Tunca Bengin

Tunca Bengin

tunca.bengin@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Koronayla mücadele, terör, doğu Akdeniz, Karabağ gibi ülke içi, bölgesel ve küresel sıcak gelişmelere odaklanmışken, İzmir Seferihisar merkezli sallantıyla deprem gerçeğine döndük. O andan itibaren de zamana karşı verilen hayat kurtarma seferberliğini izledik, izliyoruz. Bu bağlamda da bir kez daha gördük ki afetlerin sonrasına dönük müdahalelerde, 1999’daki facianın ardından epey yol aldık ve gerçekten iyiyiz ama aynısını afetlere hazırlık açısından söylemek mümkün değil. Hem binaların güçlendirilmesi hem de deprem anında neler yapılması gerektiğini bilmek açısından. Yani arama kurtarma faaliyetleri, lojistik destek anlamında tüm kamu kuruluşları ile Sivil Toplum örgütleri anında organize olup yardıma koştular, ancak yine bildik engelle, görüntüyle karşılaştılar. Çünkü o kadar acı tecrübeye ve uyarıya rağmen insanlar yine cep telefonlarına yüklendi ve iletişim sıkıntısı yaşandı, sorumsuzca trafiğe çıkan araçlar nedeniyle yollar kilitlendi, dolayısıyla da kurtarma-yardım çalışmaları olumsuz anlamda etkiledi. Dahası resmi uyarılara itibar edilmezken, sosyal medyadaki yalan yanlış ya da abartılı paylaşımlarla panik katsayısı daha da arttı. Enkaz ve hasarlı bina görüntüleri ise inşaat kalitesi ile mühendislik hassasiyetindeki yetersizliği, rezaleti yine ortaya koydu…

Haberin Devamı

Dolayısıyla Türkiye’de deprem sorununun nasıl çözümleneceğine değil, neden kolay kolay çözümlenemediğine odaklanmak daha doğru. Şöyle ki; 485 aktif fayın olduğu 81 ilin 68’inden bir şekilde aktif fay geçtiği bir ülkede normalde ne yapılır? Riskin büyüklüğü, nasıl azaltılacağı, binaların güvenliği, alınacak önlemler, deprem anında yapılacaklar, destek olanakları araştırılıp öğrenilir ve herkes evlerinde gönül rahatlığıyla uyur. Ama biz ne yaptık? 20 senedir sadece her sallantıdan sonra depremi konuştuk, konuşuyoruz. Fayların, adlarını yerlerini, boylarını deprem üretme özelliklerini, doğrultu ya da yatay atımlı olup olmadıklarını dahi hepimiz ezberledik. Bir başka deyişle herkes deprem uzmanı oldu ama evde, işyerinde binaların sağlamlığını önemsemedi, hiç kimse konutunda en basit önlemleri dahi almadı. Binası için “İyi görünüyor” diyene inandı ya da “çürük” diyene kızdı, “İyi” diyeni buldu. Deprem anında neler yapılması gerektiğini ise hiç bilmiyor. Bu parası olan için de geçerli, eğitimi olan ya da olmayan için de geçerli, ancak konuşuyoruz. İcraat yok yani...Hem de bu işin şakasının olmadığını bile bile. Çünkü herkesin bildiği ama umursamadığı gerçek net:

Haberin Devamı

İzmir’i vuran, yarattığı tsunamiyle ürküten fayın kırılması gibi İstanbul’un korkusu olan fayın da tek ya da parçalı olarak kırılması kaçınılmaz. Zamanı da 1999’dan itibaren 30 yıl içinde (artı eksi 10-15 yıl) gibi periyot olarak belli ve felaket senaryosu açısından kum saati dolmak üzere, belki de doldu. O nedenle de artık her sallantıda sokağa dökülüp, ondan sonra bir şey yokmuş gibi hayata devam etmek yerine deprem gerçeğiyle yaşamaya odaklanmak daha doğru. Ki bu konuda neler yapılması gerektiği yapı stoku ve kentleşme için de belli, insanları bilinçlendirme açısından da belli. Ve bunlar uygulandığında, “Çatı üzerime çökmeyecek, okulda çocuğum, iş yerinde ben göçük altında kalmayacağım ya da olası bir felaket anında nasıl davranmam gerekiyor” gibisinden deprem korkularının aşılacağı da açık. Tıpkı Japonya örneğinde olduğu gibi. Orada 7-8 büyüklüğünde deprem oluyor ne bir panik ne de kargaşa yaşanıyor, insanlar evinde, işinde normal hayatına devam ediyor. Yani sınıfta kalmış durumdayız. Evet, kentsel dönüşüm diyerek çok sayıda bina yenilendi ama onların da doğru yerde ve doğru amaçla yapılmadığına, daha doğrusu rant odaklı olduğuna yönelik tartışmalar sürekli gündemde. Dahası, aradan 20 yıl geçmesine rağmen devlet daireleri, okullar, hastanelerin tamamı elden geçmiş değil...

Haberin Devamı

Açıkçası; sözün bittiği yerdeyiz. Yapılması gerekenler belli, binalarımızı hızla güvenli hale getirmek ve deprem anında nasıl davranacağımızı öğrenmek ve ciddiye almak. Çünkü deprem İzmir gibi İstanbul’un da gerçeği ve olası büyük sallantıya dönük en iyimser senaryo bile felaket. O nedenle de tam anlamıyla gerçek bir deprem seferberliği başlatmak şart. Yoksa bir sonraki sallantı, Allah saklasın, korkulan o büyük deprem olabilir ve bunları bir kez daha konuşmaya gerek bile kalmayabilir...