Gazze’de ateşkese rağmen kan durmuyor. Hayati olan insani yardımların da yarısından fazlası Gazze’nin içine giremiyor, izin verilmiyor. Sadece haydut devlet değil, aşırı sağcı İsraillilerin yardım TIR’larını engelleme görüntüleri bile çıktı… İnsani yardımları hala silah olarak kullanıyor Netanyahu... Hamas anlaşma şartlarını yerine getirmedi diye topyekün tekrar katliam, soykırıma devam tehdidi de var üstelik... Şarttan kastı, daha doğrusu uydurduğu bahanede ne? Hamas ölü rehinelerin tamamının naaşlarını teslim etmedi. Dirilerini, enkaz altından bulabildikleri rehinelerin cansız bedenlerini teslim eden Hamas diğerlerini neden vermesin? Henüz teslim edememe nedeni belli; “iş makinası girişini engelleme, bulup onları da verelim” diyor, Netanyahu ise tekrar öldürmeye başlamak için saçma sapan gerekçeler arıyor hastalıklı kafasıyla...
Peki orada, enkaz altında çıkarılmayı bekleyen katlettiği 10 bine yakın belki daha fazla Filistinli çocuk, kadının cansız bedenleri de var...Onlar insan değil mi? Sen neyi konuşuyorsun, kime ne anlatıyorsun...
Kaldı
Terörsüz Türkiye hedefinde yürüyen süreçle ilgili devlet en başta durduğu yerde ve aynı netlikte. Milim sapma yok, açıklamalar kullanılan dil, üslup da bunu doğrular nitelikte...Hep olumlu,yapıcı ve süreci devam ettirmekten yana...Sabır ve iyi niyetle silah bırakma çağrısı fırsatının iyi kullanılması yineleniyor. Hatta son seçenek operasyon lafını bile kullanmaktan imtina ediliyor. Nitekim, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’da dünkü Diyarbakır konuşmasında “Bu sefer başaracağız, barış,kardeşlik,esenlik hakim olacak” mesajı verdi yine…
DEM Parti içinden gelen farklı açıklamalara,seslere bakıldığında ise bunu anlamamak ya da anlamak istememekte direnme havası var daha çok. Türkiye’nin uzattığı eli, bir zaafmış gibi görüp, sürekli talepkar çıkışlarla bir terör örgütü aklıyla hareket etme durumu söz konusu...Dem Parti Meclis grup toplantısında terör örgütü elebaşı Öcalan lehine sloganlar atılıyor, tehditkar talepler,tahrik edici konuşmalarla konu başka yerlere çekilmeye
Trump’ın kan dökme ısrarındaki katil Netanyahu’yu “Dünya ile savaşamazsın” diye uyarmasının gerçekliği Gazze Zirvesi’ndeki fotoğrafla netleşti... Dünyadaki her kıtadan, Batı’dan Doğu’dan, meseleye doğrudan ya da dolaylı taraf olanlar, yakındakiler, uzaktakiler, hatta daha önce İsrail’in katliamına bilerek, isteyerek göz yuman bazı ülkelerin cumhurbaşkanı veya başbakanları bile vardı o karede ve insanlık adına umut veren evrensel bir söz birlikteliği çıktı ortaya... Bu kadar ülkeyi, lideri, insanı bir arada toplamak kolay değil. Orta Doğu tarihinde başkaca örneği de yok zaten... Bu liderleri oraya götüren, o kareye zorlayan şey de her ne kadar Trump faktörü, bir kişinin siyasi iradesi denilse de sokaktaki insanlardı aslında... İsrail’in aylardır uyguladığı Gazze ablukasına, acımasız katliam politikalarına dünyanın her köşesinden verilen tepkilerle mecbur kıldılar liderleri oraya getirmeye. Yoksa insanlık dramı çok daha büyük acılara doğru sürüklenecekti... Ki şu anda çoğunluğu çocuk ve kadın 70 bin
Gazze’de çocukları, Filistin halkını katlederek, korkutup vatanlarını terk ettirme planında duvara toslayan Netanyahu, koltuğunu korumak adına şimdi de rehinelerin hayatlarını ne kadar önemsediği yalanına sarıldı... Gazze’de nihayet ateşkesin devreye girmesinden sonra yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında rehinelerin geri alınması hedefinin yerine getirildiğini söyledi hiç utanmadan... Sanki gerçekte böyle bir niyeti varmış gibi... Evet böyle bir hedefi olduğunu daha en başta dillendirdi, işine geldiği yerde de tekrarladı ama yaptıklarıyla bunun örtüşmediği, rehinelerin hayatları, kendi vatandaşlarının hiç umurunda falan olmadığı ortada. Hem de taa en başından beri... Rehine yakınlarıyla 7 Ekim’den ancak 1.5 ay sonra görüştü, vakit ayırabildi! Onda da sadece “kalbimiz sizinle” diyerek sanki dalga geçermiş gibi bir hava takındı... İsrailli bakanlar arasında “Rehineleri öyle fazla düşünmemeli, olabildiğince acımasız davranmalıyız” diyenlerin varlığı da bu akıl dışı, kan ve ölüm kokan tavrı daha da tetikledi. Yoksa gerçekten rehineler
