Azerbaycan yumruk gibi sımsıkı oldu ve kazandı

Ülkesinin işgal altındaki topraklarını kurtaran Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yumruğunu sıkıp havaya kaldırarak yaptığı zafer konuşmasındaki “Bu yumruk demir yumruktur. Bu demir yumrukla, düşmanın başını eziyoruz ve ezeceğiz de. Aynı zamanda bu yumruk birliğimizdir. Azerbaycan halkı bu yumruk gibi birleşti. Bu birlik ebedi olacak” sözleri çok anlamlı ve herkese ders niteliğinde.

Çünkü 28 yıl önce Ermenistan, Dağlık Karabağ’daki o toprakları işgal ederken Azerbaycan’ın o günlerdeki görüntüsü tam bir kaos ortamıydı. SSCB’nin dağılmasından sonra ülke bağımsızlığına kavuşmuştu ama dış mihrakların, özellikle de Rusya’nın müdahaleleriyle her türlü kirli oyunların, darbelerin yaşandığı bir dönemdi. Rusya yanlısı, daha doğrusu Rusya’nın adamı hainler kaleyi içten yıkmaya çalışıyorlardı. Bunu fırsat bilen Ermenistan’da Hocalı katliamını yapmış, ardından da Rusya’nın silah, hatta doğrudan asker desteğiyle Dağlık Karabağ’ı işgal planını devreye sokmuştu. Yani Azerbaycan o günlerde aslında içten vurulmuştu. Dolayısıyla, ekranlarda Bakü ve Gence başta olmak üzere Azerbaycan’ın tümündeki coşku ve sevinci görünce bir gazeteci olarak çok yakından tanık olduğum o karanlık günleri düşündüm. Bağımsız Azerbaycan’a ilk gittiğimde Rusya yanlısı Ayaz Muttallibov yönetimi iktidarda bulunuyordu. O nedenle, buna Ermenistan’ın Hocalı alçaklığını yapma ve Dağlık Karabağ’ı işgal etme cesareti bulduğu dönem de denilebilir. Azerbaycan Halk Cephesi’nin lideri Ebulfeyz Elçibey ile de o günlerde Bakü’nün kenar mahallelerindeki bir evde görüşmüştüm. Sonra o Azerbaycan’ın 2. Cumhurbaşkanı oldu ama ülkedeki gerilim, kaynama hiç bitmedi. Hatta Ayaz Muttallibov’un geri dönme tezgâhı dahi yaşandı. Yani son derece kritik ve hareketli bir dönemdi.

Azerbaycan yumruk gibi sımsıkı oldu ve kazandı

Elçibey, cephedeki yanlış uygulamalardan ve yenilgilerden ötürü cephe komutanı Albay Suret Hüseyinov’u görevden almıştı. Fakat Rusya’nın Azerbaycan’ı terk ederken silahlarını Suret Hüseyinov’a vermesi nedeniyle palazlanan Suret Hüseyinov da Azerbaycan’ın 2. büyük şehri Gence’de Haziran 1993’te ayaklanma başlatmıştı. Ben de o tarihte Gence’ye giderek 32 yaşındaki darbeci Albay Suret Hüseyinov ile ilk görüşen Türk gazetecisi olmuştum. Anımsıyorum da tam anlamıyla kardeşin kardeşe silah doğrulttuğu günlerdi. Tanık olduklarımı da 20 Haziran 1993 tarihli Milliyet Gazetesi’nde şöyle aktarmıştım:  

Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti olarak bilinen Gence’ye ulaşmamız oldukça güç oldu. İsyancı birliklerin kuzeyden ilerlediği Şamanı bölgesinden Gence’ye doğru yol alırken, hükümet birlikleri olarak adlandırılan Milli Ordu askerleri Ebulfez Elçibey’den gelecek emri bekliyorlardı. Bakü-Gence arasında dağ yolu olarak tanımlanan Şamanı ise Suret Hüseyinov’un birliklerinin kontrolündeydi. Yol boyunca “post” olarak adlandırılan kontrol noktalarını birer birer aşarken, aynı üniformayı giyen, aynı bayrak uğruna savaşan ve aynı ülke adına ölen insanların karşı karşıya geldiğine tanık olduk. Tanklar, toplar, silahlar aynı ülkenin insanları arasında birbirlerine doğrultulmuşlardı. Gence’ye yaklaştıkça, kontrol iyice sıklaştı. İsyancı Albay Suret Hüseyinov’un karargâhı olarak bilinen Gence’nin giriş ve çıkışları çok sıkı denetim altındaydı. Kelimenin tam anlamıyla kuş uçurtulmuyordu.

