Siyasette ‘çarşı’ epey karıştı

28 Mart 2022

Ankara’daki 6 muhalefet lideri zirvesinin bir gece öncesinde İstanbul Caddebostan Büyük Kulüp’te Basın Konseyi’nin 35.yaş kutlaması vardı.

Başta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere siyasi partilerin temsilcileri, milletvekilleri, bilim, hukuk ve basından çok sayıda davetlinin katıldığı gecede, TBMM’nin önceki başkanlarından ve uzun yıllar Basın Konseyi Yüksek Kurulu’nda okuyucu temsilcisi olarak görev yapan Hüsamettin Cindoruk’a ‘Onur Ödülü’ verildi. Davet sahibi, mekân ve konuklar böyle olunca konuşulanların odak noktası iletişim özgürlüğü, hukukun üstünlüğü kadar siyasetteki hareketlilik ve olası gelişmelerdi. Tabii ikinci şık aleni değil de daha çok kulis anlamındaydı… Dolayısıyla hem Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesi olarak pandemi nedeniyle online toplantılarda görüştüğümüz dostlarla yeniden yüz yüze gelmenin mutluluğunu yaşadık hem de Ankara kökenli bir gazeteci olarak siyasi nabzı yoklama fırsatı da bulduk.

Ama onlara geçmeden önce özgür habercilik hakkının, gazetecilik mesleğinin etik açıdan yaşatılması ve saygınlığının devam etmesi için çalışan Basın Konseyi’nin, 35.yıl gecesinden birkaç not düşelim. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, ”düşünceyi ifade etmenin ve halkın gerçeklere ulaşmasının anayasal hak olduğunu” söyledi.

Medyadaki ayrışmaya dikkat çeken Kılıçdaroğlu ise “Acaba hangisi doğrudur diye vatandaşın kafası karışıyor” şeklinde konuştu.

Demokrasiye ve vazgeçilmez değeri basın özgürlüğüne, hukukun üstünlüğüne yaptığı katkılar’ nedeniyle ‘Onur Ödülü’ verilen Hüsamettin Cindoruk’un şu sözleri ise ülkedeki kutuplaşmanın pik yaptığı günümüzde özellikle siyasilere tam anlamıyla bir ders niteliğindeydi:

“Ben Demokrat Partiliydim, Altan Öymen Halk Partiliydi, Oktay Ekşi Halk Partiliydi ama farklı partilerde de olsak biz arkadaştık. Hatta onlarla birlikte Fikir Kulübü kurduk. Siyasi sonuçları çözebilecek kabiliyette bir halk hareketi girişimi yaşadık. Kimdi bizi birleştiren Atatürk’tü...”

Gecede konuştuğum siyasilerden edindiğim kulis bilgilerine gelince; son sözü baştan söyleyelim, yeni seçim yasası teklifiyle siyasette çarşı gerçekten karışmış durumda. Hem de sadece Cumhurbaşkanı adayı kim olacak anlamında değil, ittifaklardaki oy oranları düşük partilerin arayışlarına bağlı olarak, lokomotif partilerdeki liste çekişmeleri nedeniyle de. Şöyle ki; Saadet Partisi, Gelecek, DEVA ve Demokrat Parti, Millet İttifakı’na girip böylece barajı aşıp Meclis’e girmeyi planlıyorlardı. Ama teklifte “her parti kendi aldığı oya göre milletvekili çıkaracak” denilince hesaplar, beklentiler hepten alt üst oldu. Ya ‘varım arkadaş’ deyip millet terazisinde kantara çıkacaklar ya da “bu iş beni aşar” deyip baraj sorunu olmayan partilerin listelerinde yer arayacaklar. Dolayısıyla ittifak pazarlıkları da hayli sıkıntılı. Mesela ittifaklar arasındaki güç dengesinde artı bir hesabıyla “sadece oy oranıma bakma, benim etkim çok daha fazla” diyerek 10-15 milletvekili talep etmek biraz zor. Çünkü hem CHP hem de İYİ Parti içinde “seçilecek yer ve sıralarda öne geçecekler, özellikle İstanbul, Ankara listelerinde yığılma olacak” diye ciddi rahatsızlık, tedirginlik varmış. O nedenle de tepede her ne kadar 6’lı görüntü verilse de bunun Cumhurbaşkanlığı seçimi için geçerli olması, milletvekili seçiminde ise Muhafazakâr-Merkez Sağ İttifakı olarak adlandırılan Saadet Partisi, DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti birlikteliğiyle ayrı bir ittifak kurulmasına daha sıcak bakılıyormuş. Yani ittifaklarda bölme, toplama işlemi tamam, siyasette yeni oluşumların yönleri de üç aşağı beş yukarı belli, neredeyse herkes safını tuttu derken, hesapların yeniden revize edilme durumu söz konusu. Tabi bu Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu içinde geçerli. Çünkü şu anda her ne kadar Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı öne çıksa da bana aktarılanlar ortak aday olacaksa sürpriz isim çıkma olasılığının yüksek olduğu şeklindeydi...

Yazının devamı...

