CHP’de aday ikilemi

Herkes “Erken, seçime daha çok var” diyor ama; CHP’de adaylık tartışması kızıştı. Çünkü parti üyesi olanların aday adaylığı için başvuracakları son tarih 31 Temmuz. Buna partili belediye başkanları da dahil. O nedenle ilçelerde başvurusunu yapıp da kulis çalışmalarına başlayan çok sayıda isim var. Ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı konusunda kafalar karışık. Bunda “Partiye üye olmadı” diye eleştirilen Mustafa Sarıgül kadar, kararsızlığını sürdüren CHP Genel Merkezi’nin payı da büyük. Bu kararsızlığın nedeni de farklı iki görüşün çekişmesi.
Bir grup partili diyor ki:”Havada 1989 (*) esintileri var. Siyasi konjonktür CHP’nin lehine işliyor. Aday kim olursa olsun başarı kaçınılmaz. O nedenle aday partiden olsun.”
Diğer grup ise tam aksini savunuyor:
“Kim olursa olsun kazanır anlayışı hiçbir siyasi parti için doğru değil. Her seçimin kendine özgü koşulları var. Seçimi kazanmak, başa güreşmek için doğru kişinin aday olması şart. Bu parti içinden ya da dışından olabilir.Yeterki paraşütle gelmesin. Parti kültürünü bilsin. Adının Mustafa, Ahmet, Mehmet olması da önemli değil.”
1989 esintisini savunanlar, Sarıgül’ün Deniz Baykal döneminde (2004) önerilen Büyükşehir Belediye Başkan adaylığından son anda vazgeçtiğini iddia ediyor. Onlara göre; bugünde Mustafa Sarıgül’ün kafası net değil. Sarıgül’ün adaylığına sıcak bakanlar ise popülaritesini ve kamuyu araştırmalarını öne sürüyor. Her iki grubun ortak paydası ise “parti ile pazarlık” konusunda taviz vermemek.
Dün bu sorunun nasıl aşılacağını İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’ya sordum. İşte yanıtı:
“İstanbul İl Başkanı olarak Türkiye’nin kanaat önderi bir sürü kimseyle görüşüyorum. Onların izlenimlerini alıyorum. Bu işin sonucunda da bir aday tespit noktasına gideceğiz,”
Genel Merkez sizi dinlemezse?
“Kesinlikle olmaz.Adayla genel merkez ya da örgütle genel merkez arasında çelişki çıkarsa o seçimin başarıyla sonuçlanması düşünülemez. Geçmiş örnekler bunu gösteriyor.”
(*)26 mart 1989 günü yapılan yerel seçimlerinde SHP, başta İstanbul,Ankara ve İzmir olmak üzere 39 belediye başkanlığı kazandı.

Polis de polis mağduru
Facebook’ta sendika haktır yazdım suçlandım. - Mahkeme, savcı kararı olmaksızın sorgulandım.
- Tehditle, baskıyla, yıldırma politikasıyla ifademi aldılar.
- Yazdıklarını imzalasam suçlu duruma düşecektim.
- Üniversite sınavına giren kızım, stres ve üzüntüden hastalandı.
- Özgür düşünce, özgür irade diye bir şey yok.
- Ülke, polis disiplin tüzüğüyle yönetiliyor.
Günümüz Türkiye’sinde sıkça duyduğumuz bu sözler; twitter ya da facebook hesaplarındaki yazı ve fotoğraflar nedeniyle suçlanıp, polisin sorguladığı binlerce mağdurun benzer feryadı. Ama bu kez durum farklı. Çünkü sözlerin sahibi 18 yıllık polis Ömer Osman Ceyhan. Yani sorgucu da, sorgulanan da polis...
Facebook’taki hesabında “sendika haktır” yazdığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan, Nisan 2013’te de meslekten ihraç edilen Ceyhan, şimdi Emniyet-Sen Genel Başkan Yardımcısı. Sorgucusunun (meslektaşının) tuzak sorularla ağzından laf almaya çalıştığını anlatan Ceyhan, bir başka polise yöneltilen suçlamayı da şöyle aktarıyor:
“Bunların iq’si (IQ) bu kadar sözleri küfür olarak algılandı ve soruşturma açıldı. Arkadaşımız taraflı sorgucuya durumu anlatamadı.”
Emniyet-Sen’in Genel Başkanı Faruk Sezer de facebook mağdurlarından. O da fotoğraf ve yazıları nedeniyle sorgulanmış.
Sezer’e göre; bugün durum daha da vahim. Sosyal medya takibiyle haklarında soruşturma açılan polis sayısı 10 bini aşmış. Bu konuda sendikadan hukuki destek isteyen polis sayısı da 6 binmiş. Bu arada, “Merkez”in emriyle polislerin mesai saatlerinde cep telefonlarıyla özel görüşme yapmaları da yasaklanmış. Amirinle konuşabilirsin ama; babanla, arkadaşınla asla. Polis içindeki huzursuzluğun dışarıya yansımasından korkulduğunu belirten Sezer, “Yakında akıllı telefonlar da yasaklanırsa hiç şaşmam” diyor.

Sağlıkta acı reçete
2012 verilerine göre; 44 milyar liralık toplam sağlık harcamalarının neredeyse yarısı (yüzde 42) ilaca gitmiş. Bir yanda kanser ilacı bulamayan insanlar, öte yanda israf olan milyar dolarlar.
Gelişmiş ülkelerde ilaca ayrılan payın yüzde 10-12 olduğunu belirten kardiyolog Prof. Dr. Gülümser Heper’e göre; bizdeki israfın nedeni doktorların ilaç yazma alışkanlığı. Bu paraların ilaç firmalarının cebine gittiğini söyleyen Prof. Heper,“İlaçla sağlık olmaz. Toplumun sağlığını düzeltmek gerekir” diyor.