Gence’de Azerbaycan’ın seçimle gelen Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in kanunları değil, Suret Hüseyinov’un sözleri geçerliydi. Gence girişindeki kontrol noktasındaki askerler, gazeteci olduğumuzu öğrenince yardımcı oldular. Ancak Suret Hüseyinov’a ulaşmak oldukça güç oldu. Mavi bereli olarak adlandırılan ve muhafız bölüğü olarak tanımlanan 22-25 yaşlarındaki Azeri askerlerinin koruduğu Albay Suret Hüseyinov’un karargâhına yaklaştıkça, kontroller sıklaştı. Askeri ve sivil kamyonlarla kapanan yollar Kaleşnikoflu, ağır makineli askerlerin kontrolündeydi. Suret Hüseyinov’un adamları bölgede kuş uçurtmuyorlardı.

4 Haziran tarihinde saldırıya uğrayan Gence girişindeki 709 numaralı birlikte karargâhı kuran Suret Hüseyinov’un yardımcısı Genelkurmay Başkanı Eldar Aliyev ise sürekli toplantı halindeydi. Lenin’in dev posteri önünde toplanan birlikler son gelen haberleri, radyodan dinliyorlardı.”

Kaleyi andıran yüksek duvarlarla çevrili tek katlı karargahında gece yarısı görüştüğümüz isyancı Albay Suret Hüseyinov’un ilk sözleri ise küstahça Türkiye’ye meydan okumak olmuştu.

Azerbaycan yumruk gibi sımsıkı oldu ve kazandı

O Hüseyinov daha sonra Bakü’ye geldi, Elçibey ise Nahcıvan’a gitti ve Halk Cephesi’nin adamları tek tek içeriye alınmaya başladı. Ülkede yönetim boşluğu vardı ve tam bir iç savaş havası söz konusuydu. İşte o süreçte de önce Şuşa, ardından Kelbecer düştü. Hem de savaş meydanında değil, hainlerin ayak oyunlarıyla. O günlerde benim de uzunca bir süre kaldığım Agdam direniş hattının karargâhı gibiydi ve daha çok da gönüllülerle doluydu. Sürekli Rus yapımı füzelerin düştüğü Agdam’ı siviller çoktan terk etmişti. Kalanlar ise “Ermeniler geliyor, kaçın” gibisinden kara propagandalarla sürekli tedirgin ediliyordu. Yani her türlü pislik, tezgâh söz konusuydu. Nitekim çok geçmeden Agdam ve Fuzuli, Cebrail, Zengilan da düştü.

Evet, askeri açıdan da Azerbaycan’ın ciddi sıkıntısı vardı ama asıl sorun istikrardı. O nedenle de tehdit sadece Karabağ değil, tüm Azerbaycan için geçerliydi.

İşte o günlerde de bugünkü Azerbaycan’ın mimarı Haydar Aliyev devreye girdi. Ülkedeki iç savaş tehlikesini bertaraf etmesi için halk tarafından Bakü’ye davet edilen Haydar Aliyev önce Azerbaycan Yüksek Konseyi Başkanı seçildi, 3 Ekim 1993’te yapılan seçimde de Cumhurbaşkanı oldu ve ülkesinin sorunlarını çözmek için tam gücüyle çalışmaya başladı. Dağlık Karabağ’da, 1991’de başlayan savaşın devam ettiği ve Ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgal ettiği zor bir dönemde Cumhurbaşkanı seçilen Aliyev, öncelikle orduyu güçlendirdi.

Azerbaycan yumruk gibi sımsıkı oldu ve kazandı

Azerbaycan yumruk gibi sımsıkı oldu ve kazandı


Silah ve mühimmat teçhizatı daha iyi hale getirilen Azerbaycan ordusu, karşı hamlelerde bulunarak Ermenistan ordusunun saldırılarını önledi. Yönetimi yasa dışı yollarla ele geçirmek isteyen bazı güçlerin çıkarttığı isyanları diplomatik manevralarla bastıran Aliyev, halkın desteğiyle iç karışıklıklara son verdi ve ülkenin istikrar sürecine adım atmasını sağladı. Ekonomik kalkınmanın da temelini atan Aliyev, başta Türkiye olmak üzere Türk dili konuşan ülkeler, Rusya, ABD ve Avrupa ülkeleriyle iyi ilişkiler kurarak ülkesinin uluslararası arenadaki yerini pekiştirdi.

Ve bugün; yönetimi, güçlü ordusu ve ekonomisiyle istikrar ülkesi Azerbaycan’da iktidarı, muhalefeti tüm siyasiler ve halk birlik, bütünlük içinde. Tek bir aykırı ses, hareket yok. Herkes ortak davalarının inancı ve kararlılığıyla birbirine kenetlenmiş durumda. Yani Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tanımıyla Azerbaycan sımsıkı demir yumruk gibi. Dolayısıyla da Azerbaycan mükemmel bir diplomasiyle, mükemmel bir siyasi manevrayla ve mükemmel bir askeri operasyonla işgal edilmiş topraklarını geri aldı. Can Azerbaycan zaferin mübarek olsun, sonsuza dek hep yumruk gibi böyle sımsıkı kal...