Hasta olanlar hâlâ aşısızlar

26 Mart 2022

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla birlikte nükleer tehdit ve 3. Dünya Savaşı olasılığı pik yaparken, son iki yıldır gündemden hiç düşmeyen bir başka küresel kriz koronavirüsle savaşta ise sona yaklaşılıyor gibi. Son iki üç aya baktığımızda hem ülkemizde hem de dünyanın pek çok ülkesinde vakalarda ve ölümlerde önemli bir düşüş görülüyor. Yani Dünya Sağlık Örgütü’nce başlarda “endişe verici” diye tanımlanan Omicron varyantı tam tersine salgının bitişini hızlandırma anlamında sevindirici gelişmelere neden oldu. Şöyle ki, uzmanlara göre, diğerlerine oranla yayılma hızı, bulaşıcılığı daha yüksek olan Omicron çok fazla insanı enfekte ettiği için kendi bağışıklığını oluşturdu.

Tabii asıl en büyük etken de aşılanmanın çok yüksek oranlara ulaşması. Hâlâ var olan aşı karşıtlarına rağmen. Dolayısıyla, hem Türkiye’de hem de dünyanın pek çok ülkesinde kısıtlamalar kalkarken, maske kullanımı da gevşetildi. Dahası, 2022’nin Kovid-19 salgınının bitiş yılı olacağı konusunda iyimser öngörüler de hayli fazlalaştı. Ancak virüsün yeni bir mutasyonla daha tehlikeli bir varyanta evrilme olasılığı da hâlâ geçerli. Sadece şu anki tespitler salgının büyük ölçüde sönümlendiği ve umutların da o yönde olduğu şeklinde. Örneğin İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy diyor ki:

“Tırmanış eğilimi kayboldu hatta bayağı bir iniş gösteriyor. Şu sırada bizim hastanedeki sayılarımız son derece azaldı. Nazar değmesin, benim servisimde üç Kovid hastası yatıyor. Bizim hastane bütün hastaları alma iddiasında değildi ama tırmandığı dönemde 200 hastamız vardı. İki üç aydır da 50-60 hastanın altında değildik, şimdi tedrici olarak azaldı; 40 oldu, 30 oldu, şimdi üç tane. Onlar da aşı olmayan ya da eksik olan veya altında kanser tedavisi ya da organ nakli gibi bağışıklığı baskılanma durumundakiler. Ayakta gelen hastalar da oluyor elbette, onlar da muayene ediliyor, örnek alınıyor ‘Kovid’sin, hadi git evine’ deniliyor. Yani yatmayı icap ettiren hasta çok çok azaldı. Kovid’in inişte, halk tabiriyle dibe vurmakta olduğunu söyleyebilirim.”

NEDENİ KİTLESEL BAĞIŞIKLIĞA YAKLAŞMA MI YOKSA VİRÜSÜN ARTIK ETKİSİNİ YİTİRMESİ Mİ?

“Her ikisi de. Gerçi hâlâ aşı olmayan veya aşılarını tamamlamayan bir grup var. ‘Herkes aşılandı, kurtulduk bu hastalıktan’ diyemiyoruz. Ama farkında olmadan geçiren, hafif geçirip hastaneye gelmeyen bir grup da var çünkü bayağı bir azaldı rakam. Şu anda Omicron’un bir alt varyantı BA2’nin hüküm sürdüğünü tahmin ediyoruz. Zaman zaman BA2 için hastaneye yatışlar arttı gibi bazı kötümser açıklamalar da oluyor ama biz o kanaatte değiliz. Farklı bir varyant olsa da Omicron’un bildik özelliklerini taşıyor. Kolay bulaşıyor, nispeten hafif bir hastalık yapıyor. Hastalananlar genellikle ayakta geçiriyor. Dolayısıyla, hangi varyantla geçirirseniz geçirin, bir bağışıklık kazanıyorsunuz ve o bağışıklık elbette hastalığa yakalanmada yüzde yüz değil ama büyük ölçüde önlüyor, engelliyor. Yani sonuçta bir toplumsal bağışıklık durumu bütün dünyada oluştu aslında.”

YENİ BİR MUTASYONLA DAHA TEHLİKELİ OLMA OLASILIĞI?

“Olasılık olarak yok diyemem. Ama o mutasyonun hangi yönde olacağını kimse bilemez. Mutasyon hastalığın bulaşmasının azaldığı, yaptığı hastalığın çok hafif olduğu bir yönde de gelişebilir, o zaman kaybolmasını ümit ediyoruz. Ya da öyle bir mutasyon olur ki daha önce hastalığı geçirmiş olanlar bile, yani taşıdıkları antikorlarla bu yeni varyantla baş edemeyebilirler. Bu olasılık yüzde kaçtır derseniz, bir yüzde verilemez. Öyle bir felaket tellallığı yapmam ama bir olasılık yok değil demek de kimsenin haddine değil. Kimse diyemez, demiyor zaten. Ama sanki gidişat yumuşak bir gidişat, umarım böyle böyle sönümlenerek kaybolacak biz de kurtulacağız.”

BU YÖNDE GİDERSE 2022’DE BİTER ANLAMINDA MI?

Yazının devamı...

