‘Bugün olsa 17 Ağustos’u bilirdik’

Ülke gündemi günlerdir siyasete odaklanmış durumda. Devletin, partilerin zirvesinde vedalar, başlangıçlar, devir-teslimler yaşanıyor ama, bu arada günlük hayatta farklı tartışmalar da oluyor. Örneğin, 2. Avrupa Deprem Mühendisliği ve Sismoloji Konferansı’nda olası İstanbul depreminin tehlikelerinin masaya yatırılması gibi. Açıkçası Ankara’da yeni kabinedeki kırılmalar, parametreler ön plana çıkarken, İstanbul’da “Depremi önceden belirlemek mümkün mü? sorusuna yanıt aranıyor. Bu konuda da “Hayır”cılar kadar, bilimsel çalışmaları örnek gösteren “Evet”çiler de var. Ve “Evet”çilerin en hararetli savunucularından, yani “depremi önceden bilmek mümkün” diyenlerden biri de İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Oğuz Gündoğdu. Ancak, bu noktada bile kafa karışıklığı yaşandığını, “Erken Uyarı Sistemiyle, Deprem Öncü İşaretleri İzleme Ağı”nın birbiriyle karıştırıldığını belirten Gündoğdu, şöyle diyor:
“Biri beş-on saniye öncesinden uyarıp, doğalgazı kesmek, trenleri otomatik olarak durdurmak gibi amaçlara yönelik bir sistem, diğeri özellikle büyük depremler öncesi doğadaki ve parametrelerdeki değişiklikleri izleyerek, bölge olarak depremin yeri ve büyüklüğünü saatler, günler öncesinden saptamayı hedefleyen bir çalışma...”
İlkinin örneği daha geçtiğimiz pazar günü yaşandı ve ABD’nin San Francisco kentinde olan 6.1 büyüklüğündeki depremi Kaliforniya Üniversitesi’ndeki erken uyarı sistemi 10 saniye önceden haber verdi. Peki ya ikincisi? Sorunun yanıtı Gündoğdu’dan:
“Buna yönelik projenin birinci aşamasında ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi’nde her türlü sismik hareketliliği izleyen istasyonlar kuruldu. Şimdi ikinci aşamada ek parametrelerle ölçümler daha hassas hale geliyor. Öncesinde bile 5 ve 5’ten büyük depremlerde tahmin yüzdesi 80’lerdeydi. Tahmin diyorum çünkü, kesinleşmesi demek depremi net bilmektir ve o aşamaya doğru gidiyoruz. Ama şunu söyleyebilirim, bugünkü cihazlar ve duyarlılıkta olsaydık, en azından bir iki hafta öncesinden 17 Ağustos depreminden haberimiz olacaktı. Şimdi de hedefimiz bu, çünkü aynı fay ve elimizde veriler var, hareketliliği önceden tespit edeceğiz. Örneğin şu anda büyük bir deprem olacak belirtisi yok, işaret almıyoruz yani.”
Alırsanız ne yapacaksanız?
“Hedef belli, bölge boşaltılacak. Ama o kararlılığı gösterecek olan devlet. Yoksa bizim yapacağımız bir şey yok. Zaten işin can alıcı kısmı da bu.”

Savcılığa soyunan akademisyenler!..

Hafta başı dört bir yanında “gizli” damgası bulunan sarı bir zarf aldık. Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğü’nden geliyordu ve dışı gibi zarfın içindeki iki sayfalık evrakda “gizli” damgalarıyla doluydu. Ama içeriği hiç de “gizli” olmayan tarafımızdan mahkeme ve savcılık başvurularına dayanılarak kamuoyuna duyurulmuş bir mobbing iddiasıyla ilgiliydi. Şimdi; mobbinge uğradığını iddia eden o öğretim üyesi hakkında “iftira attığı” gerekçesiyle başlatılan ceza soruşturmasında yetkili kurul suç unsuru oluşmadığına karar vermiş. Sonrasında ise gönderilen dosyayı inceleyen Danıştay’ın “eksikler var” kararıyla soruşturma yeniden başlamış. Buna dayanarak da Kırklareli Üniversitesi Rektörlüğü’nce “soruşturmacı” olarak atandıklarını belirten iki akademisyen (Prof. Dr. Vefa Saygılı, Doç. Dr. Bahtiyar Dursun), bizi de dinlemeye karar vermişler. Gönderdikleri “tanık davetiyesi” başlıklı yazı ve kullandıkları dil de aynen şöyle:
“2547 sayılı Kanunun(Yüksek Öğretim Kanunu) 53. maddesi uyarınca açılan ceza soruşturmasında, Danıştay 1. Dairesi kararı gereğince, 30/5/2013 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan ve tarafınıza ait “Mobbing Davası Açan Doçente Sürgün” köşe yazısı ile ilgili tanık olarak ifade vermek üzere 04 Eylül 2014 Perşembe günü saat 13.00’te Kırklareli Üniversitesi Rektörlük toplantı salonunda bulunmanız gerektiğini, bildirilen tarihte gelmediğiniz takdirde hakkınızda kanuni usullerin uygulanacağı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 145. maddesi uyarınca bildiririm.”
Meali şu: Gelmezsen, zorla getirilirsin. Nasıl ve hangi sıfatla yapacaklarsa?..