Dünya halklarının İsrail’e karşı birleşmesiyle Gazze’de nihayet barış için umutlanırken, ülke içinde de CHP’nin katılmadığı TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile muhalefet liderlerini bir arada gösteren fotoğraf karesi günlerdir konuşuluyor, tartışılıyor... Sanki sıra dışı, şaşılacak bir durum varmış gibi... Oysa bu fotoğrafta şaşılacak hiçbir şey yok. Ama olması son derece normal bir görüntünün sosyal medya platformlarındaki paylaşımlarla anormal olarak gösterilmesi ve bu bağlamda hainlik, ihanet suçlamalarıyla linç kampanyası yürütülmesine bakıldığında tedirgin edici “patolojik” bir durum var... İnsanlar selam verdi, ayaküstü sohbet etti diye eleştiriliyor. Gizli kapaklı değil herkesin gözü önünde kameralar karşısında yaşanan gelişmelerde bile... Daha kısa bir süre önce de Meclis’de MHP Lideri Bahçeli’yle selamlaşan CHP’li bir vekil, “nasıl bunu yaparsın” diye bir başka CHP’li vekilin hışmına uğradı...Bunun içinde açıklama
Aylardır süren davalar, soruşturmalar ve bu kaotik sarmaldan çıkış yolu olarak gördükleri peş peşe gelen kurultaylar silsilesine odaklanan CHP’de şu sıralar cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi de alevlendi yine... Cumhurbaşkanlığı adaylığı çoktan deklare edilen Ekrem İmamoğlu, diploma sorunu ve hakkındaki yargılamalardan siyasi yasaklı olması halinde aday, kim olur ya da olmalı diye… Sıkça yinelenen konuşma, tartışmalar da Özgür Özel ve Mansur Yavaş isimlerine odaklı hep... Manzaraya göre: en güçlü aday Yavaş gibi görünüyor ama reelde durum böyle mi acaba sorusu var kafalarda. Özellikle de Özel’in İmamoğlu olamazsa CHP’nin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı ya da olabileceği konusunda net bir şey dememesinden kaynaklı olarak… Dediklerinden hafızalarda kalan ve somut görünen “Ben cumhurbaşkanı adayı olmak değil, CHP’nin iktidar olduğu sürecin teknik direktörü olmak istiyorum” cümleleri sadece... Ama o noktada da kendisi istemediği halde aday gösterilirse hâlâ aynı
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), son üç yılda düzenlediği altı operasyonla İsrail istihbarat servisi MOSSAD için Türkiye’de ajanlık yapan ve edindikleri bilgileri satanları tek tek tespit etti... Elemanlanma faaliyetlerine geçit vermedi… ABD ve Avrupa ülkeleri başta birçok yerde dilediği gibi at koşturan, çektiği videolarla devlet başkanlarını bile tuzağa düşüren MOSSAD, aradığı vasatı Türkiye’de bulamıyor, casus ağı deşifre ediliyor, ajanları MİT tarafından enseleniyor... Yakalananlar arasında hiç İsrailli yok, parayla, veya başka zafiyetleri nedeniyle satın alınan ya da şantaj, baskıyla devşirilen elemanlar hepsi...
Faaliyetleri de Türkiye’deki Filistinli ve İsrail’in yaptıklarına karşı olan başka ülkelerden aktivistlere yönelik keşif, takip, darp ve adam kaçırma gibi işler yapmak amaçlı ağırlıkla... Sadece istihbarat toplama değil, hedef tespit edip saldırı faaliyeti gerçekleştirme niyeti de var yani... Dolayısıyla MİT’in operasyonları “derin” dünyada da yankılanıyor. MİT’in hasım haber alma
TBMM yeni yasama yılı açılışında siyaset dünyasında esen sıcak mesaj ve diyalog rüzgârı ülkede toplumsal fay hatlarındaki stresi azaltma anlamında herkesi umutlandırdı. Keşke Cumhurbaşkanı ve liderleri bir arada gösteren o tarihi fotoğraf karesinde ana muhalefet Partisi CHP de olsaydı... Dünyanın savaş tehdidi altında olduğu, etrafımızdaki devletlerden kimin ne yaptığının belli olmadığı, nereden ne geleceğinin kestirilemediği bir süreçte dosta düşmana iç cephede birlik-beraberlik mesajı vermek çok kıymetliydi... Ama her fırsatta sorunların çözüm yeri olarak Meclisi işaret eden CHP’nin protesto kararıyla bu bir eksikle gerçekleşti maalesef... Elbette insanlar gibi siyasi partiler de protesto hakkına sahiptirler, ancak bunun yeri, zamanı, üslubu anlamında tartışmalar da her zaman yapılabilir… Nitekim yapılıyor da, en başta da protestonun haklılık-haksızlığı kadar, siyasi açıdan getirisi-götürüsü anlamında... Seçmen, sokaktaki insan üzerindeki etkisi ve karşılığı, sandığa nasıl yansıyacağı durumu yani... Muhalif