Putin istese Biden istemez

24 Mart 2022

Savaşta kalıcı ateşkes için Rusya ile Ukrayna heyetleri arasındaki müzakereler ilk haftadan beri sürüyor. Her iki taraftan da olumlu gelişmeler var denildi, hatta barış yakın gibisinden umut verici mesajlar dahi geldi. Dahası, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, “ateşkes ve Rus askerlerinin çekilmesi karşılığında Kiev’in NATO üyeliğinden vazgeçebileceği, Kırım ve Donbas’ın statüsünü tartışmaya da hazır oldukları” şeklindeki son açıklamasında geri adım sinyali de verdi. Rusya Devlet Başkanı Putin ise yapılan tüm çağrılara rağmen görünürde “Asla geri adım atmam” noktasında. Dolayısıyla, “Putin’i kim, nasıl ikna edecek?” kadar, “Putin ne yapmak istiyor, gerçek hedefi ne?” tartışmaları da gündemde. Çünkü sahadaki görüntü giderek sertleşiyor, Putin’in doğrudan sivilleri hedef alan taktik değişikliği savaşın iğrençliğini zirveye taşımış durumda. En son kullandığı hipersonik füzeler de bu çılgınlığın bir başka boyutu. Ama bir yanda da hiç ummadığı Ukrayna direnişi karşısında verdiği kayıplarla ABD ve Batı’nın ağır ekonomik yaptırımları nedeniyle sıkışan Putin’in masaya daha güçlü oturmak için sahaya yüklendiği görüşü var. Açıkçası, her iki tarafta da bir çıkış yolu arayışı söz konusu. Giderek artan göç dalgası ve Putin’in tehditleriyle tedirginlik yaşayan Avrupa ülkelerinin de bu savaşın bir an önce bitmesini istediği malum. Ancak aynısını ABD için söylemek zor. O değil barış, aksine, tam bir felaket tellalı havasında. Hem de ta başından beri. Mesela ABD Başkanı Biden’ın tavrı daha savaş başlamadan önce geliyor, Rusya 16 Şubat’ta Ukrayna’ya saldıracak, taarruz planları şunlar gibi birçok öngörülerde bulundu ve bunlar gerçekleşti de. Dolayısıyla, “Helal olsun ortada ciddi bir istihbarat başarısı var” da denilebilir ama Biden bunu söylediği, kurguladığı için mi bu duruma gelindi diye de tartışılabilir. Nitekim Putin’in ABD’nin tuzağına düştüğü, tahrik edildiği gibi olasılıklar konuşuldu. Hâlâ da öyle ama ondan daha çok tartışılan ve kurgulama olasılığını güçlendiren tespitler de var. Şöyle ki:

ABD istihbarat elde etmede başarılı ama o istihbaratın gereğini yapma konusu bilerek bilmeyerek fiyasko bir anlamda. Çünkü ABD isteseydi, gerçekten Ukrayna halkını düşünseydi bu savaşı pekâlâ durdurabilirdi. Eğer ABD Zelenskiy’in ısrarla istediği hava savunma sistemini savaş başlamadan bölgeye konuşlandırsaydı veya 300-400 tane savaş uçağını Balkanlar’a getirebilseydi, Putin bu işgale asla cesaret edemezdi. Ya da ABD, NATO üyesi Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya’daki Rus yapımı Mig 29’ları daha tehlikeyi sezdiği anda Zelenskiy’e verseydi, yani savaş çıktıktan sonra vermeye çabalıyormuş gibi yapmasaydı, Ukrayna pilotları 200-300 uçakla kendi hava sahalarını korumaya çalışırlardı. Yine ABD isteseydi, ekonomik yaptırımların boyutunu hafiften Rusya’ya hissettirirdi ve Putin harekete geçmeden önce son bir kez daha düşünürdü. Ama ABD bunların hiçbirini yapmadı. Aynı ABD şimdilerde ise silahların susması, barıştan çok gerilimi artırıcı açıklamalar ve Ukrayna’ya silah sevkiyatı, özellikle de sokak çatışmaları hesabıyla savaşın daha da uzamasını istiyor. Niyesi de malum. Hem Rusya’yı tam anlamıyla bataklığa çekmek, oyalamak, hatta zorlamak hem de Avrupa ülkelerini Rusya tehdidiyle korkutmak, safları sıklaştırmak. O nedenle de nükleer silah kullanımı, Putin’in olası yeni hedefleri, bölgede istikrarsızlık, göç dalgası gibisinden açıklamalarla Avrupa ülkelerini sürekli tedirgin ediyor. Tabii bu da Avrupa’nın güven anlamında ABD’ye olan bağımlılığının artması ve NATO’nun askeri harcamalarının katlanması, bir başka deyişle ABD’nin daha çok silah satması anlamına geliyor. Nitekim Finlandiya bile ABD’yle radardan kaçabilen, 9.4 milyar dolarlık,  64 tane F-35 için anlaşma imzaladı, Almanya 2022 bütçesinde savunma harcamaları için 100 milyar euro’luk ek fon ayırdı. Yani savaş öncesinde hem gaz bağlantıları hem de diğer ticari ilişkiler nedeniyle Rusya’yla arası iyi olan Avrupa ülkeleri güvenlik endişesiyle ABD’nin jandarması konumuna evriliyor. Kısacası, bu korkunç savaşın başlamasında Putin’in saldırganlığı yayılmacı hedefleri kadar, daha başka unsurlar da var. Onun kim, ne olduğunu anlamak içinde ünlü istihbaratçı Mahir Kaynak’ın şu sözlerini anımsamak yeterli:

“Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız, olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz, bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.”

Dolayısıyla, kalıcı ateşkes, akan kanın durmasında her ne kadar tek belirleyici unsur Putin’in kararı, tavrı denilse de daha başka unsurların varlığı, etkisi de açık ve net. Putin istese, Biden istemez yani...

