Aşı olmak ya da olmamak işte temel mesele

Koronavirüse karşı mücadelede kesin çözüm olarak öngörülen kitlesel bağışıklık duvarını sağlamak için seçenekler belli: Toplumun büyük çoğunluğuna virüsün bulaşması, yani hastalanması ya da aşı olmak. Dolayısıyla, yaygın uygulanmasıyla birlikte aşının bulaş riskini engelleyeceği net. Ki bu örnekleriyle kanıtlanmış durumda. Aşı olan ülkelerde bulaş düşüyor. Tabii aşılama hızı ve oranıyla bağlantılı olarak. Çünkü özellikle sürekli mutasyona uğrayan virüsü yenmek için aşılamanın mutasyon hızını geçmesi ve toplumun büyük çoğunluğunun en kısa sürede aşı olması şart. Kısaca, aşı olma ve zamanlaması kritik önemde… Nitekim bu bağlamda da Cumhurbaşkanı Erdoğan, kısa bir süre önce koronavirüsle mücadele kapsamında sırası gelen herkesin aşı olmasının hayati öneme sahip olduğunu belirterek “Manipülasyonlara inanmayın, bilim insanlarına kulak verin” diye çok net aşı olun çağrısı yaptı. Bilim İnsanları zaten ta başından beri bunu söylüyor. Sağlık Bakanı Koca da normal hayata dönmenin, okulların açılmasının, futbol-spor etkinliklerine katılabilmenin tek yolunun aşı olduğunu ısrarla dile getirdi, getiriyor. Dahası aşı ikna timleri, aşı olanlar olmayanlara etkilesin gibi alternatif çözümlerde devrede. Yine Kurban Bayramı’nın ikinci günündeki siyasi parti temsilcilerinin video konferans ile gerçekleştirdikleri bayramlaşmanın odak noktası da buydu ve AK Parti heyetinin CHP heyeti ile bayramlaşmasında vatandaşa aşı çağrısı yapıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, “Tüm yurttaşlarımızı aşı olmaya davet ediyoruz” derken, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin, “Aşı olmayanlar var olduğu müddetçe bu hastalığı tamamen yenme imkanına sahip değiliz” ifadelerini kullandı. Yani birinin ak dediğine diğeri kara diyen iktidar ile ana muhalefet bile aynı görüşte birleşti ve vatandaşları aşı olmaya çağırdı ama geldiğimiz nokta itibarıyla hala kitlesel bağışıklıktan çok uzağız. Hem de dünya genelinde aşı sıkıntısı yaşanırken, Türkiye’nin vatandaşlarına aşı tedariki konusunda başarılı birkaç ülke arasında yer almasına ve ülkenin hemen her köşesine her yaş grubuna aşı olanağı sunulmasına rağmen. Çünkü bir yanda da hala süren aşı seçenekleri ve olası etkilerindeki kafa karışıklığı hem de zaten belli oranda hep var olan şimdilerde ise pik yapan aşı karşıtlığı nedeniyle ciddi anlamda sıkıntı söz konusu. Sırası gelip randevu aldığı halde aşı olmaya gitmeyenler, tatil nedeniyle erteleyenler ya da hepten karşı çıkanlarla aşı olmayanların oranı yüzde 25’lerde. Bir başka deyişle, dört kişiden biri inatla aşıdan kaçıyor. Hem de bunun toplum sağlığı açısından risk oluşturduğu gerçeğini bile bile. Dolayısıyla bir başka tartışmada evet her ne kadar aşı kararı insan hakkı denilse de böyle bir salgın tehdidi nedeniyle bu artık insanlık görevidir gerekçesiyle aşının zorunlu olup olamayacağı üzerine devam ediyor. Hatta nasıl olması gerektiğine dair öngörüler de var. Örneğin; ünlü hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen, daha geçenlerde katıldığı bir televizyon programında toplum sağlığının genel bir tehdit altında olduğunu, ekonomik yönden de birçok sıkıntının çekildiğini savunarak, zorunlu aşı uygulaması başlatılmasını, gerekirse de hapis cezası verilmesini önerdi. Ve bu nedenle de destek ya da karşı çıkanlar anlamında ciddi tartışmalar yaşandı. Yine aşı olmayanlara dönük bir başka yaptırım seçeneği de maç, tiyatro, sinema ve AVM’lerin yanında kalabalık ve kapalı ortamlarda yapılan toplantı, düğün, kına, konser, kongre, dernek toplantısı gibi etkinliklere aşı olmayanların alınmama önerisi. Ki bu birçok ülkede uygulanıyor, bizde de ciddi olarak düşünülüyor da...

Özetle dememiz o ki; Koronavirüse karşı en etkin yöntem aşı ve bizim ülkemizde yeterince var. Her yetkili de olun diyor.  Ancak hala önemli bir çoğunluk kitlesel bağışıklığın ısrarla herkesin hastalanması ya da toplumun kırılmasını istiyor havasında. Çünkü aşı olmayı reddeden ya da aşı olmaktan kaçan, korkan herkes hastalanıp bu virüsü diğerlerine taşıma, bulaştırma ve toplum- ülke sağlığını tehlikeye sokma açısından potansiyel risk unsuru. Ve biliyoruz ki bu aşı ancak ve ancak tüm topluma yapılırsa işe yarıyor. Yarısı olmuş, yarısı olmamış, yarım yamalak olmaz bu iş. Tek doz yapılırsa dahi yetmiyor, herkesin kesinlikle çift doz aşı olması gerekiyor. Hem de öngörülen süreler içerisinde. Yani virüse karşı savaşta aşı olmak ya da olmamak bütün mesele bu. O nedenle de adı yasak ya da yaptırım veya kısıtlama ne şekilde olursa olsun bir an önce karar verilip uygulanması şart. Yoksa Delta varyantı kıskacında tırmanışa geçen veriler malum. Yani yeni dalgalar yolda. Dolayısıyla normalleşiyoruz havasındayken yaz bitiminde yine hepten kapanma, kısıtlamalara dönebiliriz...