CHP’de gerçekte ne değişti?

CHP’de herkes “Köklü değişime ihtiyaç var” diyor. Aslında bu CHP’de genel başkanlık koltuğunun değiştiği 22 Mayıs 2010’dan bu yana Kılıçdar-oğlu’ndan da sıkça duyduğumuz ancak içi doldurulamayan bir söylem. Ya da alınan her seçim yenilgisinden sonra veya gerçekleştirilen her kurultayda parti tabanına heyecan vermek amacıyla dillendirilen bir ritüel. Yani partide iktidar da muhalefet de yüzde 25 bandında sıkışan CHP’nin hem tabanına hem de sokaktaki insana umut olması için yenilenmesi konusunda hemfikir ama beklentiler ve içerikler konusunda 180 derece farklılık var. Daha yeni kurultaydan çıkan CHP’nin bugünkü durumu da aynı çünkü muhalifler “2023’te seçimlere yeni yönetim ve örgüt yapılanmasıyla gitmek şart” iddiasındaydı, kazanan taraf ise yenilenmeyi bir kez daha kişilerin değişimi olarak gördü ve yine sadece Kılıçdaroğlu’nun etrafındaki bazı isimler yenilendi. Ama bu arada bir süreliğine oyun dışı kalıp tekrar dönenler de oldu. Yani daha önce partide yenilenme için yönetimde olma vizesi alamayan bazı isimler CHP’yi 2023 seçimlerine taşıyacak yeni değişim umuduyla kadroda yer aldı. Dolayısıyla da soru şu:

CHP’de gerçekte ne değişti? Soruya CHP’de sistem değişimi iddiasıyla Kılıçdaroğlu’na rakip olmak isteyen ama delegelerden adaylık vizesi alamayan Prof. Dr. Aytuğ Atıcı yanıt veriyor:

“Hiçbir şey değişmediğini hepimiz gördük; genel başkan aynı genel başkan, Parti Meclisi’nde zihniyet aynı zihniyet olarak devam edecek, öyle görünüyor, bir şey değişmedi. CHP’de bir şey değişmeyince sistemde de bir şey değişmeyecek, öyle anlaşılıyor. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçları beklemek de akıllı insanların işi değil bence. Yani bizim CHP içerisindeki sistemi değiştirecek cesur adımlar atmamız lazım yoksa Kemal Bey döneminde 5 kere Parti Meclisi değişti, bu altıncısı oldu. Beş kere değişen PM bize ne kattı acaba? Her kurultayda neredeyse PM’nin yüzde 80’i değişiyor, tam 120 MYK üyesi değişti ama yine oylarımız düşüyor. Demek ki biz değişimi insan değiştirmekte değil, zihniyet değiştirmekte aramalıyız. O nedenle, CHP’de ciddi bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Bu zihniyet değişikliğinin de temeli kendisini gerçek sahibi olan üyeye teslim ettiği bir zihniyet değişikliğidir. Başkasına benzemeye çalışması değildir.”

Hangi anlamda?

“Ahmet gitti, Mehmet geldi değil, bizim manifestomuzda önerdiğimiz şeyler parti içi demokrasi ve iktidara giden yolda örgütlenme ve çalışma modelleri uygulanırsa biz ancak bir değişim yakalayabiliriz. Yoksa 2023’teki hedeflerimiz ne olacak, artık millet bunlara oy vermiyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki işte 13 maddelik bir manifesto gibi biz defalarca 10 maddelik, 15 maddelik, 7 maddelik bir sürü şey yayınlandı. Halk bunları duymak istemiyor, halk farklı bir şey yapın, bana dokunun diyor. Benim yanımda olun diyor. Doğru budur. Dolayısıyla, şu an için bir şey değişmemiştir CHP’de ama bu değişmeyecek anlamını taşımaz.”

Peki ya Kılıçdaroğlu’nun dostlarla birlikte iktidar hedefi? CHP iktidarı söylemi de mi değişti? Atıcı devam ediyor:

“Sayın Genel Başkanımız 2 yıldır CHP iktidarı lafını hemen hemen kullanmıyor. Yani 2018’de Millet İttifakı olarak seçime girdiğimizden itibaren CHP iktidarı lafını en azından ben duymadım, 2 yıldır Millet İttifakı diyor, Millet İttifakı’nda şunları yapacağız diyor. Şimdi Millet İttifakı’nın yetmeyeceğini anladı, dostlarımız demeye başladı. Bizim dostlarımız milletimizdir. Biz milletimizin rızasıyla ve oylarıyla ancak iktidar olabiliriz, dostlarımız bugün dosttur, yarın değildir. Düşman olmasa bile dost olmayabilir çünkü ideolojisi farklı olan partilerdir.”

Nasıl yani?

“Biz sol elimize HDP’nin bastonunu, sağ elimize diğer ittifak üyelerinin bastonunu alarak yürümeye çalışıyoruz. Bu doğru değildir; ver bastonumu kardeşim dediğinde, yere yığılacağız. Artık herkesi ciğerine kadar tanıyoruz. Denenmişleri yeniden denemeye ihtiyacımız yoktur. Bizim, CHP’ye yakışan, ilkelerine uygun yeni şeyler söylememiz gerekir. Yoksa Ahmet Davutoğlu’ndan medet umarsak olmaz. Babacan’dan medet umarsak olmaz. Bunlar bütün ferasetlerini gösterme fırsatı buldular, başbakan oldular, başbakan yardımcısı oldular ve çuvalladılar, yapamadılar. O yüzden de bir daha denemeye gerek yok. Abdullah Gül bütün ferasetini gösterdi, olmadı. Abdullah Gül’den bize cumhurbaşkanı olmaz. Akıllı insanlar yaşadıklarından ders alırlar, daha akıllı olanlar başkalarının da yaşadıklarından ders alırlar. Biz ders almak zorundayız...”