Yazının devamı...

Çanakkale Abidesi’nden BM ile iş birliğine

21 Mart 2022

Gazetem MİLLİYET’in sadece haber odaklı değil, gazetecilik faaliyetinin hayatın her alanına, sosyal ve kültürel gelişmeye katkıda bulunma sorumluluğu taşıması gerektiğini gösteren ve öğreten yayın politikasıyla hep gururlandım. Mesela İlkokullar arası bilgi yarışmasından liseler arası müzik, halk oyunları yarışmalarına kadar düzenlediği organizasyonlarla bilimsel, sanatsal ve kültürel yaşamı desteklemiş, kamuoyuna tanıtmış ve gelişmesine katkı sunmuştur. MİLLİYET sosyal sorumluluk projeleriyle de öncü ve örnektir. Çanakkale Abidesi’nin inşasından, Zap Suyu’na köprü yapılmasına, kız çocuklarının okullaşmasına kadar birçok kampanyanın altında imzası vardır. Yani MİLLİYET insan odaklı duyarlılığı ve faaliyetleriyle sadece haber veren bir gazetenin çok ötesidir… Bu özelliği de sürekli yenilenir ve gelişir. Ama hepsinde de kalıcılık ve taahhütleri yerine getirme ilkesi vazgeçilmezdir. Bunun en son örneği de “cinsiyet eşitliği ve kadının sürdürülebilir kalkınma amaçlarına eşit katkısını” yansıtan ve yıllardır kararlılıkla süregelen ilkeli yayın politikası… Ki bu nedenle 6 Ekim 2020’de Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Küresel Medya Birliği’ne dahil olan ilk Türk gazetesi oldu. Geçtiğimiz temmuz ayında da Türkiye ve dünyada bir ilki daha gerçekleştirerek BM Kadın Birimi’nin küresel düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını yön veren Nesiller Boyu Eşitlik Forumu’nda yer alan ilk medya kuruluşu sıfatıyla taçlandı. Elbette bu da son değil yolun başlangıcı. Daha bu kapsamda verilen taahhütler var ve bunlardan birisi ‘Eşitlikçi Hikayeler Zirvesi’ olarak gerçekleştirildi. Genel Yayın Yönetmenimiz Mete Belovacıklı da burada yaptığı konuşmada kadın ve çocuklar konusunda gazetemizin duyarlılığını, duruşunu çok net bir kez daha deklare etti. Zirvede bir araya gelen liderlerin anlattığı iş, sanat ve sporda kadınların yükseliş örnekleri ise detaylarıyla dünkü MİLLİYET’te yer aldı, okuyamadım, kaçırdım diyenler için de MİLLİYET’in Youtube hesabından kaydı izleme olanağı var... Dolayısıyla ben biraz nostalji yapmak istiyorum. Tabii konunun anlam ve öneminden kopmadan. Çünkü anlatacaklarım da doğrudan MİLLİYET ve BM iş birliğinde yürütülen bu projelerde büyük emeği olan ve koordinasyonunu yürüten Haber Araştırma Müdürü’müz Pınar Aktaş ile ilgili... Onun cinsiyet ayrımcılığına karşı bakışı, bu anlamda şimdilerde ekibiyle birlikte sürdürdüğü tam da güne uygun eşitlikçi hikâye örneğinin yıllar öncesine uzanan bir kesiti:

2000’li yılların başları gazete olarak Türkiye’nin sosyal sorunlarından birine daha yoğunlaşma kararlılığı ve bu konuda mücadele etmenin heyecanını yaşıyoruz... Hedef; babası izin vermediği, ekonomik durumu elvermediği ya da evden uzakta okumak zorunda olup barınacak yurt bulamadığı için okullarını terk etmek zorunda olan kız çocuklarına destek olmak. Kampanya sloganıyla ‘Baba Beni Okula Gönder’ eğitim seferberliği... Bu kapsamda da öncelikle ihtiyaç noktalarının saptanması gerekiyordu. Bir de kampanyanın ismi, sembolü tamamdı ama yüzü henüz net değildi. Buna dönük olarak da elbette o günlerde gazetede en tepeden en alta birçok ismin hummalı çalışması, emeği katkısı oldu ama özellikle sahadakiler ayrı bir parantez açılmasını fazlasıyla hak ediyor. Zira o günlerde başta Pınar Aktaş olmak üzere tüm MİLLİYET muhabirleri Anadolu’yu karış karış taramışlardı. Sonunda da aranan yüz Dilek’i Siirt’in bir köyünde bulmuşlar ve Ercan Arslan’ın çektiği o fotoğraf kampanyayla özdeşleşmişti. Böylece de kız çocuklarının önündeki en önemli engel olumsuz toplumsal gelenekler ve değer yargılarını kırmaya dönük faaliyetlerin ilk adımı atılmıştı. Dolayısıyla o gün projenin gerçekleşmesi anlamında nasıl güvenimiz, inancımız tamsa bugün de aynı şekilde... Hem de yeni İlk’ler beklentileriyle. Çünkü MİLLİYET’te son yoktur, hep İlk’ler vardır ve var olacaktır...

 

Yazının devamı...

Rus generallerin gizemi!

