çok net bir kez daha ortaya koydu...Hem de dünyayla yine dalga geçerek ve hamisi ABD’nin, özellikle de Başkan Trump’ın karizmasını fena halde çizerek...
İsrail uçakları kalkıyor Başkent Doha’da Trump’ın önerisinin konuşulduğu barış görüşmelerinin yapıldığı yeri hedef alıp füzeleri yolluyor, ABD’nin bundan haberi olmuyor ya da İsrail son anda Beyaz Saray’ı bilgilendiriyor, daha doğrusu vururken “vurdum” diyor...
Neresinden baksan hayatın normal akışına aykırı bir durum...Malum
Söylemleri Trump’ın sesi, onun görüşü olarak yorumlanan ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın daha bir buçuk ay önce ağzından çıkan tespitler neydi?Suriye’de üniter yapı, tek devlet, tek ordu olacak...SDG, YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Bizimle DAEŞ ile mücadelede yan yana çalıştılar ama onlara bir devlet borcumuz yok...
Aynı büyükelçi Barrack, sanki kafasına taş düşmüş ve hafiften zihin bulanıklığı yaşıyormuşçasına şimdi de şunları diyor:
“Suriye’de merkezi bir hükümetin kurulma olasılığı zayıf..YPG ve SDG artık PKK ile bağlantılı değil. Bunlar IŞİD’e karşı mücadelede bizim müttefikimiz.”
Şaşırtıcı mı? Hayır..Bu bildik, değişmez ABD politikası, tavrı. Nitekim büyükelçi Barrack böyle gel-gitler yaşarken Pentagon,özellikle de ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un terör örgütüyle kankalık vaziyeti hep aynıydı... Suriye’de egemen bir devletin ortaya çıkmasını engellemek için
Son yerel seçim başarısıyla yıllar sonra ilk kez birinci parti konumuna gelen CHP’nin an itibarıyla geldiği nokta düşündürücü...CHP uzunca süredir adaylık tartışmaları ve davalar üzerinden yürüyen bir çıkmaz sokakta...Davalar odaklı ve İstanbul il kongresi kararıyla ilgili hukuki ya da siyasi tartışmalar da pik yapmış durumda…Bu anlamda da farklı hukukçular farklı şeyler söylüyorlar...Ama netice itibarıyla şu açık: Bu dava içinde diğer davalar içinde henüz yollar tüketilmiş değil…Bugün için görünür gerçeklik ise şu:
Öyle ya da böyle bunun CHP açısından bir siyasi sonucu olacağı muhakkak...
Geçmişte hepsi, bir aradaymış, aynı taraftaymış havasındakiler şimdi parçalı görüntü veriyorlar. Ortak değerler yıkılmış, incinmişlikler, ötekileştirmeler itilme, istenmeme olaylarından kaynaklı aynı parti içinde birbirlerine hasım, düşman gibiler sanki…Bu anlamda CHP’lilik tartışmaları da artmış durumda…
Herkes en hakiki, en has CHP’linin kendisi