19 Mart 2022

Masada barış umudu, sahada kan ve gözyaşı artarak sürüyor. Aynı ivme propaganda, enformasyon, dezenformasyon savaşına da yansımış durumda. Her iki taraf da kendi elini kuvvetlendirmek, her iki taraf da karşı tarafın moral motivasyonunu bozmak, kırmak için elinden geleni yapıyor. Ama Putin’in işgali başlattığı andan bu yana geçen süreçte Ukrayna Batı’nın askeri, istihbari, ekonomik, diplomatik, hem de teknolojik bilişim anlamındaki yardımlarıyla propaganda ve psikolojik üstünlükte Ruslardan daha ileride. Fakat her iki taraftan da gelen bilgilere çok ihtiyatlı yaklaşmak gerektiği de bir başka realite. Çünkü her ikisinin de duyurduğu kayıp ve imha edilen askeri hedef verileri arasında uçurum var. Dolayısıyla açıklanan son derece kritik gelişmeler dahi sorgulanır durumda. Mesela, Ukrayna savaşın başladığı günden şu ana dek Rusya ordusundan dört generalin öldürüldüğünü duyurdu. Hepsi de Rus ordusu açısından önemli isimler. Rusya tarafından ise henüz bir doğrulama ya da yalanlama gelmedi. Dün bu durumu uzmanlık alanı psikolojik harp ve istihbarat olan emekli Albay Coşkun Başbuğ’a sordum. “Rusya’dan çok ciddi bir tepki gelmedi. Yalandır veya kasıtlı haberdir demediler. Yani doğru olma ihtimali biraz daha ağır basıyor” diyen Başbuğ, doğruysa generallerin öldürülmesinin ne anlama geldiğini de şöyle anlattı:

“Normalde düzenli savaşlarda genellikle askeri taktik, tertiplenmede karargâh ve özellikle general ile yakın kurmay heyet arka planda olur. Savaş, harekât yürürken imha edilecek, etkisiz hale getirilecek en son yerlerdir, onlar ora düştü mü artık bitti diyebilirsiniz. Bir orduda generalin etkisiz hale getirilmesi psikolojik anlamda bozguna sebebiyet verir, Büyük bir handikaptır savaşan taraf için. Zaten şu anda geldiğimiz tablo da o, Rus ordusu bana göre çok ciddi bir fiyasko yaşıyor. İkmalden tutun taktik, tertiplenmeye, harekât planına kadar büyük hatalar var. O nedenle yine teyide muhtaç, Putin tarafından sekiz generalin görevden alındığı, istihbarat başkanının ev hapsinde tutulduğu bilgileri söz konusu. Yani istihbarat anlamında, silahlı kuvvetler anlamında büyük bir handikap var Rusya tarafından yaşanan. Rusya sürecin böyle olacağını okuyamadı, askeri tedbirlerde birtakım hatalar yaptı. En büyük hata da ordu hazır değildi savaşa. Kâğıttan kaplanı aslan gibi gösterdiler Putin’i yanılttılar, Putin şu an o yanılgının bedelini ödüyor.”

Generaller ön safta savaştığı için ölmüş olabilir, bu da Rus askerini motive eder diyenler de var?

“Tek, münferit olsaydı o akla gelir ama dört tane birden olunca bir taktik, tertiplenme hatası gibi geliyor bana. Alay ile tümen arasında bir Gerasimov doktrini var, onu uygulamış olabilirler. O taktik sonucu mu bu kayıplar oluştu, yoksa gerçekten ordu eleğe döndü, en son etkisiz hale getirilmesi gerekenler mi öldürüldü, bu bilinmeyen bir konu. İleride çıkar hangisi olduğu ama benim sahadan aldığım, teyitli bilgi şu: Ruslar hava indirme harekâtı yaptılar Antonov askeri havalimanına, daha sonra da vurdular orayı. Bu hava indirme esnasında en az 10 helikopterlik bir birlik geldiği ve tamamının imha edildiği söyleniyor. Bu konuda da açıklama yapılmadı, böyle bir tablo var ortada.”

Bu tabloda Ukrayna gizli servisinin çok katkısının olduğunu belirten Başbuğ’un “ama” vurgusuyla devamında anlattıkları da şunlardı:

“Ukrayna gizli servisinin Rus gizli servisini alt etmesi zor. Batı’dan ciddi istihbarat desteği gelmeden bu başarı, böyle bir tablo ortaya çıkmaz. İngiltere’nin, ABD’nin hatta İsrail’in perde arkasında yoğun bir istihbarat desteği olduğu ortada. Çünkü uydu, teknoloji onlarda var. Hatta Çeçen Kadirov’un ilk birliklerinin hepsi imha edildi o hava indirmede. Kadirov da döndü Rusya’ya hesap sordu, ‘Bu nokta operasyon nasıl oldu, içeride hain var’ diye. Dolayısıyla, generallerin de böyle bir nokta operasyonla etkisiz hale getirilmiş olma ihtimali var. Çünkü Rus gizli servisi her ne kadar bu sahada çok at koşturduysa da onda da sınıfta kaldı. Hem sahada yanılttı hem de şu an yürüyen süreçte aktif değil ve çok da kayıp verdirdi Rusya’ya. Ondan istihbarat başkanını ev hapsine koydu Putin.”

Kayıplar çok ama Putin masaya da yanaşmıyor?

“Artık öyle bir noktaya geldi ki sonuna kadar gitmek zorundasın, vereceğin kaybı verdin. Buradan geri dönüp kayba rağmen sahada da havlu atmak Putin için büyük risk, içeride istikrar kaybı, istikbal kaybı siyasi anlamda. O da bunu gördüğü için diyor ki ‘Sonuç ne olursa olsun hedefe ulaşacağız’. Yani, ‘Kayıplar verdik ama Ukrayna’yı da aldık’ diyebilmek, onun derdi o.”

Yazının devamı...

İttifakı özendiren yasa

17 Mart 2022

Yönetim sistemi değişikliğiyle birlikte siyasi literatürümüzde ağırlık kazanan seçim öncesi ittifak düzenlemesi TBMM’ye sunulan yeni seçim yasası teklifiyle mutasyona uğradı. Yani hâlâ var ve siyasi partiler açısından yine özendirici ama yeni varyantıyla bir o kadar da sıkıntı yaratacak, zorlayacak nitelikte. Özellikle de oyları düşük partiler için. Şöyle ki yüksek oy oranlı lokomotif partilerin katarına eklenen, ittifak kapsamındaki az oyu olan partiler daha önce olduğu gibi yine baraj sorunu yaşamayacaklar ancak sahip olacakları milletvekili sayısında bu kez iş başa düşecek. Her parti kendi aldığı oya göre milletvekili çıkaracak. O nedenle de hesaplar, beklentiler hepten karışmış durumda. Tabii ittifak pazarlıkları da... Mesela ittifaklar arasındaki güç dengesinde artı bir hesabıyla “Sadece oy oranıma bakma, benim etkim çok daha fazla” diyerek 10-15 milletvekili talep etmek biraz zor. Dahası, güç iddiasında çıtayı yüksek tutan DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi Genel Başkanları’nın bile CHP listelerinden aday olmaya zorlanmaları gibi bir durum da söz konusu. Ya da onların milletvekili adayı olmayıp, Millet İttifakı ortak adayının Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması durumunda daha başka görev üstlenmeleri gibi senaryolar da... Hatta yeni bir ittifak olasılığı dahi konuşuluyor. Dolayısıyla, ittifaklarda bölme, toplama işlemi tamam, siyasette yeni oluşumların yönleri de üç aşağı beş yukarı belli, neredeyse herkes safını tuttu derken, hesapların yeniden revize edilme durumu olabilir. Ve uzunca bir süredir sadece toplama, çıkarmaya endeksli siyasi rekabet farklı boyutlara evrilebilir. Onun için de ittifak hesaplarına takılmak yerine, bir yandan da parti öz gücünü sürekli dinamik ve sahada tutmak şart. Yoksa hesaplar açısından risk her zaman olası. Kısacası, teklifin aynen yasalaşması durumunda şu an için en net olan tek görüntü, bu değişikliğin büyük partilere yaradığı. Özellikle de iktidar partisine. Nitekim bu anlamda 2018’deki seçim sonuçları üzerinden yeni teklife uyarlanarak yapılan projeksiyonlardaki milletvekili sayılarındaki artış ve eksilme de bunu çok net oraya koyuyor. Yine net olan bir başka nokta da erken seçim tartışmasının artık son bulması.

***

İttifaklara özendiren ama bir yandan da parti öz gücünü öne çıkaran seçim yasasında değişiklik öngören teklifi dün Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ile konuştuk. “2018 verilerine göre büyük bir mühendislik çalışması yapılmış” diyen İnce’nin “Ne diyor bu yasa?” sorusuna verdiği yanıt ve devamında anlattıkları şunlardı:

“Birincisi, DEVA’ya, Gelecek’e, Saadet’e diyor ki siz CHP’ye mecbursunuz. Bunların listelerinden aday olun. Bu ne demektir? Kemal Kılıçdaroğlu’nun elini güçlendirmektir. Yani mecbursunuz Kılıçdaroğlu’na. Öbür taraftan da diyor ki Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul edin.

İkincisi, seçmene, ‘Ey SP’li, ey DEVA Partili, ey Gelecek Partili, benim AKP’li eski kardeşim, sen şimdi gidip CHP listelerine oy vereceksin, bir daha düşün’ diyor. Yani eğer ekonomik krizden canı yanmışsa milletin CHP falan dinlemez oyu basar. Hesapları tutar mı göreceğiz.

Bir başka konu da baraj meselesi. Aslında baraj sıfır, yüzde 7 dediğine bakmayın. Kime sıfır? İttifaka girene sıfır. İttifaka girmeyene baraj var. Bu mantıksız. Önceden ne diyorduk? Temsilde adalet, yönetimde istikrar. Ne zaman diyorduk bunu? Bakanlar parlamentonun içinden çıktığı zaman. Oysa şimdi bakanlar dışarıdan. O zaman bu barajın yüzde 7 olmaması lazım. İttifak içinde sıfır olduğuna göre, neden ittifaka girmeyene baraj koyuyoruz ki? Baştan bir koalisyona mecbur bırakıyor burası. Bir de geçmişte başbakanlara, bakanlara seçim yasakları vardı, yani devletin arabası, uçağını kullanamazdı, resmi karşılama yapılamazdı, protokol olmazdı, falan... Şimdi bakanlara var bu, Cumhurbaşkanı’na yok. Buna gerçeklikten kopma mı dersiniz, adı ne konur bilmiyorum.”

Bu teklif yeni olası ittifaklar diye de okunabilir mi?

“Öyle de okunabilir tabii. İttifakları mecbur kılıyor bu. Çünkü ittifak olunca baraj istemediği için ittifakları mecbur bırakıyor.”

Yazının devamı...

Putin’den Halep taktiği

14 Mart 2022

Ukrayna’da hiç beklemediği bir dirençle karşılaşan ve ağır kayıplar veren Putin yaptığı taktik değişiklikle doğrudan siviller üzerinden Zelenskiy’e baskı uyguluyor. Bir yandan da kentlerdeki sivillerin askeri güç dozajında elini, kolunu bağladığı havası veriyor. Yani isteseydim bu iş çoktan biterdi, ezer geçer taş üstünde taş bırakmazdım diyor. Putin’in tavrı ve hamlelerine dönük yapılan öngörüler de hep bu yönde zaten. Kiev ve kuşatılan diğer kentlerdeki siviller tahliye edildikten sonra Putin daha da sertleşecek, kalan kim varsa katliam yapacak. Dolayısıyla Putin’in sanki sivillerin hayatını çok önemsediği, kadın ve çocukların ölümüne asla dayanamadığı gibi bir algı hesabı, daha doğrusu vicdan yutturmacası da söz konusu. Çünkü evet Putin ezer geçerdi, yapabilirdi o gücü ve karakteri var ama bu demek değildir ki şu ana dek yumuşak davrandı, savaşta sivillerin hayatını önemsiyor. Sen bir ülkeye füzelerini gönderiyorsan, uçakların kentleri aralıksız bombalıyorsa istediğin kadar askeri hedefleri, lojistik ikmal noktalarını vuruyorum diye anlat kim inanır buna. O füzelerin, bombaların düştüğü yerleri etki alanını herkes biliyor, görüntüler de ortada zaten. Şehirler harabeye dönmüş durumda insanlar sığınaklardan başını çıkartamıyor. İnsani koridor geçici ateşkes deniliyor, kucağında bebesi olan kadınlar çocuklar, sedyede taşınan yaşlılar, ambulanslar dahi bombalanıyor. Nitekim Zelenskiy de sivillerin hedef alınmadığına dair yapılan açıklamaların tamamen yalan olduğunu belirterek, “Bombardımanlar ve sivil yerleşim yerlerine yapılan saldırılar 1941 yılını anımsatıyor” dedi, son açıklamasında da Ukrayna’nın bazı küçük şehirlerinin haritadan silindiğini duyurdu. Kısacası Putin egemen, bağımsız Ukrayna topraklarında taş üstünde taş bırakmadı zaten. Kalanlar için de gün sayıyor, sivillerin hayatı, falan da umurunda bile değil...

***

Dün eski Moskova Büyükelçisi, İYİ Parti Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin ile konuştuk. Dört yıl Moskova’da görev yapan Sezgin’in Putin’in bu taktiği ve olasılıklara ilişkin değerlendirmesi şöyleydi:

“Saldırılar hiç de düşük düzeyde falan değil. Sivilleri gözeten bir yaklaşım şekli hiç değil. Suriye’deki saldırı trendine benzer bir saldırı trendi var şu anda Ukrayna’da. Rus ordusu kör atış yapıyor. Nokta atış diye füzelerin düştüğü, bombalanan yerlerde askeri tesis havası yok, hepsi meskûn bölge. Rus ordusu başka şeyler de yapıyor. Şehirleri ele geçirmek, karşı tarafı çıldırtmak için Halep taktiği de uyguluyor.”

Halep taktiği derken?

“Şehir boşalsın siviller ölmesin diyor. Sivil niye boşaltacak şehir tehlikedeyse. Ama Rus ordusu önce bombalıyor sonra bunu söylüyor. Niye? Çünkü bir de TV’lerden, sosyal medyadan uluslararası camianın denetimi altında ister istemez, aynı zamanda o bölgede BM gözlemcileri, Kızılhaç da var. Dolayısıyla bombalanma korkusuyla insanlar şehri terk etmek isteyince de insani koridor açalım diyor. Kararlaştırıldığı, mutabık kalındığı saate, şekilde o insani koridor açıldığında ise işlemesine izin vermiyor onu da bombalıyor.”

Rusya sivilleri kalkan olarak kullanmak isteyen Ukrayna bunu yapıyor iddiasında?

“Bu tamamen psikolojik propaganda savaşı. Ukrayna saldırmıyor ki, Ukrayna kendi toprağını ve vatandaşını koruyor. Kendi vatandaşını, sivilleri öldürerek ne elde edecek Zelenskiy. Yok öyle bir şey, yalan. Rusya bunu daha önce Çeçenistan’da da söyledi. Suriye’de de söyledi böyle bir şey yok tamamen yalan. Rusya zaten bütün uluslararası camiada bundan lanetlenmiş durumda.”

Yazının devamı...

Putin diz çöktüremedi ama diz de çökmedi

12 Mart 2022

Putin bu işin kolay olacağını düşünmüştü. Bu kadar büyük kuvvetlerle geldiğim zaman bana karşı direnemeyeceğini anlayan Kiev yönetimi korkar kaçar hesabındaydı. Ama Kremlin’deki hesap Ukrayna’ya uymadı. Cumhurbaşkanı Zelenskiy değil bırakıp kaçmak, aksine, kararlı bir şekilde ordusuyla direndi, direniyor ve o kararlılık halka da yayılmış durumda. Başta Zelenskiy’i yalnız bırakan Batı’nın silah desteği de var artık. Özellikle de sokak savaşında etkin anti tank füzesi Javelin’ler ve helikopter avcısı Stinger’lar gibi. Dolayısıyla, şehir savaşıyla çatışmaları zamana yayarak Rusya’yı yıpratma hesabı da ön planda. Dahası, Rusya tarihte en fazla yaptırım uygulanan ülke konumunda şu anda. ABD Başkanı Biden, “Ben bu yolla çökerteceğim” diyor.

Karşılaştığı direnç üzerine taktik değişikliğine giden ve başta Kiev birçok kenti kuşatan Putin ise daha fazla kan, katliam ya da masada istediklerimi ver baskısıyla Zelenskiy’i diz çöktürmeye zorluyor. Putin bir yandan da ABD ve Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımlara karşılık misilleme yapıyor. Ambargoya katılanları ekleyerek Rusya’ya dost olmayan ülkeler listesini dahi güncelledi. “Yaptırımlara hazırdık” diyen Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Antalya’daki son konuşmasında da bu konuya değinerek “Yaptırımlar konusunu öyle bir çözeceğiz ki Batılılara asla bağımlı olmayacağız.

Benzer duruma bir daha düşmeyeceğiz” sözleriyle ülkesi adına yeni ekonomik bağlantılar, alternatif sinyalleri verdi. Putin de Batı’ya son mesajında “Yaptırımlar bize zarar vermez sadece bizi daha güçlü kılar” çıkışıyla bunu pekiştirdi ve gerilimi daha da tırmandırdı. Yani günlerdir süren savaşta bir yanda can pazarı yaşanıyor, diğer yanda da Putin’in Zelenskiy’i ABD ve AB’nin de Putin’i diz çöktürme hesaplarıyla karmaşık bir oyun oynanıyor. Bu anlamda gelinen nokta da şu:

Rusya yaptırımlardan hiç etkilenmiyor demek mümkün değil ama olağanüstü yaptırımlar geldi, bu iş bitti, Putin pes edecek falan gibi bir durum da yok. Dahası, Rus orkestra şeflerinden tiyatro topluluklarına, Dostoyevski, Tolstoy ve ünlü besteci Çaykovski’den Rus cinsi kedilerin yasaklanmasına kadar ırkçılık boyutuna uzanan saçmalıkların hem dünya genelinde bir tepki yaratma hem de Rus halkını Batı’ya karşı bütünleştirme, hatta yeni bir öfke yeşertme durumu da söz konusu. 

Devasa bir kapan içinde sıkışan Zelenskiy’in savaşı uzatma ve Rusya’yı yıpratma olasılığı yüksek ama nihayetinde kazanma şansının olmadığı da her gün yapılan açıklamalarla ortaya çıkıyor. Malum, Zelenskiy’in hava sahasını kapatın çağrılarına Batı sadece kapıyı kapatmakla yetindi. Hiç değilse uçak verin talebi ise savaşın sürmesini en çok isteyen ABD’nin sıcak bakmasına rağmen gerçekleşmedi. Çünkü ABD’nin Polonya, envanterindeki Rus yapımı Mig-29 savaş uçaklarını Ukrayna ordusuna verme planına Kremlin “Böyle bir durum Polonya’yı da savaşa sokar” diyerek posta koydu. Bunun üzerine geri adım atan Polonya da ABD’ye “Mig-29’lar senin olsun. Çok istiyorsan Ukrayna’ya sen ver” dedi. Apar topar ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) gelen yanıt ise “Polonya’nın önerisi makul değil” oldu. Yemedi yani, dolayısıyla Biden’ın da karizması çizildi. O nedenle, bugünlerde bazı ülkeler şöyle açıklamalar yapmaya başladılar: Ukrayna NATO’ya girmeyeceğini açıklasın, bu iş bitsin, kapansın. Bu krizin bu şekilde uzun vadeli sürdürülmesi mümkün değil. Avrupa’nın göbeğindeki istikrarsızlık hepimizi yakar.

Yani, Rusya ordusunun yüz binlerce askerle dört koldan Ukrayna topraklarını işgale başladığında “Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından, Avrupa’da pek çok ülkede artık atıl yapısı nedeniyle gereksiz görülen ve ‘beyin ölümü gerçekleşti’ denilen NATO’ya da artık daha fazla değer verilmeye başladı, Avrupa Birliği (AB) içindeki bitmez tükenmez tartışmalar da askıya alındı. Kenetlenen AB üyesi ülkeler şimdiye kadar görülmemiş bir hızla kararlar alıp Rusya’ya karşı can alıcı yaptırımlar uyguluyor” şeklindeki yorumlarda hafiften tersine evrilme sinyalleri geliyor. Hatta “Bu olay iki ay daha devam ederse büyük ihtimalle NATO ve AB’deki safları sıklaştırma çatırdamaya başlar” diye süre koyanlar dahi var.

Kısacası, bu korkunç savaşta Putin Zelenskiy’e diz çöktüremedi ama diz de çökmedi. Kaybeden sadece masum siviller oldu. Çocuk, kadın fark etmeksizin insanlar öldürüldü, yerlerinden yurtlarından edilerek göçe zorlandı. Hâlâ da bu utanç verici tabloya kimse dur demiyor, diyemiyor.

 

Yazının devamı...